45. BÖLÜM — KURBAN BAYRAMINDA KORKAN VAMPİR
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
45. BÖLÜM — KURBAN BAYRAMINDA KORKAN VAMPİR
Bayram sabahı erkenden uyandım.
Beni uyandıran alarm değildi.
Dışarıdan gelen seslerdi.
Sokakta insanlar konuşuyor, arabalar gelip gidiyor, birileri birbirine bayramlaşıyordu.
Gözlerimi açıp birkaç saniye tavana baktım.
Sonra telefonuma uzandım.
Tarihi görünce bir anda doğruldum.
Kurban Bayramı.
Bir süre ekrana baktım.
Sonra tekrar yatağa uzandım.
— Ben bugün dışarı çıkmayacağım.
Kendi kendime verdiğim karar yaklaşık on saniye sürdü.
Çünkü mutfaktan annemin sesi geldi.
— Mert! Kalktın mı?
Gözlerimi kapattım.
— Hayır!
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra kapı açıldı.
Annem kapının önünde durdu.
— Hayır mı?
— Evet.
— Az önce cevap verdin ama.
— Refleks.
Annem başını iki yana salladı.
— Kalk. Bayram.
Yataktan çıkarken ayağım terliğe takıldı.
Dengemi kaybedip yatağın kenarına tutundum.
Annem bana baktı.
— Daha yeni kalktın, ne yaptın?
— Hiçbir şey.
— Ayağın takıldı.
— Terlik yanlış yerdeydi.
— Terlik yerde olur zaten.
— Bugün herkes bana karşı.
Annem gülerek odadan çıktı.
Ben de üstümü değiştirip banyoya gittim.
Aynaya baktım.
Bugün benim için hiç iyi bir gün olmayacaktı.
Çünkü ben vampirdim.
Ama kan görünce bayılan bir vampirdim.
Normalde vampirlerin böyle bir şeyden korkması saçma gelebilirdi.
Bana da saçma geliyordu.
Ama elimden bir şey gelmiyordu.
Kahvaltı masasına indiğimde herkes hazırdı.
Babam çayını içiyor, annem masaya tabakları koyuyordu.
Kardeşim telefonuyla uğraşıyordu.
Beni görünce başını kaldırdı.
— Sonunda geldin.
Sandalyeye oturdum.
— Bayramın mübarek olsun.
— Senin de.
Annem önüme bir tabak koydu.
— Ye.
Tabakta peynir, zeytin, domates ve ekmek vardı.
Gayet normal bir kahvaltıydı.
İçim rahatladı.
Tam ekmeğe uzanmıştım ki dışarıdan bir araba sesi geldi.
Ardından kapı açıldı.
Bir akrabamız içeri girdi.
— Bayramınız mübarek olsun!
Herkes ayağa kalktı.
Ben de kalktım.
Adamın elinde büyük bir poşet vardı.
Poşeti görünce gözlerim büyüdü.
— O ne?
— Et.
Elimdeki ekmek masaya düştü.
Herkes bana baktı.
— Ne oldu?
— Bir şey yok.
Kardeşim ekmeğe baktı.
— Ekmek düştü.
— Gördüm.
— Neden düştü?
— Elimden kaydı.
Adam poşeti mutfağa götürdü.
Ben de sandalyeme geri oturdum.
Bir süre sonra mutfaktan gelen koku burnuma geldi.
Yüzümü buruşturdum.
Kardeşim hemen fark etti.
— Sen iyi misin?
— İyiyim.
— Suratın değişti.
— Aç değilim.
— Daha yeni oturdun.
— Fikrimi değiştirdim.
Annem mutfaktan seslendi.
— Mert, çayını iç.
Bardağa uzandım.
Tam kaldırırken elim kaydı.
Çay masaya döküldü.
— Ah!
Herkes bana baktı.
— Mert!
— Elim kaydı.
Annem peçete getirdi.
Kardeşim ise gülüyordu.
— Bugün gerçekten bir tuhafsın.
— Daha sabah.
— Aynen. Daha sabah.
Çayı temizledikten sonra kahvaltıyı mümkün olduğunca hızlı bitirdim.
Bugün mutfağa fazla yaklaşmamaya karar vermiştim.
Ama ev kalabalıklaştıkça bu kararın pek işe yaramayacağını anladım.
Akrabalar geliyor, gidiyor, herkes bayramlaşıyordu.
Ben ise mümkün olduğunca mutfaktan uzak duruyordum.
Bir ara balkona çıktım.
Sandalye çekip oturdum.
Derin bir nefes aldım.
— Sonunda biraz huzur.
Tam arkamdan kapı açıldı.
Kardeşim çıktı.
— Burada ne yapıyorsun?
— Hava alıyorum.
— İçerisi daha serin.
— Ben sıcağı seviyorum.
— Sen güneşi de sevmiyorsun.
— O başka.
Yanıma oturdu.
— Bugün neden böyle davranıyorsun?
— Nasıl davranıyorum?
— Her sesten irkiliyorsun.
— İrkilmedim.
Tam o sırada sokaktan bir ses geldi.
Birisi yüksek sesle:
— Şunları içeri alın!
diye bağırdı.
Ben bir anda ayağa kalktım.
Sandalye arkamda devrildi.
Kardeşim şaşkınlıkla bana baktı.
— Sen az önce irkilmedin mi?
Sandalyeyi yerden kaldırdım.
— Sandalye devrildi.
— Sandalyeyi sen devirdin.
— O da biraz dengesizmiş.
Kardeşim kahkaha attı.
— Sen gerçekten garipsin.
— Bugün öyle.
İçeri girdim.
Mutfaktan geçmem gerekiyordu.
Kapının önünde durdum.
