3. BÖLÜM — TOPRAĞIN ALTINDAKİ SESSİZLİK
3. BÖLÜM — TOPRAĞIN ALTINDAKİ SESSİZLİK
Kasabadaki üçüncü günümdü.
Her sabah aynı şeyi yaşıyordum.
Gözlerimi açıyor, birkaç saniye nerede olduğumu unutuyordum.
Sonra her şey aklıma geliyordu.
Kaza.
Beyaz oda.
Melek.
Üç ay.
Futbol.
Bir de insanların bana bakışları.
Başta alışırım sanmıştım.
Alışamadım.
Takımın yanına gittiğimde kimse benimle doğru düzgün konuşmuyordu.
Bir şey sorduğumda kısa cevap veriyorlardı.
Yanlarına oturduğumda bazen konuşmaları kesiliyordu.
Bir gün kızlardan biri üzerimdeki pembe cekete baktı.
Sonra yanındaki arkadaşına dönüp:
"Burada da podyum kuracak herhalde."
dedi.
İkisi güldü.
Duydum.
Ama hiçbir şey söylemedim.
Eskiden olsa kesin cevap verirdim.
Şimdi ise uğraşmak istemiyordum.
Zaten ne söylesem kimse beni dinlemeyecekti.
Futbol da düşündüğümden çok daha zordu.
Topu kontrol etmeye çalışıyordum, başka yere gidiyordu.
Pas vermeye çalışıyordum, yanlış kişiye gidiyordu.
Bazen ne zaman koşmam gerektiğini bile anlamıyordum.
Bir gün Lara yanıma gelip:
"Önce topu kontrol etmeyi öğren. Sonra diğer şeylere bakarız."
dedi.
Başımı salladım.
"Tamam."
Lara birkaç saniye yüzüme baktı.
"Gerçekten öğrenmek istiyor musun?"
Bu kez hemen cevap veremedim.
Çünkü gerçekten istiyor muydum?
Yoksa sadece burada kalabilmek için mecbur muydum?
Sonunda:
"Evet."
dedim.
Çünkü başka seçeneğim de yoktu.
Eğer gerçekten bana ikinci bir şans verildiyse, bunu boşa harcamak istemiyordum.
---
O akşam hava erken kararmıştı.
Evde durmak istemedim.
Ceketimi aldım ve dışarı çıktım.
Nereye gittiğimi ben de bilmiyordum.
Sadece yürüdüm.
Bir süre sonra kasabanın dışına çıktığımı fark ettim.
Karşıma eski bir mezarlık çıktı.
Kapının önünde durdum.
İçeri girmeyi düşünmüyordum.
Ama gözüm ilerideki mezarlardan birine takıldı.
Bir şey dikkatimi çekmişti.
Birkaç adım daha attım.
Sonra durdum.
Taşın üzerinde bir isim vardı.
UMUT DENİZ
Bir an nefes alamadım.
"Hayır..."
Bir adım daha yaklaştım.
Doğum tarihim.
Ölüm tarihim.
Hepsi oradaydı.
Dizlerimin bağı çözülmüş gibi çömeldim.
Elimi ağzıma götürdüm.
"Ben gerçekten..."
Devamını getiremedim.
Beyaz oda gözümün önüne geldi.
Kadının söyledikleri...
İkinci şans...
Üç ay...
Demek gerçekten ölmüştüm.
Bunu daha önce de düşünmüştüm.
Ama kendi mezarının karşısında durmak bambaşka bir şeymiş.
Gözlerim doldu.
"Annem..."
Sesim titredi.
"Annem beni gerçekten kaybetti."
Başımı eğdim.
Tam o sırada ayak sesleri duydum.
Birileri mezarlığa giriyordu.
Hemen ayağa kalkıp yakındaki ağacın arkasına geçtim.
Gelen kişiyi görünce kalbim sıkıştı.
Kardeşimdi.
Mezarımın yanına geldi.
Bir süre hiçbir şey söylemeden durdu.
Sonra yavaşça elini mezar taşının üzerine koydu.
"Abla..."
Gözlerimi kapattım.
Sesini duymak bile canımı acıtıyordu.
Kardeşim bir süre sustu.
Sonra:
"Herkes senin hakkında kötü konuşuyor."
Başımı ağacın arkasına yasladım.
