Keşfet

67. BÖLÜM — RİZE’DE GEZMEYE ÇALIŞAN VAMPİR

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

67. BÖLÜM — RİZE’DE GEZMEYE ÇALIŞAN VAMPİR

Sabah uyandığımda ilk duyduğum şey yağmur sesiydi.

Bir süre yataktan kalkmadan tavana baktım.

Sonra dün akşam aklıma geldi.

Rize’ye gelmiştim.

Gezeyim demiştim.

Sonra kaybolmuştum.

Üstelik Selin de yanımdaydı.

Gözlerimi kapatıp içimden geçirdim.

— Bugün kaybolmayacağız.

Yanımdan Selin’in sesi geldi.

— Ne dedin?

Başımı çevirdim.

— Hiç.

— Kaybolmayacağız mı dedin?

— Sen uyumuyor muydun?

— Uyuyordum.

— O zaman nasıl duydun?

Selin gözlerini açıp bana baktı.

— Sen yüksek sesle konuşuyorsun.

— Düşünüyordum.

— Yüksek sesle düşünmüşsün.

— Bazen oluyor.

Selin gülümsedi.

— Bugün ne yapacağız?

Yataktan kalkıp telefonumu elime aldım.

— Gezeceğiz.

— Emin misin?

— Evet.

— Dün de öyle demiştin.

Bir an sustum.

— Dün farklıydı.

— Neydi farkı?

Haritayı açtım.

— Bugün haritamız var.

Selin başını salladı.

— O zaman tamam.

Hazırlanıp aşağı indik.

Kahvaltımızı yaptıktan sonra dışarı çıktık.

Yağmur hafif hafif yağıyordu.

Selin şemsiyesini çantasına koydu.

— Bugün bunu yanımızdan ayırmıyoruz.

— Bence de.

Telefonumu kontrol ettim.

Şarjım yüzde yetmişti.

Dünkü yüzde onluk hâlimden sonra bu bana oldukça iyi gelmişti.

Selin bana baktı.

— Telefon yanında mı?

— Yanımda.

— Şemsiye?

— Sen aldın.

— Su?

— Çantamda.

— Harita?

— Telefonda.

— Güzel.

Biraz yürüdük.

Rize’nin sokaklarında dolaşırken etrafı izliyordum.

Her yer yeşildi.

Yağmurdan sonra hava daha da güzel görünüyordu.

Selin bir anda durdu.

— Şuraya bakalım.

— Nereye?

Bir çay dükkânını gösterdi.

— Buraya.

— Daha çay içmedik mi?

— Kahvaltıda içtik.

— O yetmedi mi?

Selin bana baktı.

— Rize’deyiz.

— Doğru.

İçeri girdik.

Çaylarımız geldi.

Bardağı elime aldım.

Tam içerken biraz çay tabağa döküldü.

Selin bana baktı.

— Hiçbir şey demiyorum.

— Çok az döküldü.

— Mert.

— Tamam.

Peçeteyle tabağı sildim.

Çayımızı içtikten sonra tekrar dışarı çıktık.

Biraz ilerledikten sonra Selin telefonunu çıkardı.

— Fotoğraf çekilelim.

Bir anda durdum.

— Fotoğraf mı?

— Evet.

— Ben fotoğraflarda çıkmıyorum.

Selin güldü.

— Dün bir kere çıkmadın diye...

— Bir kere değildi.

— İki kereydi.

— İşte.

— Belki telefonla ilgilidir.

— İki farklı telefonda da mı?

Selin sustu.

— Bir deneyelim.

Yan yana durduk.

Selin telefonu kaldırıp fotoğrafı çekti.

Sonra ekrana baktı.

Ben de yanına eğildim.

Fotoğrafta Selin vardı.

Arka planda ağaçlar, yol ve binalar görünüyordu.

Ama ben yoktum.

Selin şaşkınlıkla bana baktı.

— Mert...

— Gördün mü?

— Gerçekten yoksun.

— Ben sana söylemiştim.

Selin fotoğrafı büyüttü.

— Gölgen bile yok.

— Sil.

— Neden?

— Bilmiyorum.

Selin fotoğrafı sildi.

