🧪 1. BÖLÜM: SADECE BİR İŞ KAZASIYDI
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
🧪 1. BÖLÜM: SADECE BİR İŞ KAZASIYDI
Kaza Öncesi: Sıradan Bir Salı
Benim adım Mert.
Hayatım boyunca en büyük başarım, kan tahlili sırasında hemşirenin elinde pamukla:
— Mert Bey, uyanın!
diye bağırmasına sebep olan kırk beş saniyelik bayılma rekorumdur.
Ben böyle biriyim.
Parmağım kâğıtla kesilse vasiyetimi yazmaya başlarım.
O akşam evde de her şey normaldi.
Annem mutfaktan sesleniyordu:
— Oğlum, şu çöpü de döküver. Baban gelmeden sofrayı hazırlayayım.
Babam ise televizyonun karşısında oturmuş, kumandayı elinde çevirip duruyordu.
— Yine zam gelmiş! Yandık vallahi.
Sanki zamları televizyondaki spiker yapıyormuş gibi kanalı değiştirdi.
Montumu giyerken anneme seslendim.
— Anne, laboratuvarda mesaiye kalacağım. Yeni proje var, biraz geç gelirim.
Annem hemen arkamdan seslendi:
— Aman dikkat et oğlum. Bir yerini kesme. Biliyorsun senin bünyeyi.
— Tamam anne.
Kapıdan çıkarken son söylediği şeyi duymazdan geldim.
Çünkü annemin beni kan konusunda bu kadar iyi tanımasının bir sebebi vardı.
Ben kan görünce gerçekten dayanamıyordum.
Keşke o gece sadece küçük bir kesikle kurtulabilseydim.
O Uğursuz Mesai
Saat gece on bire geliyordu.
Laboratuvar neredeyse tamamen sessizdi.
Ben, üzerinde “Yarasa Geni Modifikasyonu” yazan deney tüplerinden biriyle çalışıyordum. Projenin amacı, yarasa genleri üzerinde yapılan değişikliklerin insan hücreleriyle nasıl etkileşime girdiğini araştırmaktı.
Açıkçası kulağa pek güven verici gelmiyordu.
Masadaki tüpün içindeki mavi sıvı hafifçe parlıyordu.
Tam o sırada telefonum çaldı.
Annem.
— Efendim anne?
— Mert, gelirken iki ekmek al. Fırın kapanmadan yetiş.
Saate baktım.
— Anne, saat on bir olmuş.
— Olsun. Ekmek de lazım.
— Tamam, alırım.
Telefonu kapatırken elimdeki tüpü biraz fazla sıktığımı fark etmedim.
Telefonun titreşimiyle elim oynadı.
Tüp masanın kenarına çarptı.
PAAT!
Cam parçaları etrafa saçıldı.
Mavi sıvının bir kısmı yere döküldü.
Ben refleksle elimi geri çektim ama çok geçti.
Parmağımda küçücük bir kesik oluşmuştu.
Normalde o anda bayılmam gerekiyordu.
Ama garip bir şekilde bayılmadım.
Aksine, kesikten içeri giren sıvıyla birlikte bütün vücudumdan kısa bir elektriklenme geçti.
Olduğum yerde kaldım.
Bir süre hiçbir şey olmadı.
Sonra...
Her şey değişmiş gibi geldi.
Duvar saatinin tik taklarını normalden çok daha net duyuyordum.
Koridorun diğer ucundan gelen ayak seslerini bile ayırt edebiliyordum.
Burnuma da garip kokular gelmeye başlamıştı.
Hatta güvenlik görevlisinin biraz önce içtiği sigaranın kokusunu bile uzaktan alabiliyordum.
Elime baktım.
Parmağımdaki kesik neredeyse kapanmıştı.
Kaşlarımı çattım.
— Bu hiç normal değil.
O sırada telefonum yeniden çaldı.
Annemdi.
— Mert, ekmeği unutma!
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
— Unutmam anne.
Ama içimden geçen tek şey şuydu:
Ben galiba bu gece eve biraz farklı gideceğim.
Kaza Sonrası: Eve Dönüş
Eve geldiğimde gece yarısını geçmişti.
Anahtarı çevirip kapıyı açtım.
Daha içeri girer girmez burnuma yoğun bir koku geldi.
Duraksadım.
Ciğer.
