Keşfet

11

Meleklerin Yalanı.

11. BÖLÜM — ARTIK İNKÂR EDEMİYORDUM

Ertesi sabah alarm çaldığında gözlerimi açmak istemedim.

Elimi uzatıp telefonu buldum ve alarmı kapattım.

Sonra tekrar yorganın altına girdim.

"Sadece beş dakika daha..."

Tam gözlerimi kapatacakken dün kendime verdiğim söz aklıma geldi.

Her gün çalışacağım.

Gözlerimi açtım.

"Of..."

Yataktan doğrulup birkaç saniye öylece oturdum.

Normalde bu saatte kalkmam gerekse bile alarmı birkaç kez ertelerdim. Biri gelip beni kaldırmadığı sürece yataktan çıkmak bile istemezdim.

Ama burada işler farklıydı.

Kimse beni zorlamıyordu.

Kimse peşimden gelip, "Umut, kalk artık," demiyordu.

Kalkıp kalkmamak tamamen bana kalmıştı.

Derin bir nefes aldım.

"Tamam. Kalkıyorum."

Ayağa kalktım.

Üstümü değiştirip saçımı toparladım. Aynadaki hâlime baktığımda gözlerimin altında hafif morluklar vardı.

Bir an eski hayatımı düşündüm.

Rahat yatağımı...

Hazır kahvemi...

İstediğim anda yaptırabildiğim her şeyi...

Sonra başımı salladım.

"Bitti o hayat."

Ayakkabılarımı giyip dışarı çıktım.

Sabahın soğuğu yüzüme çarptığında istemsizce ürperdim.

Ellerimi ceplerime sokup yürümeye başladım.

Sahaya vardığımda ortalık neredeyse bomboştu.

Kızların gelmesine daha zaman vardı.

İçimden bir ses, "Geri dön," dedi.

Ama dönmedim.

Topu alıp sahaya çıktım.

İlk denememde top ayağımdan açıldı.

"Harika."

Peşinden koştum.

Tekrar önüme koydum.

Bu kez ayağımla kontrol etmeye çalıştım.

Yine olmadı.

Top biraz daha uzağa kaçtı.

Peşinden giderken nefes nefese kaldım.

Topu yakaladığımda ellerimi dizlerime koydum.

"Ben gerçekten hiçbir şey bilmiyorum."

Bir an sinirlendim.

Sonra topa baktım.

"Öğreneceğim."

Tekrar başladım.

Topu kontrol etmeye çalıştım.

Sonra pas vermeyi denedim.

Bazen top istediğim yerde durdu, bazen ayağımdan yine kaçtı.

Ama bu kez peşinden gitmek zoruma gitmedi.

Çünkü dün olsa muhtemelen bırakıp giderdim.

Bir süre sonra Azra sahaya geldi.

Beni görünce şaşırdı.

"Sen erkenden mi geldin?"

"Galiba."

Azra saate baktı.

"Daha bayağı var."

"Biraz çalışayım dedim."

Yüzüme baktı.

Sonra topa.

"Sen iyi misin?"

"İyiyim."

Aslında bacaklarım şimdiden ağrımaya başlamıştı.

Ama bunu söylemedim.

Lara da biraz sonra geldi.

Beni görünce birkaç saniye durdu.

"Çalışıyorsun."

"Evet."

Lara başını salladı.

"Devam et."

Bu kadar basit bir cümleydi.

Ama nedense hoşuma gitti.

Antrenman başladığında işin, sabah tek başıma çalışmaktan çok daha zor olduğunu anladım.

Koşular başladı.

Birkaç dakika sonra nefesim kesildi.

Sonra pas çalışmasına geçtik.

Topu bazen yanlış yere attım.

Bazen kontrol edemedim.

Bir keresinde top ayağımdan çıkıp bambaşka bir yöne gitti.

Azra gülmeye başladı.

"Umut, top senden kaçıyor."

"Fark ettim."

Ben de gülmeye başladım.

Ama birkaç dakika sonra tekrar ciddileştim.

Çünkü gerçekten öğrenmek istiyordum.

Koşu sırasında bacaklarım ağırlaşmaya başladı.

Bir ara durup nefes almak istedim.

Tam duracakken dün verdiğim söz aklıma geldi.

Kaçmayacağım.

Dişlerimi sıktım.

Bir tur daha attım.

Sonra bir tur daha.

Antrenmanın sonunda kendimi bitmiş gibi hissediyordum.

Saçlarım terden yüzüme yapışmıştı.

Üstüm başım dağılmıştı.

Bacaklarım ağrıyordu.

Ama sahadan çıkarken yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı.

Bugün harika değildim.

Hatta hâlâ çok kötüydüm.

Ama dünkü Umut'la bugünkü Umut aynı değildi.

Dün sadece pişman olmuştum.

Bugün ise gerçekten bir şey yapmak için uğraşmıştım.

Çantamı omzuma taktım.

Sahaya son kez baktım.

"Yarın yine geleceğim."

Sonra kendi kendime ekledim:

"Ne kadar zor olursa olsun."

Bu kez bunu söylerken gerçekten inanıyordum.