ADANA`DAN DÖNÜŞ YOLU VE ŞALGAM SIZINTISI KRİZİ
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
ADANA'DAN DÖNÜŞ YOLU VE ŞALGAM SIZINTISI KRİZİ
Adana'daki iş sonunda bitmişti.
Benim için bu, sadece babamın işinin bitmesi anlamına gelmiyordu.
Aynı zamanda güneşten kaçışımın da sonuydu.
Beyaz Renault'ya bindiğimizde derin bir nefes aldım. Üzerimde hâlâ uzun kıyafetlerim vardı. Alüminyum folyoların çoğunu çıkarmıştım ama birkaç parça hâlâ üzerimde duruyordu.
Hareket ettikçe hafifçe hışırdıyordu.
Babam bagajı kapatırken bana baktı.
— Tamamdır. Hadi eve.
Bagaja bir kez daha baktım.
Acı biber çuvalları, birkaç bidon şalgam ve babamın aldığı yiyecekler vardı.
— Baba, biz eve mi dönüyoruz, yoksa Adana'yı komple mi taşıyoruz?
Babam güldü.
— Elimiz boş dönmeyelim dedik.
Arka koltuğa oturdum.
Yanımdaki şalgam bidonlarından birine baktım.
— Bunlar yolda açılmaz inşallah.
— Açılmaz oğlum. Sen kafanı takma.
Babam arabayı çalıştırdı.
Ben de koltuğa yaslandım.
Güneş batmıştı.
En azından artık güneş derdim yoktu.
Bir süre yolu izledim. Sonra gözlerimi kapattım.
Tam biraz rahatlayacağımı düşünüyordum ki burnuma ekşi bir koku geldi.
Gözlerimi açtım.
— Baba...
— Ne oldu?
— Bir şey kokuyor.
Babam dikiz aynasından bana baktı.
— Ne kokuyor?
Tam o sırada bagaj tarafından hafif bir ses geldi.
Puf.
Ardından şalgam kokusu daha da belirginleşti.
Başımı eğip koltuğun altına baktım.
Koyu kırmızı bir sıvı yavaş yavaş arkaya doğru ilerliyordu.
Bir an donup kaldım.
Kırmızı sıvı.
Ekşi koku.
Gece.
Beynim bir anlığına başka yere gitti.
Kan mı?
Sonra kendime geldim.
Hayır. Şalgam.
Babam da sıvıyı fark etmişti.
— Oğlum, arkada ne oluyor?
— Galiba şalgam sızıyor.
Babam hemen uygun bir yerde arabayı kenara çekti.
Bagajı açınca bidonlardan birinin kapağının gevşediğini gördük.
Babam başını iki yana salladı.
— Ben bunu sıkıca kapattım sanıyordum.
Ben arabadan inip birkaç adım geride durdum.
Babam bana baktı.
— Sen niye orada duruyorsun?
— Koku ağır geldi.
Babam gülerek:
— Şalgamdan kaçan adam da ilk defa görüyorum.
dedi.
Ben cevap vermedim.
Çünkü mesele sadece koku değildi.
O kırmızı sıvıya bakmak bile içimi garip bir şekilde huzursuz ediyordu.
Bir yanım yaklaşmak istiyor, diğer yanım mümkün olduğunca uzak dur diyordu.
Babam kapağı düzeltti.
— Tamam. Hallettik.
— İyi.
Arabaya tekrar bindik.
Babam direksiyona geçerken bana baktı.
— Laboratuvardaki kazadan sonra iyice hassaslaştın sen.
Camdan dışarı baktım.
— Biraz.
Yolumuza devam ettik.
Gece ilerledikçe kendimi daha iyi hissetmeye başladım.
Güneş yoktu.
Hava serinliyordu.
En önemlisi de Adana'nın sıcağından uzaklaşıyorduk.
Bir süre sonra yol kontrolüne denk geldik.
Babam yavaşladı.
Görevli yanımıza gelip belgeleri istedi.
Babam evrakları uzattı.
Ben arka koltukta sessizce oturuyordum.
Görevli fenerini içeri doğru tuttuğunda ışık bir an yüzüme geldi.
Gözlerimi kısmak zorunda kaldım.
Görevli bana baktı.
— İyi misin genç?
— İyiyim.
Babam hemen söze girdi.
— Laboratuvar kazasından sonra gözleri biraz hassaslaştı.
Görevli başını salladı.
— Geçmiş olsun.
— Sağ olun.
Belgeler kontrol edildikten sonra devam etmemize izin verdiler.
Babam arabayı çalıştırıp yola devam etti.
Birkaç dakika sessiz kaldık.
Sonra babam:
— Sen bugün bayağı yoruldun.
dedi.
— Hem de çok.
— Eve gidince güzelce dinlen.
Başımı koltuğa yasladım.
İçimden güldüm.
Dinlenmek mi?
Benim aklımdaki tek şey bazanın altındaki karanlık köşeydi.
Eve vardığımızda saat gece ikiyi geçmişti.
Kapıyı annem açtı.
Bizi görünce rahatladı.
— Sonunda geldiniz.
Sonra elindeki poşeti gösterdi.
— Mert, bak. Haydar Amca bunu verdi.
Poşete baktım.
İçinden sarımsak, acı biber ve birkaç küçük paket çıktı.
İçimden bir inilti yükseldi.
— Anne... O ne?
— Adana'dan geldiniz ya. Haydar Amca bazı şeyler iyi gelir diye hazırlamış.
— Bana mı?
— Sana tabii. Son zamanlarda bir tuhafsın ya.
Poşete bir kez daha baktım.
Sarımsak.
Harika.
Tam ihtiyacım olan şey.
— Anne, ben iyiyim aslında.
Annem kaşlarını kaldırdı.
— İyi olan insan güneşte montla gezmez, Mert.
Babam arkadan güldü.
— Hanım, çocuk bütün gün sıcakta kaldı. Bırak da önce bir dinlensin.
Annem başını salladı.
— Tamam. Ama yarın bunlardan biraz yiyecek.
Sarımsağa baktım.
— Yarın mı?
— Evet, yarın.
Sesimi çıkarmadım.
— Tamam.
dedim ama hiç tamam değildi.
Hemen odama çıktım.
Kapıyı kapattım.
Üzerimdeki kalın kıyafetleri çıkardım. Folyoları da dikkatlice kenara bıraktım.
Sonra bazanın altına baktım.
Dantelli örtü hâlâ yerindeydi.
İçeri girdim.
Karanlık.
Sessizlik.
Serinlik.
Sonunda rahat bir nefes aldım.
Yanıma kalan son şalgamı aldım.
Siyah pipetimi içine bıraktım.
Bir yudum aldım.
— İşte şimdi oldu.
Bir süre sessizce oturdum.
Bugün Adana'nın sıcağından kaçmıştım.
Yolda şalgam bidonu patlamıştı.
Kırmızı sıvıyı görünce bir an paniklemiştim.
Yol kontrolünde gözlerimi saklamaya çalışmıştım.
Eve geldiğimde de annem bana sarımsak getirmişti.
Başımı bazanın tavanına yasladım.
— Benim vampirlik hayatım niye bu kadar zor?
Şalgamdan bir yudum daha aldım.
Sonra hafifçe gülümsedim.
En azından bazam vardı.
Şimdilik bana yetiyordu.