# BÖLÜM 3 — SU VE MUSİKİYLE GELEN RAHMET
# BÖLÜM 3 — SU VE MUSİKİYLE GELEN RAHMET
Dimitri, sarayın kapısından çıkarılırken arkasına dönüp son kez baktı.
Fatih Sultan Mehmed’in sözleri hâlâ aklındaydı. Ona inanmamıştı ama en azından dinlemişti. Şimdilik bu bile yeterliydi.
Yanındaki yeniçeri, dar bir sokağa girdiklerinde konuştu.
“Burada kalacaksın. Hekimler seni muayene edecek. Bir süre de gözümüzün önünde olacaksın.”
Dimitri adımlarını yavaşlattı.
“Yani tutuklu muyum?”
Yeniçeri omuz silkti.
“Padişah seni cezalandırmamızı emretmedi. Şimdilik bu kadarını bilmen yeter.”
Dimitri cevap vermedi. Ne özgürdü ne de tam anlamıyla esir. Üstelik içinde bulunduğu durumu açıklayabilecek tek bir insan bile yoktu.
Bir süre sonra darüşşifanın kapısına ulaştılar.
İçeri girdiğinde beklediğinin aksine bağrışmalarla karşılaşmadı. Avlunun ortasında küçük bir su havuzu vardı. Birkaç hasta gölgede oturuyor, uzaktan gelen ney sesi avlunun sessizliğine karışıyordu.
Dimitri kapının yanında durdu.
Burası bir tedavi yeriydi. Ama onun derdi neydi? Başındaki yara mı, yoksa on yıl boyunca nereye gittiğini bilmeden kaybolmuş olması mı?
“Gel,” dedi yeniçeri. “Hekim seni bekliyor.”
Dimitri onu takip etti.
Hekim, odada onu bekleyen orta yaşlı bir adamdı. Önce başındaki yarayı kontrol etti, ardından kollarındaki çiziklere baktı.
“Bunlar nasıl oldu?”
Dimitri bir an sustu.
“Hatırlamıyorum.”
Hekim başını kaldırıp yüzüne baktı.
“Hatırlamıyor musun, yoksa anlatmak mı istemiyorsun?”
“İkisi de olabilir.”
Hekim bu cevaba şaşırmış görünse de üstelemedi. Yaralarını temizleyip başını sardıktan sonra bir tabureye oturdu.
“Padişahın huzurunda anlattıklarını duydum. On yıl boyunca başka bir yerde yaşadığını, sonra bir anda kendini burada bulduğunu söylüyorsun.”
“Çünkü olan buydu.”
“Peki, senin için on yıl geçmiş miydi?”
Dimitri’nin yüzü gerildi.
“Hayır. Bana göre yalnızca birkaç dakika geçmişti.”
Hekim bir süre onu inceledi.
“Bunu anlamak kolay değil.”
“Benim için de değil.”
Bu kez hekim cevap vermedi. Dimitri’nin anlattıklarını kabul ettiğini söyleyemezdi ama onu hemen deli ilan etmeye de niyeti yoktu.
“Biraz dinlen. Sonra yeniden konuşuruz.”
Dimitri odadan çıkarken ilk kez birinin onu gerçekten dinlediğini hissetti. Bu, korkusunu geçirmemişti ama en azından kendini anlatmak için bağırmak zorunda kalmamıştı.
---
Öğleden sonra avluya çıktı.
Havuzun kenarındaki taş basamağa oturup suya baktı. Yüzeydeki küçük dalgalar, gökyüzünün görüntüsünü parçalayıp duruyordu.
On yıl.
Bu kelimeyi zihninde tekrarlamak bile canını yakıyordu.
Annesinin yüzü gözlerinin önüne geldi. Ardından Lukas’ı düşündü. Onu en son gördüğünde laboratuvarda, o tuhaf karışımın başındaydı. Dimitri hâlâ ne olduğunu anlayamamıştı. Bir anda her şey değişmiş, tanıdığı dünya elinden kayıp gitmişti.
Peki ya annesinden kalan kehribar kolye?
Elini boynuna götürdü.
Kolye yoktu.
Dimitri’nin nefesi kesilecek gibi oldu. Parmakları gömleğinin yakasını yokladı. Belki zincirinin altında kalmıştı. Belki kıyafetlerinin arasına sıkışmıştı.
Hiçbir şey bulamadı.
“Hay aksi…”
Başını eğdi. O kolye, annesinden geriye kalan tek hatıraydı. Onu kaybetmiş olamazdı. Üstelik kolye kırıldığında gördüğü işaret de hâlâ gözlerinin önündeydi.
Üç çizgi.
Bir dairenin içinde.
Dimitri gözlerini kapattı. Bir anlığına yine o karanlığı, sisin içinden gelen sesi ve kendisini içine çeken o tuhaf gücü hatırladı.
“Burada oturmak iyi geliyor mu?”
