Keşfet

🧛‍♂️ 7. BÖLÜM: GÜNEŞLİ BİR 23 NİSAN

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

🧛‍♂️ 7. BÖLÜM: GÜNEŞLİ BİR 23 NİSAN

Hayatımda hiç istemediğim bir şey vardı.

Güneş.

Bir de annemin sabahın köründe beni uyandırması.

İkisi aynı güne denk gelince işler iyice karışıyordu.

Kapım çalındı.

— Mert! Kalk oğlum!

Yorganı başıma kadar çektim.

— Anne, uyuyorum.

— Uyuduğunu görüyorum zaten. Kalk!

— Niye?

Kapı açıldı.

Annem başını içeri uzattı.

— Kardeşinin okulda gösterisi var. Bugün 23 Nisan. İstiklal Marşı'nı da o okuyacak. Herkes bahçede olacak.

Gözlerimi açtım.

— Anne, ben gelemem.

— Neden?

— Güneş var.

Annem birkaç saniye yüzüme baktı.

— Güneş her gün var.

— Benim için artık biraz fazla var.

— Mert, saçmalama. Kalk hazırlan.

Yorganın altından çıktım.

— Anne, gerçekten güneşe çıkmamam gerekiyor.

— D vitamini alırsın.

İçimden geçirdim:

D vitamini değil, ben doğrudan duman olacağım.

Ama bunu anneme söylemedim.

Çünkü son birkaç gündür yaşadıklarımı anlatmaya çalışsam bana muhtemelen önce doktora, sonra psikoloğa, en son da Haydar Amca'ya götürürlerdi.

Mecburen hazırlanmaya başladım.

Normal bir insan gibi giyinmek yerine, kendime göre bir savunma sistemi kurdum.

Uzun kollu bir gömlek...

Üzerine ince bir ceket...

Babamın eski balıkçı şapkası...

Koyu renk güneş gözlüğü...

Ve annemin plaj şemsiyesi.

Salona çıktığımda babam beni görünce birkaç saniye konuşmadı.

Sonra:

— Sen törene mi gidiyorsun, balığa mı?

— Güneşten korunuyorum.

Annem elimdeki şemsiyeye baktı.

— O şemsiyeyi niye aldın?

— Tedbir.

Babam güldü.

— Oğlum, okul bahçesine gidiyoruz. Çölü geçmeye değil.

Cevap vermedim.

Çünkü benim için ikisi arasında pek fark kalmamıştı.

---

Okul bahçesine vardığımızda ilk işim gölge bulmak oldu.

Kardeşim ve diğer öğrenciler tören için hazırlanıyordu.

Ben ise şemsiyenin altında mümkün olduğunca güneşten uzak durmaya çalışıyordum.

Tam o sırada Leyla beni gördü.

Yanıma gelip baştan aşağı baktı.

— Mert?

— Efendim?

— Sen iyi misin?

— İyiyim.

— Neden şemsiyeyle geldin?

— Güneşi sevmiyorum.

Leyla güldü.

— Onu fark ettim.

Gözlüğümü biraz düzelttim.

— Bir süredir gözlerim hassas.

Leyla yüzüme baktı.

— Son günlerde gerçekten garip davranıyorsun.

— Farkındayım.

— Bir şey mi oldu?

Bir an sustum.

Ne diyecektim?

“Laboratuvarda bir sıvı üzerime döküldü, şimdi güneş görünce yanıyorum ve kan görünce hem korkup hem acıkıyorum.”

Bunu söylesem muhtemelen bana inanmazdı.

— Biraz hastalandım, dedim.

Leyla başını salladı.

— Geçmiş olsun.

Tam o sırada hafif bir rüzgâr esti.

Leyla'nın saçları yüzüne geldi.

Ben de istemsizce ona baktım.

Sonra burnuma bir koku geldi.

Bir an durdum.

Gül kokusu değildi.

Daha çok parfümüyle güneş kreminin karışımıydı.

Ama benim değişen duyularım yüzünden normalden çok daha yoğun geliyordu.

Bir anda başım döndü.

Leyla hemen fark etti.

— Mert?

— İyiyim.

— Emin misin?

— Evet.

Gözlerimi başka tarafa çevirdim.

— Sadece biraz sıcak.

Leyla gülümsedi.

— Senin zaten şemsiyenin altında olman gerekmiyor mu?

— Gerekiyor.

— O zaman niye dışarı çıktın?

— Seni görmek için...

Cümle ağzımdan çıkınca ikimiz de sustuk.

Leyla şaşırarak baktı.