Annem mutfakta ciğer hazırlıyordu.
Normalde bu kokudan midem bulanırdı.
Ama bu sefer...
Garip bir şekilde hoşuma gitmişti.
Ayakkabılarımı çıkarıp mutfağa doğru yürüdüm.
— Anne? Ne yapıyorsun?
— Kasaptan ciğer aldım. Yarın için hazırlıyorum. Gel de bir bak, tazecik.
Mutfağa girdim.
Annem elindeki bıçakla ciğerleri hazırlıyordu.
Benim gözüm ise tahtanın üzerindeki kırmızı sıvıya takıldı.
Bir anda midem bulandı.
Ama aynı anda ağzım sulandı.
Ne olduğunu anlamıyordum.
Annem bana baktı.
— Oğlum, niye öyle bakıyorsun? Kurt gibi dikildin ciğere.
Hemen gözlerimi başka tarafa çevirdim.
— Şey... Çok taze görünüyor.
— Ciğer sonuçta. Taze olacak tabii.
Bir adım geri çekildim.
İçimde garip bir dürtü vardı.
Bir tarafım o kırmızı sıvıya yaklaşmak istiyordu.
Diğer tarafım ise yıllardır yaptığı şeyi söylüyordu:
Uzak dur!
Kafamın içi karışmıştı.
Bir an için gözüm karardı.
Sonra...
KÜÜT!
Kendimi yerde buldum.
Annem panikle eğildi.
— Aman Allah'ım! Mert!
Sonra başını iki yana salladı.
— Yine başladı bizimki. Kan gördü mü gidiyor.
Babam salondan seslendi:
— Ne oldu?
— Mert bayıldı!
— Daha eve geleli beş dakika olmadı!
Annem bağırdı:
— Bey, kolonya getir!
Ben gözlerimi açmaya çalışırken tavana baktım.
Aklımdan tek bir düşünce geçti:
Bu işte bir gariplik var.
Ertesi Sabah: Hayatta Kalma Sanatı
Sabah uyandığımda midem kazınıyordu.
Ama bu normal bir açlık değildi.
Sanki bütün gece hiçbir şey yememişim gibi hissediyordum.
Mutfağa gittiğimde annem kahvaltı hazırlıyordu.
Beni görünce masadaki bardağı uzattı.
— Sana nar suyu sıktım. Kan yapar.
Bardağı aldım.
Kırmızı sıvıya bakınca başım hafifçe döndü.
Garip olan ise bu kez sadece korkmam değildi.
İçimde bir yandan da inanılmaz bir iştah oluşmuştu.
Bardağı masaya bıraktım.
— Anne...
— Ne oldu?
— Benim gözlerimi bağlar mısın?
Annem kaşlarını kaldırdı.
— Niye?
— Şey... Tadını daha iyi almak istiyorum.
— Nar suyunun tadını gözün açıkken alamıyor musun?
— Bilmiyorum. Bir deneyeyim.
Annem anlamasa da tülbenti alıp gözlerimi bağladı.
Ben de cebimden çıkardığım siyah pipeti bardağa soktum.
Bir yudum aldım.
Sonra bir tane daha.
Gözlerim kapalıyken içmek daha kolaydı.
İçimden:
Tamam... Görmeyince gerçekten güzel.
diye geçirdim.
Tam o sırada babam mutfağa girdi.
Beni gözlerim bağlı, pipetle nar suyu içerken görünce birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra anneme döndü.
— Hanım...
— Ne?
Babam beni gösterdi.
— Bizim oğlan sabah sabah niye korsan gibi kahvaltı yapıyor?
Annem omuzlarını silkti.
— Ben de anlamadım.
Babam yanıma geldi.
— Mert?
— Efendim baba?
— Laboratuvarda gerçekten başına bir şey düştü mü senin?
Tülbendin altından gözlerimi açtım.
Cevap veremedim.
Çünkü ben de aynı şeyi düşünüyordum.
Dün gece laboratuvarda yaşanan şey neyse...
Belli ki daha yeni başlıyordu.
Yorumlar
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: Kaza ah kaza Mert başkası çok teşekkür ederim
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: yaaa çok teşekkür ederim canım içi
- Gecegece99: gerçek bir günlük okuyorum gibi
- DJ Slot: Kaza sonrası her şey değişiyor gibi