Keşfet

2. BÖLÜM — TUHAF BAKIŞLARIN GÖLGESİ

Meleklerin Yalanı.

2. BÖLÜM — TUHAF BAKIŞLARIN GÖLGESİ

Gözlerimi açtığımda birkaç saniye tavana baktım.

Nerede olduğumu anlamıyordum.

Başımı kaldırıp etrafa baktım. Burası kesinlikle benim odam değildi.

Yavaşça yataktan kalktım.

"Ben neredeyim?"

Dün geceyi hatırlamaya çalıştım.

Yağmur...

Araba...

Kaza...

Sonra o beyaz oda.

Ve karşımdaki kadın.

Kendisine melek diyordu.

Bir süre yatağın kenarında oturdum.

Gerçekten ölmüş olabilir miydim?

Bunu düşünmek bile garipti.

Ama başka bir açıklama da bulamıyordum.

Kaza yapmıştım. Sonra gözlerimi açtığımda bambaşka bir yerdeydim. O kadın bana ikinci bir şans verileceğini söylemişti.

Demek ki gerçekten ölmüştüm.

En azından ben böyle düşünüyordum.

"Tamam Umut."

Kendi kendime konuşurken derin bir nefes aldım.

"Önce nerede olduğunu anlamaya çalış."

Yataktan kalkıp pencereye gittim.

Perdeyi açtığım anda olduğum yerde kaldım.

Toprak yollar vardı.

Eski evler vardı.

Yan yana dizilmiş küçük evler...

Uzakta birkaç çocuk koşuyordu.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

"Londra'dan sonra burası da neresi?"

Telefonumu çıkardım.

Ekrana baktım.

Sinyal yoktu.

Telefonu pencereye doğru kaldırdım.

Biraz bekledim.

Hâlâ yoktu.

"Harika."

Telefonu biraz daha yukarı kaldırdım.

"Belki böyle çekiyordur."

Çekmedi.

"Tabii ki çekmiyor."

Telefonu cebime koydum.

Bugün başıma daha ne geleceğini gerçekten merak ediyordum.

---

Dışarı çıktığımda insanların bana baktığını fark ettim.

İlk başta umursamadım.

Ama yürüdükçe aynı şey devam etti.

Bir kadın yanındaki kadına bir şey söyledi.

İkisi de bana baktı.

Ben onlara bakınca sustular.

Kaşlarımı çattım.

"Ne var?"

Tabii ki bunu içimden söyledim.

Kimseye durduk yere çıkışacak değildim.

Üzerimdeki pembe ceket ve çantam burada biraz fazla dikkat çekiyor olabilirdi.

Açıkçası ben de onların yerinde olsam bana bakardım.

Bir süre yürüdükten sonra küçük bir bakkal gördüm.

İçeri girdim.

"Merhaba."

Tezgâhın arkasındaki adam başını kaldırdı.

"Merhaba."

Bir şişe su aldım.

Sonra aklıma telefon geldi.

"Burada internet çekiyor mu?"

Adam birkaç saniye düşündü.

"Bazen."

"Bazen mi?"

"Evet."

"Nasıl yani?"

Adam omuzlarını silkti.

"Havaya göre değişiyor."

Adama birkaç saniye baktım.

"İnternetin havayla ne ilgisi var?"

Gülümsedi.

"Burada bazı şeyler böyle."

Ben de istemeden güldüm.

"Tamam. Anladım."

Su için para çıkardım.

Adam paraya bakınca başını salladı.

"Bu olmaz."

"Nasıl olmaz?"

"Burada bunu kullanmıyoruz."

Elimdeki paraya baktım.

Sonra adama.

"Ben başka para taşımıyorum."

Adam suyu bana doğru itti.

"Sonra verirsin."

Şaşırdım.

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

"Teşekkür ederim."

Bakkaldan çıktığımda en azından biraz rahatlamıştım.

Buradaki ilk günüm için fena değildi.

Henüz kimse beni kovmamıştı.

Bu bile yeterliydi.

---

Öğleden sonra sahaya doğru yürüdüm.

Beyaz odadaki kadının söyledikleri aklımdan çıkmıyordu.

"Takıma gireceksin."

Kolay söylüyordu.

Sanki yıllardır futbol oynuyormuşum gibi.

Sahayı gördüğümde birkaç metre uzakta durdum.

Kızlar antrenman yapıyordu.

Top birinden diğerine gidiyor, herkes koşuyor, birbirine sesleniyordu.

Ben ise hiçbir şey anlamıyordum.

Futbol izlemeyi bile doğru düzgün bilmezdim.

Ben şimdi nasıl takımın içine girecektim?

Tam bunu düşünürken top hızla bana doğru geldi.

Ayağımın önünde durdu.

Bir kız uzaktan seslendi.

"Topu atsana!"

Topa baktım.

Sonra kıza baktım.

"Nereye?"

Kız şaşkın şaşkın bana baktı.

"Bana!"

"Tamam."

Ayağımı topa vurdum.