Kardeşim devam etti.
"Ne olduğunu ben de bilmiyorum."
Bir süre mezara baktı.
"Ama seni özlüyorum."
Gözlerim doldu.
Kardeşim başını eğdi.
"Keşke gitmeden önce sana sarılsaydım."
Elimi ağzıma götürdüm.
Çünkü bunu duyunca geçmişte yaptıklarım aklıma geldi.
Kaç kez kardeşim yanıma geldiğinde onu geri çevirmiştim?
Kaç kez "Şimdi olmaz." demiştim?
Kaç kez kendi işlerimi ondan daha önemli görmüştüm?
İçimden tek bir cümle geçti.
Ben kötü bir abla mıydım?
Tam o sırada başka ayak sesleri duydum.
Başımı kaldırdım.
Abimdi.
Kardeşimin yanına geldi.
Bir süre mezar taşına baktı.
Sonra kardeşime döndü.
"Hadi, eve gidelim."
Kardeşim başını kaldırdı.
"Biraz daha kalabilir miyiz?"
Abim cevap vermeden mezara baktı.
Sonra:
"Onun için kendini fazla üzme."
dedi.
Bir süre sustu.
"Zaten bize pek zaman ayırmıyordu."
İçim acıdı.
Abimin sesi kızgın değildi.
Daha çok kırgındı.
"Hep işi vardı. Çekimleri vardı. Bir yerlere gidiyordu. İnsanlar onu her yerde görüyordu ama biz doğru düzgün göremiyorduk."
Kardeşim sessizce:
"Ama o kötü biri değildi."
dedi.
Abim hemen cevap vermedi.
Sonra başını eğdi.
"Bilmiyorum."
O iki kelime içime oturdu.
Benden nefret etmiyordu.
Sadece beni anlayamıyordu.
Aslında onları suçlayamazdım.
Ben de kendimi onlardan uzaklaştırmıştım.
Annem öldükten sonra daha da içine kapanmıştım.
Kimseyle konuşmak istememiştim.
Kardeşlerim bana yaklaşmaya çalıştığında bile ne yapacağımı bilememiştim.
Onları sevmediğimden değildi.
Sadece bunu göstermeyi bilmiyordum.
Şimdi ise yanlarında olmak istiyordum.
Ama artık yoktum.
Onlar mezarlıktan ayrılana kadar ağacın arkasından çıkmadım.
Ayak sesleri uzaklaşınca yavaşça çıktım.
Mezarımın karşısına geçtim.
Elimi taşın üzerine koydum.
Soğuktu.
"Özür dilerim."
Sesim neredeyse duyulmuyordu.
Bir süre hiçbir şey söylemeden mezara baktım.
Sonra:
"Eğer gerçekten ikinci bir şansım varsa..."
Boğazım düğümlendi.
"Bu kez farklı olmak istiyorum."
Gözlerimi sildim.
O an aklıma sadece ailem gelmedi.
Takım da geldi.
Lara geldi.
Yaptığım şey geldi.
Hepsi üst üste geldi.
Belki mesele sadece benim hayatım değildi.
Belki önce yaptığım şeyi düzeltmem gerekiyordu.
Ama nasıl yapacağımı hâlâ bilmiyordum.
Mezarlıktan çıkıp eve doğru yürümeye başladım.
Yol boyunca aklımda aynı sorular vardı.
Gerçekten ölmüş müydüm?
Kendi mezarımı görmüştüm.
Ailem beni kaybetmişti.
Her şey gerçek gibiydi.
Ama yine de içimde küçük bir şüphe vardı.
Neden bana ikinci bir şans verilmişti?
Neden üç ay?
Ve neden özellikle futbol?
Bunların hiçbirinin cevabını bilmiyordum.
Şimdilik düşünmekten başka yapabileceğim bir şey yoktu.
Yarın yine sahaya gidecektim.
Belki önce futbolu öğrenmem gerekiyordu.
Sonrasını da zaman gösterecekti.
Yorumlar
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: yavaş yavaş aklı geliyor
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim
- Kırmızı lekeli çocuk: @otukenkalemikalem harika bir anlatım olmuş
- Ece kaplan: Umut kendine çeki düzen vermeli artık
- Ahmet: yazdıkları çok acıydı
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim
- Zafer Kaan Genç: Umarım umut bu durumu aşar