AYIYLA KARŞILAŞAN VAMPİR
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
Okuldan çıkalı birkaç saat olmuştu.
Bu kez eve gitmiyordum.
Sınıfımla birlikte kampa gidiyorduk.
Öğrenciler günlerdir bu kampı konuşuyordu. Ben ise açıkçası biraz tedirgindim.
Çünkü ne zaman kalabalık bir yere gitsem, başıma bir şey geliyordu.
Otobüsten indiğimizde hava kararmaya başlamıştı.
Öğrenciler hemen etrafa dağıldı.
— Hocam, çadırlar nerede?
— Önce herkes burada toplansın.
— Ama hocam, şuraya bakın!
— Gördüm. Yine de dağılmayın.
Bir öğrenci çantasını yere bıraktı.
— Hocam, burada mı kalacağız?
— Evet.
— Ormanın yanında mı?
Etrafıma baktım.
Gerçekten de kamp alanı ormanın hemen kenarındaydı.
— Evet.
Öğrenci büyük bir heyecanla gülümsedi.
— Harika!
Ben aynı heyecanı yaşayamadım.
— Harika...
Çadırları kurmaya başladık.
Ben de yardım etmeye çalıştım.
Bir süre iplerle uğraştım ama ne yaptıysam bir türlü düzgün oturtamadım.
Sonunda çadırın bir tarafını kaldırdım.
Diğer taraf çöktü.
Yanımdaki öğrencilerden biri bana baktı.
— Hocam, yardım edeyim mi?
— Gerek yok.
Çadırı tekrar kaldırdım.
— Ben hallederim.
Öğrenci gülerek başını salladı.
— Tamam hocam.
Birkaç dakika sonra çadır sonunda ayakta duruyordu.
İçimden derin bir nefes aldım.
— Oldu.
Akşam yemeğinden sonra herkes ateşin etrafında toplandı.
Öğrenciler konuşuyor, gülüyor, bazıları da fotoğraf çekiyordu.
Ben biraz kenarda oturup onları izliyordum.
Bir öğrenci yanıma geldi.
— Hocam, siz neden sessizsiniz?
— Sizi izliyorum.
— Korkuyor musunuz?
— Hayır.
— Emin misiniz?
— Eminim.
Öğrenci yüzüme baktı.
— Hiç öyle görünmüyor.
— Git arkadaşlarının yanına.
Gülerek uzaklaştı.
Gece ilerledikçe öğrenciler çadırlarına gitmeye başladı.
Ben de son kez kamp alanını kontrol ettim.
— Herkes çadırında kalsın.
— Tamam hocam.
— Ormana doğru gitmek yok.
— Tamam.
— Gece tek başınıza dolaşmayın.
Bir öğrenci elini kaldırdı.
— Hocam, siz dolaşacak mısınız?
— Ben öğretmenim.
— Yani?
— Ben dolaşabilirim.
— Haksızlık.
Gülüşmeler oldu.
Ben de başımı sallayıp çadırıma girdim.
Bir süre oturdum.
Dışarıdaki sesleri dinliyordum.
Rüzgâr vardı.
Ağaçların dalları birbirine çarpıyordu.
Arada bir uzaktan hayvan sesleri geliyordu.
Tam yatağa uzanmıştım ki dışarıdan bir ses duydum.
Güm.
Gözlerimi açtım.
Bir süre kıpırdamadan bekledim.
Sonra aynı ses tekrar geldi.
Güm.
— Ne oluyor?
Yavaşça ayağa kalktım.
Çadırın fermuarını biraz açıp dışarı baktım.
İlk başta hiçbir şey göremedim.
Sonra karanlığın içinde büyük bir gölge fark ettim.
Olduğum yerde kaldım.
Gölge biraz daha yaklaştı.
Ayıydı.
— Yok artık...
Ayı kamp alanının kenarında durmuştu.
Ben ona bakıyordum.
O da bana.
Birkaç saniye boyunca ikimiz de hareket etmedik.
Sonra ayı başını kaldırdı.
Ben hemen çadırın içine girdim.
Fermuarı kapattım.
— Tamam...
Kendi kendime sakin olmaya çalıştım.
Dışarıdan ayının hareket ettiğini duyabiliyordum.
Bir sağa gidiyor, bir sola dönüyordu.
Sonra çadırın yakınından bir ses geldi.
Ben olduğum yerde kaldım.
Çadır hafifçe hareket etti.
— Sakın...
Dışarıdan bir hırıltı geldi.
Ben biraz daha geriye çekildim.
Tam o sırada uzaktan bir öğrenci seslendi.
— Hocam?
Ses biraz uzaktaydı.
— Hocam, iyi misiniz?
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Sonra:
— İyiyim!
dedim.