Dimitri gözlerini açtı.
Yanına yaşlı bir adam oturmuştu. Saçları bembeyazdı. Dizlerinin üzerine bıraktığı elleri hafifçe titriyordu.
“Bilmiyorum,” dedi Dimitri. “Şimdilik başka yapacak bir şeyim yok.”
Yaşlı adam hafifçe güldü.
“Buraya gelenlerin çoğu önce böyle söyler.”
“Burada uzun zamandır mı kalıyorsunuz?”
“Yeterince uzun.”
Adam suya baktı. Bir süre ikisi de konuşmadı.
Dimitri sonunda dayanamadı.
“Buradaki insanlar hep böyle sakin mi?”
Yaşlı adam ona döndü.
“Neye göre sakin? Herkesin derdi kendine.”
Dimitri istemsizce gülümsedi.
“Benim derdim biraz büyük galiba.”
“Öyle görünüyorsun.”
“On yıl kaybettiğinizi söylesem ne düşünürdünüz?”
Yaşlı adamın yüzündeki gülümseme silindi. Dimitri, kendisine yine deli muamelesi yapılacağını düşündü.
Ama adam yalnızca suya baktı.
“Önce neyi kaybettiğimi sorardım.”
Dimitri cevap veremedi.
Çünkü neyi kaybettiğini kendisi de bilmiyordu. Zamanını mı, geçmişini mi, yoksa bir daha asla göremeyeceği insanları mı?
Yaşlı adam ayağa kalkmak için dizlerine tutundu.
“Biraz dinlen. Her sorunun cevabını aynı gün bulamazsın.”
Dimitri onu izledi.
“Ya bazı soruların cevabı hiç yoksa?”
Adam yürümeye başlamıştı. Omzunun üzerinden dönüp baktı.
“O zaman insan, cevabını bulana kadar yaşamaya devam eder.”
Ardından ağır adımlarla avlunun diğer tarafına geçti.
Dimitri yeniden suya döndü. Adamın sözleri basitti ama aklında kalmıştı. Belki de şu an ihtiyacı olan şey, her şeyi hemen çözmeye çalışmak yerine biraz nefes almaktı.
Yine de içindeki huzursuzluk dinmiyordu.
Çünkü buraya nasıl geldiğini bilmiyordu.
Ve kolyesinin neden kaybolduğunu da…
---
Gece olduğunda darüşşifanın avlusu sessizleşti.
Dimitri odasına döndü. Yatağın kenarına oturup başındaki sargıya dokundu. Yorgundu ama uyuyabileceğinden emin değildi.
Tam uzanacağı sırada duvarda bir hareket fark etti.
Önce gözlerinin kendisine oyun oynadığını düşündü.
Sonra işaret belirdi.
Üç çizgi, bir dairenin içinde.
Dimitri olduğu yerde dondu.
Aynı işaret. Kolyesinin üzerinde gördüğü, kitabın sayfalarında karşılaştığı ve daha önce bu odanın duvarında beliren işaret.
“Hayır…” diye fısıldadı. “Yine mi?”
İşaretin çevresinde soluk bir kızıllık yayıldı.
Ardından odanın içinden bir kadın sesi yükseldi.
“Su seni sakinleştirdi mi, Dimitri?”
Dimitri hızla ayağa kalktı.
“Sen kimsin?”
Cevap gelmedi.
“Beni buraya sen mi getirdin? O kolyeye ne yaptın?”
Sessizlik.
Dimitri kapıya doğru bir adım attı ama durdu. Sanki sesin yeniden gelmesini bekliyordu.
“Benden ne istiyorsun?”
Kadın bu kez çok hafif güldü.
“Henüz doğru soruyu sormuyorsun.”
Dimitri’nin boğazı düğümlendi.
“Öyleyse doğru soru ne?”
İşaret bir an parladı.
Sonra kadın konuştu.
“Bunu hatırladığında anlayacaksın.”
Kızıllık söndü. İşaret, duvarın üzerinde eriyip gider gibi kayboldu.
Dimitri uzun süre kıpırdamadan durdu. Ardından kapıya koşup dışarı baktı. Koridorda bir görevli vardı; başka kimse görünmüyordu.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu görevli.
Dimitri ona baktı.
Kadının sesini anlatsa ne olacaktı? Yine başına bir hekim dikeceklerdi. Belki de onu gerçekten aklını yitirmiş biri sanacaklardı.
“Hayır,” dedi sonunda. “Bir şey yok.”
Kapıyı kapattı.
Yatağına oturdu ama gözlerini duvardan ayıramadı.
Kadın onu bulmuştu. Hem de burada, bu yabancı zamanda.
Dimitri artık yalnızca geçmişine dönmenin yolunu aramıyordu. O kadınların kim olduğunu ve kendisiyle neden uğraştıklarını da öğrenmek zorundaydı.
Çünkü belli ki, yaşadıkları henüz bitmemişti.