İçimden derin bir nefes aldım.

Vampir olduğumu unutup normal bir insan gibi davranmak zaten yeterince zordu.

Bir de fotoğraf meselesi çıkmıştı.

Yürümeye devam ettik.

Selin birkaç dakika sonra bana baktı.

— Senin başka böyle özelliklerin var mı?

— Ne gibi?

— Çok hızlı koşmak gibi.

— Yok.

— Çok iyi duymak?

Bir an duraksadım.

— Belki biraz.

Selin güldü.

— Biliyordum.

— Neyi?

— Senin normal olmadığını.

— Sağ ol.

— Kötü anlamda demedim.

— Biliyorum.

Bir süre sonra daha yeşil bir bölgeye doğru ilerledik.

Çay bahçeleri görünmeye başlamıştı.

Selin manzaraya bakıp durdu.

— Burası gerçekten güzelmiş.

— Evet.

— Burada yaşanır.

— Yağmur biraz fazla.

— Olsun.

— Ben güneşi seviyorum.

Selin bana baktı.

— Sen güneşi pek sevmiyorsun.

— Nereden çıktı?

— Güneş çıktığında perdeyi kapatıyorsun.

— Gözlerim hassas.

— Senin her şeyin hassas.

— Evet.

Gülmeye başladı.

Bir süre sonra önümüzde uzun bir yokuş çıktı.

Selin yukarı baktı.

— Buradan çıkacağız.

Ben de baktım.

— Şaka yapıyorsun.

— Hayır.

— Burası çok dik.

— Biraz.

— Bayağı dik.

Selin bana döndü.

— Mert, yürü.

İstemeden yürümeye başladım.

Bir süre sonra Selin bana baktı.

— Yoruldun mu?

— Hayır.

— Yüzünden belli.

— Yokuş biraz...

— Vampir değil misin sen?

Bir anda sustum.

Selin de bana baktı.

Sonra gülmeye başladı.

— Şaka yaptım.

Ben de gülümsemeye çalıştım.

— Ha.

İçimden ise tek bir şey geçiyordu.

Dikkatli ol Mert.

Bazen Selin’in yanında kendimi fazla rahat hissediyordum.

Bu da sırrımı ağzımdan kaçırma ihtimalimi artırıyordu.

Yokuşu çıktığımızda manzara gerçekten güzeldi.

Selin telefonunu çıkardı.

— Bu sefer sadece manzarayı çekeceğim.

— Onda sorun yok.

Birkaç fotoğraf çekti.

Sonra telefonu bana uzattı.

— Bak.

Fotoğraflara baktım.

Yeşil tepeler, çay bahçeleri ve uzaktaki evler...

— Güzel olmuş.

— Birini paylaşacağım.

— Ben görünmüyorum diye mi?

— Hayır.

— Emin misin?

— Eminim.

Telefonunu cebine koydu.

Biraz ileride oturup dinlenmeye karar verdik.

Selin çantasından su çıkardı.

— Al.

— Sağ ol.

Şişeyi açmaya çalışırken elimden kaydı.

Yere düştü.

Selin bana baktı.

— Gerçekten mi?

— Elim kaydı.

— Senin elin neden sürekli kayıyor?

— Bilmiyorum.

Şişeyi yerden aldım.

— Kapağı kapalı.

— Neyse.

Bir süre daha oturduk.

Sonra tekrar yola çıktık.

Öğleye doğru hava açmaya başladı.

Güneş ortaya çıkınca biraz gerildim.

Selin bunu fark etti.

— Ne oldu?

— Bir şey yok.

— Güneş çıktı.

— Fark ettim.

— İstersen gölgede yürüyelim.

— Olur.

Ağaçların olduğu taraftan yürümeye başladık.

Bir anda uzaktan gelen bir motor sesi duydum.

Sonra başka sesler de geldi.

Selin bana baktı.

— Ne oldu?

— Bir araç geliyor.

Birkaç saniye sonra araç gerçekten göründü.

Selin şaşkın şaşkın bana baktı.

— Sen bunu nasıl duydun?

— Rize sessiz.

— Yine de...

— Kulaklarım biraz iyi.

— Biraz mı?

— Evet.