Top kızın yanına bile gitmeden başka tarafa doğru yuvarlandı.

Birkaç kişi güldü.

Yüzümün ısındığını hissettim.

"Tamam ya."

Ellerimi kaldırdım.

"İlk denememdi."

Aslında hayatımdaki ilk birkaç saniyelik futbol deneyimiydi.

Lara uzaktan bizi izliyordu.

Sonunda yanımıza geldi.

"Sen Umut'sun, değil mi?"

"Evet."

Bana baktı.

"Futbol oynuyor musun?"

"Hayır."

"Daha önce oynadın mı?"

"Hayır."

Kaşlarını kaldırdı.

"Hiç mi?"

"Hiç."

Lara birkaç saniye sustu.

Sonra sahaya baktı.

Tekrar bana döndü.

"O zaman burada ne işin var?"

İşte o soruyu ben de kendime soruyordum.

Beyaz odadaki kadını düşündüm.

Melek olduğunu söyleyen kadını...

Üç ayı...

İkinci şansı...

Bunları anlatsam bana deli gözüyle bakarlardı.

O yüzden sadece:

"Burada olmam gerektiğini söylediler."

dedim.

Lara'nın yüzü değişti.

"Kim söyledi?"

"Bilmiyorum."

"Bilmiyorsun?"

"Ben de pek bir şey anlamıyorum zaten."

Lara birkaç saniye bana baktı.

Sonra hafifçe başını salladı.

"İlginç."

"Benim için de."

Lara'nın yüzündeki ifade ciddileşti.

"Buradaki herkes senden nefret ediyor."

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

"Neden?"

Lara bana şaşkınlıkla baktı.

"Gerçekten bilmiyor musun?"

"Neyi?"

"Doping olayını."

Başımı eğdim.

"Biliyorum."

"O zaman neden buradasın?"

Bu soruya verecek bir cevabım yoktu.

Çünkü ben de bilmiyordum.

Sadece omuzlarımı silktim.

"Gerçekten bilmiyorum."

Lara birkaç saniye daha bana baktı.

Sonra arkasını dönüp sahaya gitti.

Ben de olduğum yerde kaldım.

Takımdaki diğer kızların bana baktığını fark ettim.

Kimse yanıma gelmiyordu.

Kimse konuşmuyordu.

O an buradaki işimin hiç kolay olmayacağını anladım.

---

Akşam eve döndüğümde doğruca odama çıktım.

Yatağın kenarına oturdum.

Lara'nın söyledikleri hâlâ aklımdaydı.

"Buradaki herkes senden nefret ediyor."

Başımı ellerimin arasına aldım.

"Tamam..."

Bir süre sessiz kaldım.

"Demek böyle olacak."

Beyaz odadaki kadının söylediklerini düşündüm.

Üç ayım vardı.

Takıma girmem gerekiyordu.

Futbol öğrenmem gerekiyordu.

Ve yaptığım şeyi düzeltmem gerekiyordu.

Ama ortada küçük bir sorun vardı.

Ben futbol bilmiyordum.

Takım beni istemiyordu.

Kimse bana yardım edecek gibi görünmüyordu.

Yine de pes etmek istemiyordum.

"Yarın yine giderim."

En azından deneyecektim.

---

Gece herkes uyuduktan sonra yatağa uzandım.

Tam gözlerimi kapatacaktım ki dışarıdan konuşma sesi geldi.

Önce önemsemedim.

Sonra ses biraz daha belirginleşti.

Yataktan kalkıp pencereye yaklaştım.

Dışarıda biri telefonla konuşuyordu.

Kimin olduğunu göremiyordum.

Sadece bazı kelimeler duyuluyordu.

"...henüz bilmiyor."

Kaşlarımı çattım.

Kimden bahsediyordu?

Bir süre sonra aynı kişi tekrar konuştu.

"Üç ay..."

Sonra ses kesildi.

Pencerenin önünde birkaç saniye daha bekledim.

Ama başka bir şey duymadım.

"Kim bu?"

Kendi kendime söyledim.

Belki yanlış duymuştum.

Belki konuşulan kişi ben değildim.

Yatağa geri döndüm.

Battaniyeyi üzerime çektim.

Gözlerimi kapattım.

Ama aklım hâlâ o konuşmadaydı.

"Henüz bilmiyor."

"Üç ay."

Ne anlama geldiğini bilmiyordum.

Ama nedense içim rahat değildi.

Gözlerimi kapatıp kendimi uyumaya zorladım.

Yarın yine sahaya gidecektim.

Şimdilik düşünmem gereken tek şey buydu.

Yorumlar

  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: bilerek öyle yaptım ama saçma ise düzenliyim ama
  • Tolga Korkut: umutdenizinin kafasının içindeki düşünceler ikilemde kalmasına neden oluyor gibi sanki
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: aynen öyle canım içi çok teşekkür ederim
  • Eda Zorlu: Bu kaptan Umutdenizine daha dikkatli davranmalıydı yoksa işler karışır