BÖLÜM 11 – DANTELLİ BAZA VAMPİRİ
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
BÖLÜM 11 – DANTELLİ BAZA VAMPİRİ
Kütüphanenin en izbe köşesinde, yıllardır kimsenin elini sürmediği belli olan eski bir rafın önünde duruyordum.
Rafın üzerinde o kadar çok toz vardı ki örümcekler bile burada yaşarken birkaç kez hapşırmış olabilirdi.
Kitaplara göz gezdirirken gözüme eski, kalın bir kitap takıldı.
Kapağında kahverengi bir leke vardı.
Çay mıydı?
Vişne suyu mu?
Yoksa...
Kan mı?
Bir an kitabı elimden bırakacak gibi oldum.
Sonra kendi kendime söylendim.
— Mert, sakin ol. Her kırmızı leke kan değildir.
Kitabı elime aldım.
Kapağındaki yaldızlı yazıyı okuyunca birkaç saniye öylece kaldım.
“ANADOLU İRFANIYLA VAMPİRLİĞE GİRİŞ: %100 YERLİ KULLANMA KILAVUZU”
— Ciddi olamazsın...
Kitabı açtım.
Sayfalardan naftalin kokusu geldi.
Araya hafiften lahmacun kokusu da karışmış gibiydi.
Burnumu kırıştırdım.
— Bu kitabı kim nerede sakladı acaba?
İlk sayfada büyük harflerle bir uyarı vardı:
“Bu kitap; pelerin takıp uçmaya çalışanlar için değil, bazanın altında uyuyup gece hayatına alışmaya çalışan vampirler için hazırlanmıştır.”
İstemeden güldüm.
— Daha ilk sayfadan başladın.
Sayfayı çevirdim.
BÖLÜM 1: BESLENME ADABI
Şah Damarı mı, Şalgam Suyu mu?
İlk cümleyi okuyunca kaşlarımı kaldırdım.
“Evladım, öyle her gördüğün insanın boynuna atlama. Türkiye'de yaşıyorsun. İnsanların kanında çay, kahve, kolesterol ne ararsan var.”
Altına bir not düşülmüştü:
“Özellikle sarımsaklı yoğurt yemiş birini tercih etmeyiniz.”
Kendi kendime başımı salladım.
— Bu konuda haklı olabilir.
Sayfanın devamında daha da ilginç bir öneri vardı.
“Kandan korkuyorsanız üzülmeyin. Kırmızı renkli içeceklerden faydalanabilirsiniz. Salçayı sulandırıp pipetle içmek de mümkündür.”
Kitabı biraz kendimden uzaklaştırdım.
— Salça mı?
Sonra çantamdaki nar suyuna baktım.
Pipet hâlâ şişenin içindeydi.
— En azından benim yöntemim daha mantıklı.
Sayfayı çevirdim.
BÖLÜM 2: KONAKLAMA VE TABUT MESELESİ
“Şato bulmak zor olabilir. Ayrıca bakım masrafları yüksektir.”
Gülümsememek için dudaklarımı bastırdım.
Devam ettim.
“Tabutla eve girmek ise mahallede gereksiz sorulara yol açabilir. Bu nedenle baza altı, gömme dolap veya kullanılmayan depo önerilir.”
Bir an durdum.
Baza.
Son birkaç gündür bu kelimeyi zaten fazlasıyla düşünüyordum.
Kitapta bir de şu yazıyordu:
“Baza kullanıyorsanız üzerine dantel örtülmüş olması avantajdır. Kimse şüphelenmez.”
— Annemin bazası...
Gözümün önüne dantelli örtü geldi.
İç çekerek kitabı okumaya devam ettim.
“Gündüz uyurken anneniz sizi kaldırmaya çalışırsa sakin olun. ‘Mert, kalk da şu halıları silkeleyelim’ cümlesini duyduğunuzda mümkün olduğunca hareketsiz kalın.”
Kahkahayı zor tuttum.
— Bu gerçekten vampirlik kılavuzu mu, evden kaçış rehberi mi?
BÖLÜM 3: GÜNEŞTEN KORUNMA
Vampir mi, Kaynakçı mı?
Bu bölümü daha dikkatli okumaya başladım.
“Güneş kremi her zaman yeterli olmayabilir. Uzun kollu kıyafetler, şapka ve koyu gözlük kullanılabilir.”
Başımı salladım.
Sonunda mantıklı bir şey çıkmıştı.
Ama hemen altındaki cümleyi görünce fikrim değişti.