Ben de ne söylediğimi fark ettim.

— Yani...

Boğazımı temizledim.

— Tören için geldim.

Leyla hafifçe gülümsedi.

— Tabii.

Tam o sırada şemsiyenin kenarı kaydı.

Güneş ışığı elimin üzerine geldi.

Bir anda elim ısındı.

— Ah!

Elimi hemen geri çektim.

Leyla şaşkınlıkla baktı.

— Ne oldu?

— Hiç.

Elime baktım.

Tenimin o kısmı kızarmıştı.

— Güneş kremi yetmedi galiba.

Leyla kaşlarını çattı.

— Gerçekten doktora görünsen iyi olacak.

— Görüneceğim.

Bunu söylerken içimden başka bir şey geçiyordu.

İlk fırsatta.

---

Tören başladı.

Herkes sıraya geçti.

Ben ise mümkün olduğunca şemsiyenin altında durmaya çalışıyordum.

Müdür konuşmaya başladı.

Konuşma uzadıkça uzadı.

Güneş de sanki özellikle benimle uğraşıyormuş gibi yavaş yavaş yükseldi.

Şemsiyenin altındaki gölgem küçüldü.

Bir süre sonra güneş ayakkabımın üzerine geldi.

Ayağımı hemen geri çektim.

Babam yanıma eğildi.

— Mert, ne yapıyorsun?

— Gölge arıyorum.

— Gölge zaten burada.

— Azaldı.

Babam bana baktı.

— Sen gerçekten iyi değilsin.

— Ben de onu söylüyorum.

Tam o sırada yanımızdaki amca cebinden bir mendil çıkardı.

Elini yüzüne götürürken parmağında küçük bir çizik oluştu.

Çok küçük bir şeydi.

Ama ben kokuyu hemen aldım.

Bir anda bütün dikkatimi oraya verdim.

Kalbim hızlandı.

Ağzım kurudu.

Sonra kendi kendime kızdım.

Mert, sakin ol.

Gözlerimi kapattım.

Bir yandan o kokudan uzaklaşmak istiyordum.

Bir yandan da midemde garip bir açlık hissi oluşuyordu.

Ama kan görmekten hâlâ korkuyordum.

Sonunda en bildiğim yönteme başvurdum.

Bayılmamaya çalıştım.

— Mert? dedi babam.

— İyiyim.

— Yüzün bembeyaz oldu.

— Normal.

— Normal değil.

Tam o sırada güneş şemsiyenin kenarından sızıp omzuma vurdu.

Ceketimin kumaşından hafif bir duman yükseldi.

Önce ben fark ettim.

Sonra Leyla.

— Mert!

— Ne?

— Omzundan duman çıkıyor!

Hemen omzuma baktım.

Gerçekten de hafifçe tütüyordu.

— Eyvah.

Babam da fark etti.

— Oğlum!

— Baba, sakin ol.

— Nasıl sakin olayım? Üstünden duman çıkıyor!

— Ben de farkındayım.

Leyla şemsiyeyi hemen üzerime doğru tuttu.

— Gölgeye geç!

— Geçiyorum!

Kendimi bahçenin kenarındaki binanın gölgesine attım.

Bir süre duvara yaslanıp nefes aldım.

Ceketimin omzunu kontrol ettim.

Küçük bir iz oluşmuştu.

Leyla yanıma geldi.

— Bu normal değil.

— Biliyorum.

— Gerçekten doktora gitmelisin.

Başımı salladım.

— Gideceğim.

Bir an sustum.

Sonra ceketimdeki tüten yere baktım.

— Ama önce şu vampirlik meselesini çözmem lazım.

Leyla kaşlarını çattı.

— Ne dedin?

Bir anda toparlandım.

— Vampirlik değil...

— Ne?

— Vücut ısısı.

Leyla şüpheyle baktı.

— Mert, sen bugün iyice garipsin.

— Biliyorum.

Dışarıdan İstiklal Marşı'nın son bölümü duyulmaya başladı.

Kardeşimin sesi de diğer öğrencilerin arasından geliyordu.

Ben ise okul binasının gölgesinde, şemsiyenin altında ve tüten ceketimle duruyordum.

23 Nisan törenine gelmiştim.

Ama tören boyunca yapabildiğim tek şey güneşten kaçmak ve kimseye vampir olduğumu söylememek olmuştu.

İçimden derin bir nefes aldım.

— Vampir olmak kolay değilmiş.

Sonra ceketimin omzuna baktım.

— Hele Türk ailesiyle yaşarken hiç değil.