Bir adım attım.
Sonra geri çekildim.
Annem beni görünce kaşlarını kaldırdı.
— Ne oldu?
— Bir şey yok.
— Mutfaktan geçmeyecek misin?
— Geçeceğim.
— O zaman niye kapıda bekliyorsun?
— Düşünüyorum.
— Neyi?
— Hayatı.
Annem güldü.
— Geç hadi.
Derin bir nefes alıp mutfaktan geçtim.
Tam çıkacakken ayağım halının kenarına takıldı.
Öne doğru sendeledim.
Tezgâha tutunarak dengemi buldum.
Annem arkamdan seslendi:
— Mert!
— İyiyim.
— Daha dikkatli ol.
— Olacağım.
Kardeşim kapıdan bakıyordu.
— Sen bugün kesin bir şey saklıyorsun.
Bir an sustum.
— Ne saklayacağım?
— Bilmiyorum.
— O zaman nasıl sakladığımı düşünüyorsun?
Kardeşim cevap vermedi.
Ben de hemen salona geçtim.
Öğleden sonra ev biraz daha sakinleşti.
Ben koltuğa oturup telefonuma baktım.
Arkadaş grubunda bayram mesajları vardı.
Birisi:
“Akşama buluşalım mı?”
diye yazmıştı.
Hemen:
“Bugün olmaz.”
yazdım.
Cevap geldi.
“Neden?”
Bir süre düşündüm.
“Bayram.”
“Bayram diye buluşamıyor musun?”
Telefonu kapattım.
Bazen vampir olmak değil, insanlara açıklama yapmak daha zordu.
Akşamüstü annem tekrar seslendi.
— Mert, şunu masaya getirir misin?
Ayağa kalktım.
— Ne?
— Tepsi.
Mutfağa gidip tepsiyi aldım.
Tam dönecekken ayağım yine takıldı.
Tepsi elimde sallandı.
— Aman!
Annem hemen döndü.
— Dikkat etsene!
— Ediyorum.
— Bugün kaçıncı?
— Saymadım.
— Ben sayıyorum.
Tepsiyi masaya bıraktım.
Tam doğrulurken gözüm yanlışlıkla mutfaktaki kaba kaydı.
Başım bir anda döndü.
Gözlerimi kapattım.
— Mert?
— İyiyim.
— Rengin attı.
— Biraz sıcakladım.
— Pencereyi açayım mı?
— Yok.
Kardeşim yanımıza geldi.
— Yine mi?
Ona baktım.
— Ne yine mi?
— Böyle oluyorsun işte.
— Nasıl?
— Bir şey görünce yüzün değişiyor.
Bir an sustum.
— Ben kan görünce...
Cümleyi yarıda kestim.
Kardeşim bana baktı.
— Ne?
— Kan görünce kötü oluyorum.
— Bunu zaten biliyoruz.
İçimden rahatladım.
— Hah. Evet. Onu diyorum.
Kardeşim güldü.
— Sen çocukluğundan beri böylesin.
— Evet.
— Ama bugün daha fena.
— Bayram yoğunluğu.
Kardeşim başını salladı.
— Senin bahanelerin de bitmiyor.
Ben de koltuğa oturdum.
— Haklısın.
Bir süre sonra herkes tekrar kendi işine döndü.
Ben de odama çıktım.
Kapıyı kapatıp yatağa oturdum.
Bugünü düşündüm.
Sabah terliğe takılmıştım.
Kahvaltıda çayı dökmüştüm.
Balkonda sandalye devirmiştim.
Mutfakta halıya takılmıştım.
Tepsiyi düşürmekten son anda kurtulmuştum.
Üstelik bütün bunların arasında bir de vampir olduğumu saklamaya çalışıyordum.
Telefonumu elime aldım.
Arkadaş grubuna baktım.
Yeni mesaj gelmişti.
“Bayram nasıl geçiyor?”
Parmaklarım klavyenin üzerinde durdu.
“Berbat.”
yazdım.
Sonra sildim.
“Kan görünce bayılıyorum.”
yazdım.
Onu da sildim.
Sonunda:
“Yoğun geçiyor.”
yazdım.
Telefonu kenara bıraktım.
Tam yatağa uzanmıştım ki dışarıdan annemin sesi geldi.
— Mert!
— Efendim?
— Yarın misafir gelecek!
Gözlerimi kapattım.
— Kim?
— Akrabalar.
Bir süre sessiz kaldım.
— Kaç kişi?
— Bilmiyorum.
Yatağın içine biraz daha gömüldüm.
— Ben yarın yokum.
Kapının ardından annemin sesi geldi.
— Nereye gidiyorsun?
Bir an düşündüm.
— Bilmiyorum.
Kapı kapandı.
Tavana baktım.
Sonra kendi kendime mırıldandım.
— Vampir olmak zor değil...
Bir an durdum.
— Ama sakar bir vampir olmak gerçekten zor.
Tam o sırada yatağın kenarındaki su şişesine elim çarptı.
Şişe yere düştü.
Gözlerimi kapattım.
— Bir de bayramda.
Sırtımı yatağa yasladım.
— Harika.
Yorumlar
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: 😂😂😂
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: nayır
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: aaa 😂 Mert bey şaşıyor garibim ya filmlerdeki vampirler özeniyor
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: bu kadar Güzel okuyan sensin balım
- İkbal Sürücü: bu kadar güzel yazmak zorunda mısın
- İkbal Sürücü: yine mükemmel bir bölümdü emeğine sağlık
- İkbal Sürücü: kan görünce kötü oaln vampir ilk defa görüyorum
- İkbal Sürücü: vampir olduğunu ailesi bilmiyor dimi
- İkbal Sürücü: Mert eti görünce 🤤