47. BÖLÜM — ESKİ VAMPİR FİLMİNİN İÇİNDE
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
47. BÖLÜM — ESKİ VAMPİR FİLMİNİN İÇİNDE
Akşam olmuştu.
Mert salondaki koltuğa oturmuş, elindeki nar suyunu içiyordu.
Televizyon açıktı ama henüz izleyecekleri film başlamamıştı.
Annesi mutfaktan birkaç tabakla geldi.
— Çayı da koydum. Birazdan başlarız.
Babası kumandayı elinde çevirirken televizyona baktı.
— Bugün ne izleyelim?
Mert omuzlarını kaldırdı.
— Bana fark etmez.
Babası ona baktı.
— Sana fark etmezse kesin bir şey vardır.
— Ne varmış?
— Sen genelde film seçmeye karışırsın.
Mert bardağından bir yudum aldı.
— Bugün karışmıyorum işte.
Annesi koltuğun kenarına oturdu.
— O zaman baban seçsin.
Babası birkaç kanala baktı. Bir süre sonra eski görüntülü bir film açıldı.
Görüntü kalitesi oldukça kötüydü.
Renkler soluktu. Bazı sahnelerde görüntü titriyor, insanların yüzleri bile biraz bulanık görünüyordu.
Mert ekrana doğru eğildi.
— Bu ne?
Babası filmin adına baktı.
— Eski bir vampir filmi.
Mert'in kaşları kalktı.
— Vampir mi?
— Evet.
Annesi güldü.
— Senin için özel seçilmiş gibi.
Mert hemen ona baktı.
— Çok komik.
— Ben bir şey demedim.
— Yüzünden belli.
Babası filmi başlattı.
Ekranda eski bir köy görünüyordu.
Taş evler, dar yollar, loş ışıklar...
Elektrik yoktu.
Sokaklarda insanlar ellerindeki meşalelerle dolaşıyordu.
Mert bir süre sessizce izledi.
— Bu bayağı eskiymiş.
Babası başını salladı.
— Zaten eski bir dönemi anlatıyor.
Ekrandaki köylüler bir meydanda toplanmıştı.
Herkes endişeli görünüyordu.
Bir adam diğerlerine bir şeyler anlatıyor, insanlar da onu dinliyordu.
Mert biraz daha dikkat kesildi.
— Bunlar gerçekten vampir olduğuna inanıyor mu?
Babası:
— Film öyle anlatıyor.
Mert dudaklarını büzdü.
— Ben olsam inanmazdım.
Annesi ona döndü.
— Sen zaten vampirlerden fazla anlıyorsun.
Mert'in eli havada kaldı.
— Ben mi?
— Şaka yapıyorum.
— He.
Mert tekrar televizyona döndü.
Ama artık eskisi kadar rahat değildi.
Filmdeki vampirler alıştığı vampirlerden tamamen farklıydı.
Ne arabalar vardı ne telefonlar ne de şehir ışıkları.
Her şey eskiydi.
Karanlık bir orman...
Taş evler...
Meşaleler...
Köylüler...
Ve vampirlerden korkan insanlar.
Mert içinden geçirdi.
Bunların işi gerçekten zor.
Film ilerledikçe köylülerin vampirleri aramak için geceleri dışarı çıktıkları görülüyordu.
Mert başını koltuğa yasladı.
Bir yandan nar suyunu içiyor, bir yandan ekrana bakıyordu.
Bir süre sonra annesi ona baktı.
— Uykun mu geldi?
— Yok.
— Gözlerin kapanıyor.
Mert hemen gözlerini açtı.
— Kapanmıyor.
Babası güldü.
— Birazdan uyuyacaksın.
— Uyursam da film yüzünden değil.
— Tabii.
Mert cevap vermedi.
Ekrandaki görüntülere bakmaya devam etti.
Filmde köyün dışındaki ormanda bir hareketlilik vardı.
Avcılar ellerindeki meşalelerle ilerliyordu.
Mert'in gözleri yavaş yavaş kapanmaya başladı.
Televizyonun sesi gittikçe uzaklaşıyormuş gibi geliyordu.
Annesinin sesi de aynı şekilde uzaklaştı.
Mert gözlerini açık tutmaya çalıştı.
Bir dakika daha izleyeyim.
Ama birkaç saniye sonra başı yana düştü.
Uyuyakaldı.
---
Gözlerini açtığında ilk fark ettiği şey soğuk hava oldu.
Mert hemen doğruldu.
Etrafına baktı.
Salon yoktu.
Televizyon yoktu.
Annesi ve babası yoktu.
Nar suyu bile yoktu.
Karşısında taş evler vardı.
Mert birkaç saniye ne olduğunu anlayamadı.
— Ne...
Ayağa kalktı.
Üzerine baktı.
Kıyafetleri aynıydı.
Ama bulunduğu yer kesinlikle kendi evi değildi.
Dar bir taş yolun ortasındaydı.
Uzakta birkaç kişi koşuyordu.
Bir kadın çocuğunu yanına çekmişti.
Bir adam da evinin kapısını kapatıyordu.
Mert etrafına baktı.
— Burası neresi?
Kimse cevap vermedi.
Bir anda uzaktan bir ses duyuldu.
— Orada!
Mert başını çevirdi.
Birkaç kişi ona doğru geliyordu.
Ellerinde meşaleler vardı.
Mert'in gözleri büyüdü.
— Bana mı diyorsunuz?
İnsanlar yaklaşmaya devam etti.
Mert bir adım geri attı.
— Yanlış kişiye bakıyorsunuz galiba.
Kimse onu dinlemiyordu.
Mert arkasını dönüp koşmaya başladı.
— Bir dakika! Ben bir şey yapmadım!