Gülerek yürümeye devam ettik.

Bir süre sonra küçük bir kafeye girdik.

Selin çay istedi.

Ben de nar suyu olup olmadığını sordum.

Garson:

— Nar suyu yok ama meyve suyu var.

— O zaman meyve suyu olsun.

Selin bana baktı.

— Nar suyu arıyorsun yine.

— Seviyorum.

— Sen gerçekten çok seviyorsun.

— Evet.

İçeceklerimiz geldi.

Bir süre oturup dışarıyı izledik.

Selin:

— Bugün güzel geçiyor.

— Daha gün bitmedi.

— Akşam da çıkalım.

Bir an durdum.

— Akşam mı?

— Evet.

— Gece olmasın.

— Neden?

Hemen bir bahane düşündüm.

— Dün kaybolduk ya.

Selin güldü.

— Bugün kaybolmayız.

— Telefonların şarjı biter.

— Şarjımız var.

— Yağmur yağar.

— Şemsiye var.

— Yol kapanır.

Selin bana baktı.

— Sen gece dışarı çıkmak istemiyorsun.

— Biraz.

— Tamam.

Rahatladım.

— Gerçekten mi?

— Evet.

Kafeden çıktık.

Yol üzerinde küçük bir dükkâna girdik.

Selin birkaç şey bakarken ben de etrafa göz attım.

Bir rafta gümüş bir kolye gördüm.

Hemen başka tarafa baktım.

Selin bunu fark etti.

— Ne oldu?

— Hiç.

— Gümüşe mi baktın?

— Hayır.

— Baktın.

— Bana göre değil.

Selin kolyeye baktı.

— Güzelmiş.

— Sen al.

— Sana alayım mı?

— Sakın.

Selin gülmeye başladı.

— Neden?

— Gümüş sevmiyorum.

— Bunu zaten biliyorum.

Kolyeyi yerine bıraktı.

Dükkândan çıktık.

Bir süre sessiz yürüdük.

Sonra Selin:

— Sen gerçekten gümüşten bu kadar rahatsız mısın?

— Evet.

— Neden?

— Hassasiyet.

— Yine aynı cevap.

— Çünkü doğru.

Selin başını salladı.

— Tamam.

Öğleden sonra tekrar dışarı çıktık.

Bu kez daha sakin bir yerde yürüdük.

Yağmur yeniden başladı.

Şemsiyeyi açtık.

Selin bir ara telefonu çıkardı.

— Bir fotoğraf daha çekelim.

— Ben çıkmayacağım.

— Olsun.

— O zaman çek.

Selin telefonu kaldırdı.

Fotoğrafı çekti.

Sonra ekrana baktı.

— Yine yoksun.

— Gördün mü?

— Bu gerçekten çok garip.

— Ben de onu söylüyorum.

— Ama sen buna alışmış gibisin.

— Alıştım.

Selin telefonu kapattı.

— Bir gün seni fotoğrafta göreceğim.

— İnşallah.

Bir süre daha yürüdük.

Akşam yaklaşırken geri dönmeye karar verdik.

Bu kez haritayı Selin açtı.

— Sen seçmeyeceksin.

— Tamam.

— Şuradan.

— Tamam.

— İtiraz yok.

— Yok.

Yürümeye başladık.

Bir süre sonra Selin bana baktı.

— Bak.

— Ne?

— Bugün kaybolmadık.

— Gerçekten.

— Dünle karşılaştırınca büyük başarı.

— Bence de.

Tam o sırada ayağım küçük bir su birikintisine denk geldi.

Kayarak sendeledim.

Selin hemen kolumdan tuttu.

— Mert!

— İyiyim.

— Yine düşüyordun.

— Düşmedim.

— Ben tuttum.

— O da önemli

Yorumlar

  • Ahmet: Bugün güzel bir gün geçirdiniz ama kaybolma meselesini çözmelisin
  • Furkan Metehan: vampir özelliklerinle yokuşlarda biraz zorlanıyor gibisin
  • Yasin Kaan Bulut: her yer yeşil diyor ama sen neden bahara gizleniyorsun?
  • Ebru Rüzgar: rize güzel ama daha dikkatli olmanı bekliyorum