Keşfet

46. BÖLÜM — DÜĞÜN ALIŞVERİŞİ

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

46. BÖLÜM — DÜĞÜN ALIŞVERİŞİ

Selin'le buluşacağımız için sabahtan beri evde dolanıp duruyordum.

Ne giyeceğime karar verememiştim.

Sonunda fazla düşünmeden üzerime bir şeyler geçirip çıktım.

Telefonuma baktığımda Selin'den mesaj gelmişti.

“Neredesin?”

Hemen yazdım.

“Çıkıyorum.”

Cevap hemen geldi.

“Ben de geldim. Çabuk gel.”

“Tamam.”

Telefonu cebime koyup hızlandım.

Selin'i uzaktan gördüğümde el salladı.

Yanına gittim.

“Çok bekledin mi?”

“Yok. Beş dakika falan.”

“İyi.”

Selin bana baktı.

“Hazır mısın?”

“Neye?”

“Bugün alışveriş yapacağız.”

“Ne alışverişi?”

“Düğün alışverişi.”

Bir an durdum.

“Bugün mü?”

Selin güldü.

“Evet, bugün.”

“Ben sadece buluşacağız sanıyordum.”

“Buluşuyoruz zaten.”

“Bu biraz farklı bir buluşma olmuş.”

“Niye?”

“Çünkü elimizde poşetlerle döneceğiz gibi duruyor.”

“Daha başlamadık bile.”

“Daha mı?”

Selin koluma girdi.

“Hadi.”

İlk olarak davetiyelere bakmaya gittik.

Selin dükkâna girer girmez bütün davetiyelerin olduğu masaya yöneldi.

Ben de arkasından gittim.

“Şuna bak.”

Elime bir davetiye verdi.

“Güzel.”

“Bunun rengi nasıl?”

“Güzel.”

“Yazısı?”

“Güzel.”

Selin bana baktı.

“Sen başka bir şey biliyor musun?”

“Biliyorum.”

“Ne?”

“Çok güzel.”

Selin gülmeye başladı.

“Sen hiçbir şeye karışmayacaksın, değil mi?”

“Sen seçiyorsun zaten.”

“Senin de fikrin olsun.”

“Tamam.”

Elime başka bir davetiye aldım.

“Bu daha güzel.”

“Niye?”

“Bilmiyorum.”

“Harika bir açıklama.”

“Rengi güzel.”

Selin davetiyeye baktı.

“Tamam. Bunu not aldım.”

Sonra masa süslerine geçtik.

Ben bir süre sonra elimdeki poşetlerden birine bakmaya başladım.

Daha şimdiden yorulmuştum.

Selin ise hâlâ bir şeyler bakıyordu.

“Bunu mu alsak?”

“Olur.”

“Şunu mu?”

“Olur.”

Selin arkasını döndü.

“Mert.”

“Efendim?”

“Sen gerçekten hiçbir şeye karışmayacak mısın?”

“Karışıyorum.”

“Neye?”

“Olur diyorum ya.”

“Bu karışmak değil.”

Güldüm.

“Sen seç daha iyi.”

“Tamam, bunu da ben seçiyorum.”

“Olur.”

“Bak yine.”

İkimiz de güldük.

Bir süre sonra Selin telefonuna baktı.

“Ben acıktım.”

Benim yüzüm bir anda düştü.

Selin bunu fark etti.

“Ne oldu?”

“Hiç.”

“Yemek yiyeceğiz.”

“Biliyorum.”

“Niye öyle baktın?”

“Ne yiyeceğiz?”

Selin hiç düşünmeden cevap verdi.

“Adana.”

“Tabii.”

“Yanına ciğer.”

“İki yemek mi?”

“Belki.”

“Selin…”

“Ne?”

“Sen gerçekten çok yemek yiyorsun.”

“Sen de doğru düzgün yemek yemiyorsun.”

“Ben vejetaryenim.”

“Biliyorum.”

“Et yemiyorum.”

“Biliyorum dedim.”

“Tamam.”

Selin güldü.

“Senin bu vejetaryenlik olayın da ayrı.”

“Ne var?”

“Geçen gün arkadaşlarım senin gerçekten vejetaryen olduğuna inanmadı.”

“Niye?”

“Çünkü sürekli yemeklerden kaçıyorsun.”

“Çünkü et yemiyorum.”

“Biliyorum.”

“Bir daha söylemeyeyim mi?”

“Yok, tamam.”

Restorana girdiğimizde Selin menüyü eline aldı.

Daha menüyü açmadan ne söyleyeceğini biliyordum.

“Adana.”

“Şaşırmadım.”

“Bir de ayran.”

“Tamam.”

“Belki ciğer.”

