Keşfet

40 – İLK DERS

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

BÖLÜM 40 – İLK DERS

Sabah alarm çaldığında gözümü açmak istemedim.

Bugün okulda ilk dersimdi.

Öğretmen olarak.

Yatakta birkaç saniye oturdum.

Sonra aklıma güneş geldi.

— Harika...

Perdeyi araladım.

Güneş doğrudan yüzüme vurdu.

Perdeyi hemen kapattım.

— Daha başlamadan kavga ettik.

Dolabın karşısına geçtim.

Gömlek.

Pantolon.

Ceket.

Güneş gözlüğü.

Gözlüğü elime aldım.

— Bunu sınıfta takarsam beni ciddiye almazlar.

Çantaya koydum.

Sonra ince ceketi giydim.

Annem odaya girdi.

— Hazır mısın?

— Hazırım.

Bana baktı.

— Ceketle mi gideceksin?

— Evet.

— Hava sıcak.

— Ben üşüyorum.

Annem kaşlarını kaldırdı.

— Senin sıcaklık anlayışın değişti galiba.

— Biraz.

— Neyse. Kahvaltını yaptın mı?

— Yaptım.

— Nar suyunu aldın mı?

Durup anneme baktım.

— O da nereden çıktı?

— Çantana koyduğunu gördüm.

— Evet.

Annem güldü.

— Öğretmenliğe nar suyuyla mı başlıyorsun?

— Herkesin bir desteğe ihtiyacı var.

— Seninki nar suyu demek.

Cevap vermedim.

Çantayı alıp çıktım.

Okula giderken mümkün olduğunca gölgede yürüdüm.

Kapıya geldiğimde güneş tam karşımdan vuruyordu.

Güneş gözlüğünü taktım.

Okulun kapısından girince çıkardım.

Bir öğrenci bana baktı.

Sonra gözlüğe baktı.

— Hocam, gözlük güzelmiş.

— Sağ ol.

— Güneşten mi?

— Evet.

— Ben de güneşte takıyorum.

— Güzel.

Çok normal bir konuşmaydı.

İçim rahatladı.

Öğretmenler odasına geçtim.

Bir öğretmen:

— İlk gün heyecanlı mısınız?

— Biraz.

— Alışırsınız.

— İnşallah.

Ders saati geldi.

10-B'nin kapısının önünde durdum.

İçeriden sesler geliyordu.

Derin bir nefes aldım.

Kapıyı açtım.

— Günaydın arkadaşlar.

— Günaydın hocam!

Tahtaya adımı yazdım.

Tam arkamı döndüm.

Güneş yine pencerenin arasından içeri vuruyordu.

Gözlerimi kıstım.

Bir öğrenci:

— Hocam, perdeyi kapatalım mı?

— Olur.

Öğrenci kalktı.

Perdeyi kapattı.

— Teşekkür ederim.

— Rica ederim hocam.

Ders başladı.

Beş dakika sonra arka sıradan bir öğrenci elini kaldırdı.

— Hocam.

— Buyur.

— Siz güneşi sevmiyor musunuz?

Sınıfta birkaç kişi güldü.

Ben de güldüm.

— Çok sıcak olunca sevmiyorum.

— Ama bugün o kadar sıcak değil.

— Ben biraz hassasım.

Öğrenci başını salladı.

— Anladım.

İki saniye sonra tekrar elini kaldırdı.

— Hocam.

— Evet?

— Kışın da mı böyle olacaksınız?

Sınıf güldü.

Ben de dayanamadım.

— Kışın güneş biraz daha az sorun çıkarıyor.

— Tamam hocam.

Derse devam ettim.

Bir süre sonra boğazım kurudu.

Çantamdan su çıkaracaktım.

Nar suyunu çıkardım.

Sınıftan biri:

— Hocam, o nar suyu mu?

— Evet.

— Her gün mü içiyorsunuz?

— Aşağı yukarı.

Başka bir öğrenci:

— Hocam, siz bayağı seviyorsunuz.

— Evet.

— Bizim kantinde de var.

— Biliyorum.

— Siz kantinden almıyor musunuz?

Bir an durdum.

— Ben... evden getiriyorum.

— Neden?

— Daha güvenli.

Sınıf sessizleşti.

Bir öğrenci:

— Güvenli mi?

Ne diyeceğimi bilemedim.

— Yani... alıştığım marka.

— Hee.

Öğrenci başını salladı.

Ben de içimden rahatladım.

Bir süre sonra güneş perde arasından yine içeri girdi.

Bu kez doğrudan tahtanın üzerine vurdu.

Bir öğrenci:

— Hocam, güneş tahtayı aydınlatıyor.

— Evet.

— Güzel değil mi?

— Güzel.

— O zaman niye perdeyi kapatıyoruz?

Sınıftan kahkaha yükseldi.

Ben de gülmeye başladım.

— Çünkü tahtayı ben de görmek istiyorum.

Öğrenci:

— Hocam, sizde bir gariplik var.

Bir an sustum.

— Öğretmenlerin de kendine göre gariplikleri olur.

— Doğru.

Konu kapandı.

Dersin sonlarına doğru bir öğrenci:

— Hocam, siz hep ceketle mi geziyorsunuz?

— Genelde.

— Kravat da takacak mısınız?

— Hayır.

— Neden?

— Fazlası beni boğuyor.

Öğrenci:

— Hocam, siz biraz değişiksiniz.

— İlk günden bunu öğrendiğinize göre hızlı ilerliyoruz.

Sınıf yine güldü.

Zil çaldı.

Öğrenciler çantalarını toplamaya başladı.

Bir öğrenci çıkarken:

— Hocam, yarın da perdeyi kapatırız.

— Çok teşekkür ederim.

Başka biri:

— Nar suyunu da unutmayın.

— Onu hiç unutmuyorum.

— Belli oluyor hocam.

Öğrenciler çıktı.

Sınıfta yalnız kaldım.

Sandalyeye oturdum.

İlk ders bitmişti.

Kimse sırrımı öğrenmemişti.

Ama artık sınıfta iki şey kesinleşmişti:

Ben güneşi sevmiyordum.

Ve nar suyunu çok seviyordum.

Şimdilik sorun yoktu.

Ta ki kapı tekrar açılana kadar.

Az önceki öğrenci kafasını içeri uzattı.

— Hocam!

— Efendim?

— Bir şey soracağım.

— Sor.

— Siz gerçekten öğretmen misiniz?

Bir an ona baktım.

— Evet.

— Tamam.

Kapıyı kapattı.

Ben de sandalyeye yaslandım.

— İlk gün ve şimdiden sorgulanıyorum.

Tam ayağa kalkacakken ayağım sandalyenin ayağına takıldı.

Sandalyeyi zor tuttum.

Kapı tekrar açıldı.

Öğrenci başını uzattı.

— Hocam?

— Efendim?

— İyi misiniz?

— İyiyim.

Öğrenci yere, sonra bana baktı.

— Siz biraz sakarsınız galiba.

Bir saniye sustum.

— O konuya hiç girmeyelim.

Öğrenci gülerek kapıyı kapattı.

Ben de kendi kendime güldüm.

İlk ders bitmişti.

Öğrenciler beni güneşi sevmeyen, nar suyu içen ve biraz sakar bir öğretmen olarak tanımıştı.

Açıkçası...

Bundan daha iyi bir başlangıç düşünemiyordum.