Keşfet

ADIYAMAN GEZİSİNDE BİR VAMPİR

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

44. BÖLÜM — ADIYAMAN GEZİSİNDE BİR VAMPİR

Sabah okulun bahçesi her zamankinden daha hareketliydi.

Öğrenciler bir oraya bir buraya koşturuyor, kimisi arkadaşlarıyla fotoğraf çekiyor, kimisi de çantalarını otobüse yerleştirmeye çalışıyordu.

Ben ise elimde yoklama listesiyle öğrencileri sayıyordum.

— Bir, iki, üç... Yirmi sekiz...

Tam baştan saymaya başlayacaktım ki Ahmet koşarak bahçeye girdi.

Elinde de bir poğaça vardı.

— Hocam geldim!

Ona baktım.

— Belli oluyor.

— Geç kaldım ama kahvaltımı da yaptım.

— Senin için asıl önemli olan kahvaltı olmuş.

— Hocam aç gidemezdim.

— Bari poğaçayı otobüse binmeden bitir.

Ahmet başını sallayıp poğaçasından bir ısırık aldı.

Diğer öğrenciler de gülmeye başladı.

— Hocam, herkes tamam mı?

— Bir dakika. Önce bir daha sayayım.

Öğrencileri tek tek kontrol ettim.

Bu sefer herkes buradaydı.

En azından şimdilik.

— Tamam, herkes otobüse geçsin. Kimse gruptan ayrılmıyor. Gezi boyunca beraber hareket edeceğiz.

Arkalardan biri seslendi:

— Hocam, nar suyu var mı?

Başımı çevirdim.

— Bende var.

— Yine mi?

— Evet.

— Hocam siz nar suyunu gezmeye mi getiriyorsunuz?

— O da benim yol arkadaşım.

Birkaç kişi güldü.

Ben de çantamı omzuma taktım.

Adıyaman gezimiz daha başlamadan yorulmuştum.

Otobüse bindikten sonra cam kenarına oturdum.

Güneş daha sabahın erken saatlerinde kendini göstermeye başlamıştı.

Camdan dışarı bakıp içimden geçirdim.

Umarım güneş de programın farkındadır.

Çünkü bugün bayağı gezecektik.

───

PERRE ANTİK KENTİ

İlk durağımız Perre Antik Kenti, yani Pirin Ören Yeri oldu.

Otobüsten iner inmez öğrenciler etrafa dağılıp fotoğraf çekmeye başladı.

Ben hemen seslendim:

— Çok uzaklaşmayın. Önce beraber gezeceğiz, sonra fotoğraf çekersiniz.

Yanıma gelen bir öğrenci etrafa bakarak sordu:

— Hocam, burada ne var?

— Burası eski bir yerleşim alanı. Kaya mezarları var. Eskiden burası önemli bir yol üzerinde olduğu için hareketli bir yermiş.

Bir öğrenci hemen araya girdi:

— Hocam yine öğretmen moduna girdiniz.

— Ben zaten öğretmenim.

— Ama normal konuşurken de öğretmensiniz.

— O nasıl oluyor?

— Her şeyi açıklıyorsunuz.

Güldüm.

— Alışacaksınız.

Kaya mezarlarının olduğu bölgeye doğru ilerledik.

Öğrenciler etrafa bakıyor, arada birbirlerine bir şeyler gösteriyordu.

Bir süre sonra fotoğraf çekmek için durduk.

Ben de öğrencilerden biriyle yan yana geçtim.

Fotoğraf çekildi.

Ekrana baktığım anda bir an durdum.

Gözlerim ışık yüzünden olduğundan daha parlak, hatta biraz kırmızımsı görünüyordu.

— Bir dakika.

— Ne oldu hocam?

— Bir daha çekelim.

— Niye?

— Işık kötü çıkmış.

Öğrenci ekrana baktı.

— Hocam bence gayet güzel.

— Ben beğenmedim.

İkinci fotoğrafı çektik.

Bu sefer normaldi.

— İşte bu.

— Hocam ilkinde gözleriniz değişik çıkmış.

— Kameranın işi.

Telefonu cebime koydum.

Daha fazla açıklama yapmadım.