“Belki mi?”

“Karar vermedim.”

Bana baktı.

“Sen ne yiyeceksin?”

“Salata.”

Selin başını iki yana salladı.

“Yine salata.”

“Evet.”

“Lahmacun?”

“Etli.”

“Biliyorum.”

“Urfa?”

“Etli.”

“Biliyorum.”

“Adana?”

“Selin…”

“Tamam, tamam.”

Garson geldi.

Selin siparişini verdi.

Sonra sıra bana geldi.

“Mevsim salata.”

Garson notunu aldı ve gitti.

Selin bana bakıp gülmeye başladı.

“Ne?”

“Hiç.”

“Niye gülüyorsun?”

“Seninle yemek yemek çok farklı.”

“Nasıl farklı?”

“Ben masaya oturuyorum, sen ot yemeye başlıyorsun.”

“Salata ot değil.”

“Ben ona ot diyorum.”

“İstersen yeme.”

“Ben zaten yemiyorum.”

Bir süre sonra yemekler geldi.

Selin Adana'sına hemen başladı.

Ben de salatama baktım.

Selin bir parça Adana aldıktan sonra bana baktı.

“Emin misin?”

“Evet.”

“Bir parça bile?”

“Hayır.”

“Tamam.”

Yemeğine devam etti.

Ben de salatamı yemeye başladım.

Tam o sırada yakındaki masadan gelen bir koku burnuma geldi.

Bir an durdum.

Gözüm istemsizce başka tarafa kaydı.

Hemen kendimi toparladım.

Selin kaşlarını çattı.

“Ne oldu?”

“Hiç.”

“Bir yere baktın.”

“Yok.”

“İyi misin?”

“İyiyim.”

Selin birkaç saniye bana baktı.

Sonra tekrar yemeğine döndü.

Ben de rahat bir nefes aldım.

Bugün de yakalanmadık.

Yemekten sonra düğün alışverişine devam ettik.

Nikâh şekeri bakmaya başladık.

Selin eline küçük bir kutu aldı.

“Bu güzel.”

“Güzel.”

“Senin fikrin bu mu?”

“Evet.”

“Başka?”

“Yok.”

“Tamam.”

Bir başka kutu aldı.

“Bu?”

“Bu da güzel.”

“Sen beni çıldırtacaksın.”

Gülmeye başladım.

“Ne yapayım?”

“Bir şey seç.”

“İkisini de seçelim.”

Selin bir an durdu.

“Bak, sonunda mantıklı bir şey söyledin.”

“Ben hep mantıklıyım.”

“Tabii.”

Bir süre daha dolaştık.

Sonunda elimizde birkaç poşet vardı.

Selin poşetlere baktı.

“Daha bitmedi.”

“Nasıl bitmedi?”

“Daha bakacağımız şeyler var.”

“Ne kaldı?”

“Birkaç şey.”

“Birkaç şey kaç?”

Selin güldü.

“Sen bugün çok soru soruyorsun.”

“Çünkü korkuyorum.”

“Neden?”

“Akşama kadar burada kalacağız diye.”

“Abartma.”

“Senin için abartı olabilir.”

“Tamam, son birkaç yer.”

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

Poşetleri elimden aldım.

“Onları ben taşırım.”

Selin bana baktı.

“Hepsini mi?”

“Evet.”

“Emin misin?”

“Evet.”

“Tamam.”

Poşetleri ona vermedim.

Birlikte yürümeye başladık.

Bir süre sonra Selin koluma girdi.

“Bugün eğlendin mi?”

“Evet.”

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

“Ben biraz seni sürükledim gibi oldu.”

“Biraz.”

Selin güldü.

“Bir dahaki buluşmada alışveriş yok.”

“Anlaştık.”

“Yemek var.”

“Orada da sadece salata var.”

“Ben Adana yiyeceğim.”

“Biliyorum.”

“Belki ciğer.”

“Onu da biliyorum.”

“Belki Urfa.”

“Selin…”

“Tamam, tamam.”

İkimiz de gülmeye başladık.

Sonra Selin başını omzuma yasladı.

“Seninle böyle gezmek güzelmiş.”

Ben de gülümsedim.

“Ben de sevdim.”

“Bir dahaki sefere daha erken buluşalım.”

“Olur.”

“Ama yemek konusunda anlaşamayız.”

“Orası kesin.”

“Ben seni yine de ikna ederim.”

“Et bakalım.”

Selin güldü.

“Göreceğiz.”

Ben de poşetleri taşımaya devam ettim.

Bugün düğün alışverişine çıkmıştık.

Ama sonunda aldığımız şeylerden çok, birlikte geçirdiğimiz zaman aklımda kalmıştı.