Taş yolda koşarken ayağı bir taşa takıldı.
Dengesini kaybedip sendeledi.
— Of!
Son anda toparlandı.
Arkasından gelen sesler hâlâ duyuluyordu.
Mert nefes nefese kaldı.
— Ben niye kaçıyorum ki?
Bir anda durdu.
Kendi kendine baktı.
— Ben vampirim zaten.
Bir saniye düşündü.
— Ama onlar bunu bilmiyor.
Tekrar koşmaya başladı.
Dar sokaktan çıkıp köyün dışındaki patikaya girdi.
Ağaçlar sıklaşıyordu.
Gece de iyice kararmıştı.
Mert bir ağacın arkasına saklandı.
Sesler gittikçe yaklaşıyordu.
Meşalelerin ışıkları ağaçların arasından görünmeye başladı.
Mert nefesini tuttu.
Bir adamın sesi duyuldu.
— Burada olmalı.
Mert gözlerini kapattı.
Beni gerçekten vampir sandılar.
Başka biri bağırdı.
— Arayın!
Mert içinden söylendi.
— Harika. Hayatımda ilk defa vampir olduğum için bu kadar korkuyorum.
Bir süre kimse görünmedi.
Mert yavaşça başını çıkardı.
Kimse yoktu.
Derin bir nefes aldı.
— Gittiler galiba.
Tam arkasını dönecekti ki karşısında yaşlı bir adam belirdi.
Mert çığlık attı.
— Aaa!
Adam da şaşırıp geri çekildi.
İkisi birkaç saniye birbirine baktı.
Mert:
— Sen nereden çıktın?
Yaşlı adam cevap vermedi.
Mert geri geri yürüdü.
— Bakın, yanlış anladınız. Ben sizin aradığınız kişi değilim.
Adam gözlerini kıstı.
Mert devam etti.
— Yani... kişiyim ama o anlamda değil.
Adam elini kaldırdı.
Mert hemen sustu.
— Tamam. Açıklamayacağım.
Adam birkaç adım attı.
Mert tekrar geri çekildi.
Ayağı bir köke takıldı.
— Yine mi?
Yere düşmeden ağaca tutundu.
Yaşlı adam şaşkın şaşkın ona bakıyordu.
Mert:
— Ben normalde de böyleyim.
Adam bir şeyler söyledi ama Mert hiçbir şey anlamadı.
— Ne?
Adam tekrar konuştu.
Mert başını iki yana salladı.
— Anlamıyorum.
Bir anda ormandan başka insanlar çıktı.
Mert'in yüzü düştü.
— Tamam. Şimdi anladım.
Koşmaya başladı.
Bu kez arkasından daha fazla insan geliyordu.
Mert ağaçların arasından geçerken bir dal omzuna takıldı.
— Of!
Daldan kurtuldu.
Tam önüne küçük bir taş duvar çıktı.
Mert durdu.
— Buradan geçmem lazım.
Duvara baktı.
— Ben bunu yapamam.
Arkasından sesler geliyordu.
— Geliyorlar!
Mert duvarın yanından dolaşmaya çalıştı.
Ama yol yoktu.
Tam o sırada karşısında bir grup insan belirdi.
Mert olduğu yerde kaldı.
— Tamam.
Bir adım geri attı.
— Sakin olalım.
Kimse sakin görünmüyordu.
Mert ellerini kaldırdı.
— Bakın, gerçekten yanlış anlama var.
Bir adam ileri çıktı.
Mert geri çekildi.
— Ben sadece eve gitmek istiyorum.
Adam bir adım daha attı.
Mert'in gözleri korkuyla açıldı.
— Benim evim İstanbul'da!
Kimse tepki vermedi.
Mert çaresizce devam etti.
— Hatta şu an muhtemelen salonda uyuyorum.
Kendi söylediğine kendi bile şaşırdı.
— Bir dakika...
Etrafına baktı.
— Ben rüya görüyorum.
Bir an rahatladı.
— Tabii ya.
Gülümsedi.
— Rüya bu.
Sonra karşısındaki insanlara baktı.
— O zaman istediğimi yapabilirim.
Bir adım attı.
Kimse hareket etmedi.
Mert cesaretlenip bir adım daha attı.
— Gördünüz mü?
Kollarını iki yana açtı.
— Hiçbir şey olmuyor.
Tam o sırada arkasından bir ses geldi.
Mert yavaşça döndü.
Kalabalığın arasında biri elindeki tahta sırığı kaldırmıştı.
Mert'in yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
— Ha...
Bir adım geri attı.
— Dur.
Adam yaklaşmaya başladı.
Mert'in kalbi hızlandı.
— Tamam, rüya olduğunu biliyorum ama bu kadar gerçekçi olmasına gerek yok.
Bir adım daha geri gitti.
Ayağı taşa takıldı.
Dengesini kaybetti ama son anda kendini toparladı.
Karşısındaki kişi yaklaşmaya devam ediyordu.
Mert'in gözleri büyüdü.
— Sakın!
Tahta sırık havaya kalktı.
Mert olduğu yerde kaldı.
Ne yapacağını bilemedi.
Sırık ona doğru yaklaşırken gözlerini kapattı.
— Anne!
---
Mert gözlerini bir anda açtı.
Doğruldu.
Nefes nefeseydi.
Salonun ortasındaydı.
Televizyon hâlâ açıktı.
Annesi karşısında durmuş ona bakıyordu.
Babası da koltuğun diğer tarafından şaşkın şaşkın bakıyordu.
— Mert!
Mert birkaç saniye konuşamadı.
Sonra etrafına baktı.
Taş evler yoktu.
Orman yoktu.
Meşaleler yoktu.
Sadece kendi salonları vardı.
Annesi:
— Ne oldu sana?