───

ADIYAMAN KALESİ

İkinci durağımız Adıyaman Kalesi'ydi.

Yukarı doğru çıkarken öğrencilerden bazıları yorulmaya başladı.

Ben de onları takip ederken bir yandan çevreyi anlatıyordum.

— Kaleleri genelde yüksek yerlere yaparlardı. Hem çevreyi görmek hem de savunma yapmak daha kolay olurdu.

Bir öğrenci hemen sordu:

— Hocam siz her yerde ders mi anlatıyorsunuz?

— Gerektiğinde.

— Burada da mı?

— Burada da.

Bir öğrenci telefonunu uzattı.

— Hocam fotoğrafımızı çeker misiniz?

— Ver bakalım.

Telefonu aldım.

Tam fotoğrafı çekecekken elimden kayacak gibi oldu.

Son anda tuttum.

— Oha hocam!

— Bir şey olmadı.

— Telefon gidiyordu.

— Gitmedi ama.

— Az daha gidiyordu.

— O zaman fotoğrafı hızlı çekelim.

Fotoğrafı çektim ve telefonu geri verdim.

Güneş yüzüme vurunca gözlerimi kıstım.

Öğrenci bunu hemen fark etti.

— Hocam siz gerçekten güneşten kaçıyorsunuz.

— Ben öğretmenim.

— Bunun konuyla ne ilgisi var?

— Öğrenciler önde olur.

— Hocam yine kaçtınız.

— Güneşten kaçıyorum.

Hep birlikte güldük.

───

ADIYAMAN MÜZESİ

Sıradaki durağımız Adıyaman Müzesi'ydi.

Ama müzeye vardığımızda kapalı olduğunu öğrendik.

Öğrencilerin yüzü bir anda düştü.

— Hocam şaka mı?

— Maalesef değil.

— İçeri giremiyor muyuz?

— Bugün giremiyoruz.

Bir öğrenci:

— O zaman neden geldik?

— Bazen gezilerde her şey planlandığı gibi gitmiyor.

Kapının önünde biraz durup müze hakkında konuştuk.

— İçeride bölgenin tarihinden kalan çeşitli eserler var. Başka bir gün geldiğinizde gezebilirsiniz.

Öğrencilerden biri hemen sordu:

— Hocam ikinci geziyi de mi yapacağız?

— Önce şu gezinin yorgunluğunu atalım.

— Hocam siz yoruldunuz mu?

— Biraz.

— Daha yarısı bitmedi.

— Biliyorum.

Çantamdan nar suyumu çıkardım.

Öğrenci yine fark etti.

— Hocam yine nar suyu.

— Evet.

— Siz gerçekten onsuz gezemiyorsunuz.

— Alışkanlık.

Bir yudum aldım.

— Hadi, diğer durağa geçiyoruz.

───

GÖLBAŞI GÖLLERİ TABİAT PARKI

Gölbaşı Gölleri'ne geldiğimizde ortam biraz daha rahattı.

Yeşillik ve göl manzarası öğrencilerin de hoşuna gitmişti.

Ben ise ilk iş gölge bir yer aradım.

Bir öğrenci bunu görünce güldü.

— Hocam siz yine gölgeye geçtiniz.

— Evet.

— Güneşle hâlâ anlaşamıyor musunuz?

— Aramız biraz bozuk.

— Ne zaman düzelecek?

— Bilmiyorum.

— Hocam sizin güneşle ciddi bir probleminiz var.

— O kadar da değil.

— Bence var.

— Hadi siz manzaraya bakın.

Öğrenciler göl kenarında fotoğraf çekmeye başladı.

Ben de biraz gölgede oturup onları izledim.

En azından burada biraz rahatlamıştım.

───

KARAKUŞ TÜMÜSÜ

Sonraki durağımız Karakuş Tümülüsü'ydü.

Öğrenciler etrafa bakarken biri sordu:

— Hocam, tümülüs ne oluyor?

— Kısaca söyleyeyim. Genellikle bir mezarın üzerine toprak veya taş yığılarak oluşturulan anıt mezarlara tümülüs deniyor.

— Yani şu gördüğümüz yer mezar mı?

