Keşfet

🧛‍♂️ 8. BÖLÜM: MAĞARA KAÇIŞI VE “YERLİ VE MİLLΔ TABUT KRİZİ

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

🧛‍♂️ 8. BÖLÜM: MAĞARA KAÇIŞI VE “YERLİ VE MİLLΔ TABUT KRİZİ

Okul bahçesindeki olaydan sonra eve nasıl geldiğimi tam olarak hatırlamıyordum.

Aklımda kalan tek şey, arkamdan gelen seslerdi.

— Mert! Oğlum, üstünden duman çıkıyor!

Bir de babamın:

— Koş oğlum, gölgeye gir!

demesi.

Eve girer girmez doğruca banyoya koştum.

Üzerimdeki ceketi çıkardım ve başımdan aşağı soğuk su döktüm.

Bir süre öylece durdum.

Sonunda rahat bir nefes aldım.

En azından tütmüyordum.

Ama artık bir şeyi kabul etmem gerekiyordu.

Bu şekilde devam edemezdim.

Banyodaki aynaya baktım.

Tabii ki yine kendimi göremiyordum.

Sadece arkamdaki fayanslar ve havada asılı duran havlu görünüyordu.

— Yeter artık.

Ellerimi lavaboya dayadım.

— Güneşten kaçıyorum, sarımsaktan kaçıyorum, kan görünce bayılıyorum... Bir de üstüne herkes bana başka bir şey yapmaya çalışıyor.

Bir süre düşündüm.

— Benim biraz sakin bir yere ihtiyacım var.

Aklıma mahallemizin yukarısındaki eski taş ocağı geldi.

Orada birkaç küçük mağara vardı.

Karanlıktı.

Serindi.

Ve en önemlisi...

Güneş yoktu.

— Tamam, dedim.

— Birkaç gün orada kalırım.

---

Gece yarısına doğru küçük bir sırt çantası hazırladım.

İçine birkaç şişe nar suyu koydum.

Üç paket pipet aldım.

Bir de güneş kremi.

Sonra çantaya baktım.

— Vampir oldum diye kamp yapmaya gidiyorum sanki.

Ama başka çarem yoktu.

Sessizce evden çıktım.

Mahallenin üst tarafına doğru yürüdüm.

Gece olunca kendimi daha rahat hissediyordum.

Güneş yoktu.

İnsanlar azdı.

Üstelik duyularım da geceleri daha iyi çalışıyor gibiydi.

Kısa süre sonra eski taş ocağındaki mağaraya ulaştım.

İçeri girdim.

Serin hava yüzüme vurdu.

Derin bir nefes aldım.

— İşte bu.

Duvara yaslandım.

— Karanlık, sessizlik, huzur...

Beş dakika sonra bir koku geldi.

Burnumu kırıştırdım.

— Bu ne?

Biraz daha ilerledim.

Sonra bir ses duydum.

— Abi şu kanadı biraz daha çevir.

Durup kaldım.

Başka bir ses cevap verdi:

— Tamam, tamam. Kömür bitiyor zaten.

Bir adım daha attım.

Mağaranın biraz ilerisinde birkaç genç piknik yapıyordu.

Ortada mangal vardı.

Duman doğrudan benim bulunduğum tarafa geliyordu.

Bir süre onlara baktım.

Onlar da bana baktı.

İçlerinden biri:

— Abi sen de mi mangala geldin?

— Hayır.

— E o zaman niye buradasın?

Mağaranın karanlığına baktım.

Sonra mangala.

— Yanlış geldim.

Geri döndüm.

Benim vampir sığınağım bile mangal kokuyordu.

---

Eve döndüğümde saat gece ikiyi geçmişti.

Yatağıma oturdum.

Bir süre tavana baktım.

— Mağara da olmadı.

Aklıma filmlerdeki vampirler geldi.

Hepsinin tabutu vardı.

Belki benim de bir tabutum olmalıydı.

En azından gündüzleri içine girer, güneşten korunurdum.

Bilgisayarımı açtım.

Arama kısmına yazdım:

“Vampir tabutu”

Sonuçlara baktım.

İlk çıkanlardan biri dekoratif ahşap kutuydu.

İkincisi vampir kostümüydü.

Üçüncüsünde ise gerçekten tabut vardı.

Ürünün açıklamasını okuyunca kaşlarımı kaldırdım.

— Gürgen ağacı...

Biraz daha aşağı indim.

— Muska ve kefen seti hediye.

Başımı geriye yasladım.

— Ben tabut alıyorum, adam yanında kefen veriyor.

Bir süre düşündüm.

Sonra vazgeçtim.

— Yok. Bunu eve getirirsem annem beni gerçekten öldürür.

---

Çaresizce daha önce girdiğim vampir forumuna döndüm.

“Karanlık_Prens34” hâlâ çevrim içiydi.

Yeni bir konu açtım:

“Türkiye'de vampir olarak yaşamak mümkün mü?”

İlk cevap birkaç dakika içinde geldi.

Gece_Yolcusu06:

“Tabut alma. Bazanın altına gir. Hem güneş görmezsin hem de aileye ‘eşya koydum’ dersin.”

Mesajı birkaç kez okudum.

— Baza...

Aslında mantıklıydı.

İkinci cevap geldi.

Kan_Delisi_Vampir:

“Ben tabut aldım. Ailem içine battaniye koyup depo yaptı. Tavsiye etmem.”

Ekrana baktım.

Sonra odamın köşesindeki bazaya baktım.

İlk defa ona farklı gözle bakıyordum.

— Belki de çözüm gerçekten burada.

Tam o sırada kapım çalındı.

Hızla bilgisayar ekranını kapattım.

Annem kapının arkasından seslendi:

— Mert, oğlum.

— Efendim anne?

— Bilgisayarda tabut diye bir şey arıyormuşsun.

Gözlerimi kapattım.

— Anne, o...

— Haydar Amca söyledi.

Tabii.

Kim söyleyecek?

Annem kapıyı açtı.

— Oğlum, senin gerçekten bir şeyin var.

— Anne, iyiyim.

— Haydar Amca seni bir kurşun döktürmeye götürelim diyor.

Bir anda doğruldum.

— Hayır!

Annem şaşırdı.

— Niye?

— Çünkü...

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

— Ben sıcak şeylerden hoşlanmıyorum.

Annem kaşlarını çattı.

— Kurşun döktürmek öyle sandığın gibi değil.

— Anne, hiç fark etmez. Ben istemiyorum.

Annem başını salladı.

— Tamam. Ama böyle devam edersen doktora gideceğiz.

— Ona tamamım.

Annem çıktıktan sonra kapıya baktım.

Sonra yavaşça bazanın yanına gittim.

Altını açtım.

İçeride hurçlar, battaniyeler ve eski kıyafetler vardı.

Bir süre baktım.

Sonra kendi kendime:

— Galiba benim yeni odam burası.

Dedim.

Tam o sırada annemin sesi koridordan geldi:

— Mert! Yarın ekmek almayı unutma!

Gözlerimi kapattım.

— Vampirlik kolay sanıyordum.

Bazanın içine baktım.

— Meğer en büyük mücadele aileyleymiş.

Ve o gece ilk kez bir vampir olarak geleceğimi düşündüm.

Şato yoktu.

Tabut yoktu.

Mağara da yoktu.

Benim elimde kalan tek seçenek...

Annemin bazasıydı.