Öğrenci:
— Bir ses duydum.
— Bir şey yok.
— Emin misiniz?
— Evet!
Öğrenci birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra uzaklaştı.
Ben tekrar dışarı baktım.
Ayı görünmüyordu.
— Gitti galiba.
Çadırdan çıktım.
Sağa baktım.
Sola baktım.
Kimse yoktu.
Tam rahatlayacaktım ki arkamdan bir hırıltı duydum.
Yavaşça döndüm.
Ayı birkaç metre ileride duruyordu.
— Sen...
Ayı bana doğru bir adım attı.
Ben de geriye doğru çekildim.
— Bak, ben sana bir şey yapmayacağım.
Ayı bir adım daha attı.
— Tamam, bunu da anladın.
Bir adım daha.
— Ama biraz uzak dursan iyi olur.
Ayı bir anda hızlandı.
Ben ne yapacağımı şaşırıp geri çekildim.
Ayağım çadırın ipine takıldı.
— Of!
Düşmeden kendimi toparladım.
Ayı hâlâ üzerime doğru geliyordu.
Ben de arkamı dönüp birkaç adım koştum.
Sonra bir ağacın arkasına geçtim.
Nefesimi tuttum.
Ayının ayak seslerini duyuyordum.
Yaklaşıyordu.
Sonra ses kesildi.
Başımı yavaşça çıkardım.
Ayı birkaç metre ileride durmuştu.
Bana bakıyordu.
Ben de ona baktım.
Sanki beni diğer insanlardan farklı bir şekilde fark etmiş gibiydi.
Nedenini bilmiyordum.
Ama benden pek hoşlanmadığı belliydi.
Ayı bir süre daha bana baktı.
Sonra başını yana çevirdi.
Bir adım geri attı.
Ben kıpırdamadım.
Ayı birkaç saniye daha bekledi ve sonra ormana doğru yürümeye başladı.
Ben olduğum yerde kaldım.
— Gitti mi?
Biraz daha bekledim.
Ses çıkmayınca ağacın arkasından çıktım.
— Şükür.
Tam o sırada ayağım yine bir dala takıldı.
— Ah!
Hemen kendimi toparladım.
— Bugün de yeterince rezil oldum.
Uzaktan bir ışık göründü.
Bir öğrenci el feneriyle bana doğru geliyordu.
— Hocam!
Hemen kendimi toparladım.
— Ne oldu?
— Bir ses duyduk. İyi misiniz?
— İyiyim.
Öğrenci etrafa baktı.
— Bir şey gördünüz mü?
Bir an durdum.
— Bir hayvan vardı.
— Ne hayvanı?
— Büyük bir şey.
Öğrencinin gözleri büyüdü.
— Ayı mı?
— Bilmiyorum.
— Hocam, ayıysa?
— O zaman biraz uzak dururuz.
Öğrenci yüzüme baktı.
— Siz korkmadınız mı?
— Hayır.
Tam o sırada ormanın içinden bir ses geldi.
Ben istemsizce irkildim.
Öğrenci bunu fark etti.
— Korktunuz.
— Hayır.
— Korktunuz hocam.
— Sadece şaşırdım.
Öğrenci gülmeye başladı.
— Hocam, siz de korkuyormuşsunuz.
— Herkes korkabilir.
— Tamam hocam.
Birlikte kamp alanına doğru yürüdük.
Diğer öğrenciler bizi görünce yanımıza geldi.
— Hocam ne oldu?
— Bir şey yok.
— Gerçekten ayı mı vardı?
— Bilmiyorum.
Bir öğrenci:
— Hocam, yüzünüz biraz solmuş.
dedi.
— Hava soğuk.
— Ama hava o kadar soğuk değil.
— Sen öğretmen misin?
Öğrenci güldü.
— Hayır.
— O zaman tamam.
Herkes tekrar çadırlarına gitti.
Ben de kendi çadırıma girdim.
Yatağın kenarına oturdum.
Bir süre dışarıyı dinledim.
Sonra kendi kendime mırıldandım.
— Benim neden başıma sürekli böyle şeyler geliyor?
Cevap veren olmadı.
Zaten cevap beklemiyordum.
Yatağa uzandım.
Gözlerimi kapattım.
Tam uyuyacakken ormanın içinden bir hırıltı daha geldi.
Gözlerimi açtım.
Tavana baktım.
Birkaç saniye sessiz kaldım.
— Yok...
Yorganı üzerime çektim.
— Bu gece uyumuyorum.
Bir süre sonra tekrar düşündüm.
— Sabah otobüse ilk ben bineceğim.
Ve o gece, ayının tekrar gelip gelmeyeceğini düşünmekten bir türlü uyuyamadım.