— Evet. Burası da Kommagene döneminden kalma önemli yerlerden biri.

Öğrencilerden biri yukarıyı gösterdi.

— Hocam şu kartal ne?

— Buradaki kartal figürüyle ilişkilendirildiği söyleniyor. O dönemde böyle semboller önemliydi.

Bir öğrenci etrafa bakarak:

— Her taşın bir hikâyesi var yani.

— Aşağı yukarı öyle.

— Hepsini biliyor musunuz?

— Keşke.

Gülüştük.

Tam o sırada fotoğraf çekmek isteyen öğrenciler yanıma geldi.

Birlikte fotoğraf çektirdik.

Telefonun ekranına baktığımda bu kez de üst dişlerimden biri olduğundan daha sivri görünüyordu.

Bir an donup kaldım.

— Hocam?

— Bir daha çekelim.

— Yine mi?

— Bu açı iyi değil.

— Ama güzel çıkmış.

— Ben yine de bir tane daha istiyorum.

Ağzımı kapatarak ikinci fotoğrafı çektim.

Bu sefer sorun yoktu.

Telefonu cebime koydum.

Bugün fotoğrafla aram hiç iyi değil.

───

CENDERE KÖPRÜSÜ

Cendere Köprüsü'ne geldiğimizde öğrenciler hemen etrafa bakmaya başladı.

Köprüyü göstererek anlatmaya başladım.

— Burası Roma döneminden kalma önemli yapılardan biri. Cendere Çayı'nın üzerinde bulunuyor. Yıllardır ayakta kalması da gerçekten etkileyici.

Bir öğrenci:

— Hocam buradan geçerken telefonla uğraşabilir miyiz?

— Çok fazla uğraşmayın.

— Neden?

— Telefonunuzu düşürürseniz ben kurtaramam.

— Siz öğretmensiniz.

— Öğretmenim, telefon kurtarma ekibi değilim.

Gülüşmeler başladı.

Tam yürürken ayağım küçük bir taşa takıldı.

Bir an sendeledim ama hemen toparlandım.

Arkadan bir öğrenci seslendi:

— Hocam!

— Bir şey olmadı.

— Yine takıldınız.

— Taş biraz yanlış yerdeydi.

— Taşın suçu mu var?

— Şimdilik var.

Öğrenci güldü.

Ben de yürümeye devam ettim.

───

ARSAMEİA ANTİK KENTİ

Arsameia'ya geldiğimizde öğrencilerin çoğu artık yorulmuştu.

Ama yine de meraklıydılar.

Burada Kommagene Krallığı'ndan, kabartmalardan ve yazıtlardan bahsettim.

— Burası Kommagene Krallığı açısından önemli bir yer. Buradaki yazıtlar ve kabartmalar sayesinde dönemin tarihi hakkında bilgi edinebiliyoruz.

Bir öğrenci etrafa bakarak:

— Hocam gerçekten her taşın bir hikâyesi var.

— Az önce de söyledin bunu.

— Çünkü doğru.

— Tamam, onu kabul ediyorum.

Bir süre daha yürüdük.

Sonra biraz dinlenmek için oturmak istedim.

Tam oturacağım sırada ayağım kaydı.

Yanımdaki öğrenci kolumdan tuttu.

— Hocam!

— Tamam, tamam.

— İyi misiniz?

— İyiyim.

— Bugün kaçıncı oldu bu?

— Sayıyor musunuz?

— Evet.

Baş

Yorumlar

  • İkbal Sürücü: @otukenkalem00 kesinlikle sindi
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok mu hiç gitmedim ya
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim . knk
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: içine sindi mi.
  • İkbal Sürücü: bölüm mükemmel
  • İkbal Sürücü: nemruta çıkmak çok zor
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: ama bizim imzamız nar suyu kırmızı çizgimiz
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: istek bölüm ressam Mert teşekkür ediyor.
  • İkbal Sürücü: Cendere köprüsü de harikadır bu arada
  • İkbal Sürücü: Cendere köprüsü de harikadır bu kadar
  • İkbal Sürücü: nar suyu gerekli ama
  • İkbal Sürücü: ne telefonmuş arkadaş