Keşfet

43. BÖLÜM — DENİZ, TUZLU SU VE BİR VAMPİR

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

43. BÖLÜM — DENİZ, TUZLU SU VE BİR VAMPİR

Hafta sonu sabahı daha kahvaltımı bile bitirmeden annem salona girdi.

— Mert, hazırlan.

Başımı kaldırdım.

— Nereye?

Annem bana baktı.

— Denize.

— Bugün mü?

— Evet, bugün.

Kardeşim arkamdan seslendi.

— Abi, dün söyledik ya.

— Ben unuttum.

— Nasıl unuttun?

— Başka şeyler düşünüyordum.

Kardeşim güldü.

— Ne düşünüyordun?

— Hiç.

Güneş.

Sıcak.

Bir de deniz.

Üçü bir arada olunca pek heveslenemiyordum.

Annem çantayı önüme bıraktı.

— Hadi, üstünü değiştir.

— Tamam.

Odaya geçtim.

Mayomu, havlumu ve yedek tişörtümü çantaya koydum.

Sonra güneş gözlüğümü aldım.

Bir an durdum.

Nar suyunu da çantaya koydum.

Kardeşim kapının önünde belirdi.

— Onu da mı götürüyorsun?

— Evet.

— Denize nar suyuyla mı gireceksin?

— Denize girmeden önce içeceğim.

— Niye?

— Çünkü seviyorum.

— Sen gerçekten garipsin.

— Bunu söyleyen kaçıncı kişisin, bilmiyorum.

Arabaya bindik.

Babam direksiyondaydı.

Annem yanındaydı.

Kardeşim benim yanımda oturuyordu.

Yol boyunca herkes denizden bahsetti.

Ben ise camdan dışarı bakıyordum.

Güneş yüzüme vurdukça biraz daha geriye çekiliyordum.

Kardeşim bunu fark etti.

— Abi, camı kapatsana.

— Sen kapat.

— Senin tarafın.

— Benim kolum şu an çalışmıyor.

Kardeşim bana baktı.

— Daha arabaya bineli on dakika oldu.

— Yoruldum.

Babam dikiz aynasından bize baktı.

— Daha denize gitmeden kavga etmeyin.

— Kavga etmiyoruz baba.

Kardeşim hemen araya girdi.

— Abi kavga etmiyor. Güneşle tartışıyor.

Babam güldü.

Ben cevap vermedim.

Denize vardığımızda herkes arabadan indi.

Ben birkaç saniye yerimde oturdum.

Kardeşim kapıyı açıp bana baktı.

— İn.

— İniyorum.

— Niye bekliyorsun?

— Ayakkabımın bağcığı.

Kardeşim aşağı baktı.

— Bağcığın bağlı.

— Şimdi çözülecek.

— Abi...

— Tamam, geliyorum.

Sahile yürüdüğümüzde annem hemen şemsiyeyi açtı.

Ben de hiç düşünmeden altına oturdum.

Kardeşim bana baktı.

— Sen denize mi geldin, gölgeye mi?

— İkisine de.

— Ama deniz orada.

— Gördüm.

— Girmeyecek misin?

— Birazdan.

Kardeşim hiç beklemeden denize koştu.

Ben de yavaşça ayağa kalktım.

Denizin kenarına gittim.

Ayaklarımı suya soktum.

Soğuktu.

— Güzelmiş.

Kardeşim uzaktan bağırdı:

— Ne dedin?

— Hiç!

Biraz daha ilerledim.

Su dizlerime geldi.

Sonra belime kadar çıktı.

Tuzlu suyun tadı ağzıma gelince yüzümü buruşturdum.

— Of!

Kardeşim güldü.

— Ne oldu?

— Tuzlu.

— Deniz suyu o!

— Biliyorum.

— E ne bekliyordun?

— Bilmiyorum. Biraz daha... su gibi olabilirdi.

Kardeşim kahkaha attı.

— Su zaten!

— Ama tuzlu.

— Deniz bu abi!

— Tamam, tamam.

Biraz daha yüzdüm.

Fakat birkaç dakika sonra cildimde rahatsız edici bir his başladı.

Güneş de tepemdeydi.

Bir anda denizden çıkmak istedim.

Kardeşim:

— Nereye?

— Çıkıyorum.

— Daha yeni girdin.

— Yeter.

— Abi, yüzmeyi bilmiyor musun?

— Biliyorum.

— O zaman niye çıkıyorsun?

— Denizle aramızda bazı anlaşmazlıklar çıktı.

Kardeşim gülmeye başladı.

Kıyıya çıkıp havluyu aldım.

Annem bana baktı.

— Ne oldu?

— Tuzlu su.

— Deniz suyu tuzlu olur.

— Bugün öğrendim.

Annem güldü.

— Sen hiç denize girmedin mi?

— Girdim.

— Ne zaman?

Bir an sustum.

— Uzun zaman önce.

Kardeşim hemen atladı.

— Abi denizden korkuyor.

— Korkmuyorum.

— O zaman tekrar gir.

— Şu an konuşmak istemiyorum.

— Korkuyorsun.

— Korkmuyorum.

— Korkuyorsun.

— Korkmuyorum!

Annem ikimize baktı.

— Yeter artık. İkiniz de çocuk gibisiniz.

Kardeşim gülerek denize geri koştu.

Ben de şemsiyenin altına geçtim.

Çantamdan nar suyunu çıkardım.

Kapağını açıp bir yudum aldım.

Kardeşim uzaktan bağırdı:

— Abi!

— Ne?

— Nar suyunu denize dökme!

— Niye dökeyim?

— Bilmiyorum. Senin ne yapacağın belli olmaz.

— Çok komiksin.

Bir süre sonra annem yanıma oturdu.

— İyi misin?

— İyiyim.

— Güneş rahatsız ediyor mu?

— Biraz.

— O zaman gölgede kal.

— Zaten onun için buradayım.

Annem gülümsedi.

— Sen yazın da böyleydin.

İçimden “Keşke sadece yazın olsaydı” diye geçirdim.

Tam o sırada kardeşim tekrar yanıma geldi.

— Abi, hadi bir kere daha gir.

— Hayır.

— Bir kere.

— Hayır.

— Beş dakika.

— Hayır.

— İki dakika.

— Hayır.

— Otuz saniye?

Ona baktım.

— Sen pazarlık yapmayı nereden öğrendin?

— Senden.

— Ben böyle bir şey öğretmedim.

— Öğrettin.

Başımı salladım.

— Git yüz.

Kardeşim tekrar denize koştu.

Ben de nar suyumu içmeye devam ettim.

Bir süre sonra babam yanıma geldi.

— Denize girmeyecek misin?

— Girdim.

— Beş dakika durdun.

— O da bir başarı.

Babam güldü.

— Senin deniz maceran da böyle mi bitecek?

Nar suyundan bir yudum daha aldım.

— Evet.

Babam başını sallayıp uzaklaştı.

Ben de şemsiyenin altına biraz daha çekildim.

Kardeşim uzaktan yine bağırdı:

— Mert!

— Ne var?

— Hadi!

— Gelmiyorum!

— Korkak!

— Duymazdan geliyorum!

— Korkaksın!

— Duymuyorum!

Annem kahkaha attı.

Ben de istemeden güldüm.

Sonra nar suyuma baktım.

— En azından sen sorun çıkarmıyorsun.

Bir yudum daha aldım.

— Sen böyle devam et.