“Gerekirse arıcı kıyafeti de tercih edilebilir.”
— Tabii.
Kendi kendime güldüm.
— Mahalleye arıcı kıyafetiyle çıkayım. Vampir olduğumu anlamazlar zaten.
Bir sonraki öneride ise şöyle yazıyordu:
“Güneşe neden çıkmadığınızı soranlara, cilt hassasiyetiniz olduğunu söyleyebilirsiniz.”
Bu sefer ciddi ciddi düşündüm.
— Bunu zaten söylüyorum.
Sayfayı çevirdim.
BÖLÜM 4: ROMANTİZM VE “LEYLA” DURUMU
Leyla'nın adını görünce elim sayfanın üzerinde kaldı.
— Hadi bakalım...
Kitapta şöyle yazıyordu:
“Sevdiğiniz kişinin yanında gözleriniz farklı görünebilir. Sakın yanlış anlaşılabilecek sözler söylemeyin.”
Altında bir örnek vardı:
“‘Seni yemek istiyorum’ demek yerine daha normal cümleler kurunuz.”
Bir anda yüzüm kızardı.
— Zaten kim öyle bir şey söyler?
Sayfanın devamında sarımsaklı yemeklerle ilgili uzun bir uyarı vardı.
“Akşam yemeğine davet edildiğinizde sofrada bol sarımsaklı yemek varsa dikkatli olun.”
Bu kısmı okuyunca Haydar Amca'nın getirdiği sarımsak aklıma geldi.
Burnumun direği sızlamış gibi oldu.
— Dikkatli olmak yetmez. Evden kaçmak lazım.
BÖLÜM 5: TÜRK VAMPİRİNİN EN BÜYÜK DÜŞMANI
Bu başlığı görünce merakla okumaya başladım.
“Sanılanın aksine vampirin en büyük düşmanı gümüş veya kazık değildir.”
Bir sonraki satırı okudum.
“Asıl tehlike, ‘Evladım bir camı aç da içerisi havalansın’ diyen annedir.”
Kahkaha atmak üzereydim.
Kitap devam ediyordu:
“Güneş ışığı içeri girdiğinde vampir zor durumda kalabilir. Bu nedenle pencere konusunda dikkatli olunuz.”
Kitabı kapatıp birkaç saniye masaya baktım.
— Annem bunu okusa kesin bana şüpheyle bakar.
Son sayfaya geçtim.
Orada küçük bir not vardı:
“Not: Eğer kan görünce bayılıyorsanız geçmiş olsun. Belki de vampirlikten önce bayılma probleminizi çözmeniz gerekir. Bir bardak vişne suyu içip kendinize geliniz.”
Bu kez gerçekten güldüm.
— Sonunda beni anlatan bir şey buldun.
Kitabı kapattım.
Tam o sırada yan masadaki çocuk bana baktı.
Belli ki uzun süredir kendi kendime konuştuğumu fark etmişti.
— Bir sorun mu var?
Başımı çevirdim.
— Yok.
Çocuk kitaba baktı.
— O kitap ne?
Kapağı ona doğru çevirdim.
— Vampirlik kılavuzu.
Çocuk birkaç saniye kitabın kapağına baktı.
Sonra bana baktı.
— Şaka yapıyorsun.
— Keşke.
Çocuk hafifçe güldü ve tekrar kitabına döndü.
Ben de çantamdan nar suyu şişemi çıkardım.
Pipeti içine yerleştirdim.
Bir yudum aldım.
Sonra elimdeki eski kitaba baktım.
Kitap bana hiçbir gerçek cevap vermemişti.
Ama en azından birkaç dakikalığına yaşadığım şeyi kafamdan uzaklaştırmıştı.
Laboratuvarda yaşanan kazadan sonra hayatımın bu kadar değişeceğini hiç düşünmemiştim.
Artık güneşten kaçıyor, kan görünce bayılıyor, sarımsaktan uzak duruyor ve geceleri kütüphanelerde vampirlik kitapları okuyordum.
Üstelik gündüzleri annemin beni ev işlerine çağırmasından da kaçmam gerekiyordu.
Kitabı çantama koydum.
Ayağa kalkarken son kez kapağına baktım.
“%100 YERLİ KULLANMA KILAVUZU.”
Başımı iki yana salladım.
— Şato yok. Tabut yok. Mağara yok.
Bir an düşündüm.
— Geriye ne kaldı?
Cevabı zaten biliyordum.
Annemin dantelli bazası.
Galiba benim vampirlik hayatımın kaderi buydu.
Dantelli Baza Vampiri.