Keşfet

BÖLÜM 12 – GÜNDÜZÜ GECEYE ÇEVİRME OPERASYONU

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

BÖLÜM 12 – GÜNDÜZÜ GECEYE ÇEVİRME OPERASYONU

Sabahın altısıydı.

Ev sessizdi.

En azından birkaç dakika daha sessiz kalmasını umuyordum.

Çünkü gece boyunca okuduğum vampirlik kılavuzunun bir cümlesi aklıma takılmıştı:

“Türk vampirinin gündüzleri hayatta kalabilmesi için en önemli şey, güneş ışığını eve sokmamaktır.”

Kitabı yatağın üzerine bıraktım.

— Bunu yapabilirim.

Sonra pencereme baktım.

Güneş henüz doğmamıştı ama dışarısı yavaş yavaş aydınlanıyordu.

İşte o anda aklıma kötü bir fikir geldi.

Evdeki bütün perdeleri kapatacaktım.

Hem de tamamen.

Önce odamdaki perdeyi kapattım.

Sonra salona geçtim.

Perde yetmedi.

Babamın dolabından eski, kalın kışlık ceketlerden birkaç tane çıkardım.

Pencerenin önüne asmaya çalıştım.

Bir süre uğraştıktan sonra ortaya çıkan görüntüye baktım.

Evimiz artık evden çok kapalı bir depoya benziyordu.

— Gayet güzel.

Bir adım geri çekildim.

— Biraz daha karanlık olsa mezarlık olacak.

Tam o sırada annemin odasından ses geldi.

— Mert?

Olduğum yerde kaldım.

— Efendim anne?

— Sen ne yapıyorsun bu saatte?

— Hiç.

— “Hiç” diye neden ceketleri pencereye asıyorsun?

Cevap vermedim.

Annem salona geldi.

Pencerenin önündeki manzaraya baktı.

Sonra bana baktı.

Sonra tekrar pencereye baktı.

— Oğlum...

— Efendim?

— Sen neden babanın kışlıklarını perde yapmışsın?

— Güneş geliyor.

Annem kaşlarını çattı.

— Evet, sabah oluyor zaten.

— Ben güneşi sevmiyorum.

— Onu anladık. Ama evin içini de geceye çevirmişsin.

Ben ne diyeceğimi düşünürken annem perdeye uzandı.

İçimden alarm çaldı.

— Anne, dur!

Elini geri çekti.

— Ne oldu?

— Şey...

Bir bahane bulmaya çalıştım.

— Gözlerim hassas.

— Onu söyledin zaten.

— Daha da hassaslaştı.

Annem birkaç saniye yüzüme baktı.

— Mert, doktora gidelim mi?

— Gerek yok.

— Emin misin?

— Eminim.

Tam o sırada mutfaktan babamın sesi geldi.

— Ne oluyor orada?

Annem cevap verdi:

— Oğlun evi karanlık yapmış!

Babam salona geldi.

Pencereye baktı.

— Bunlar benim montlar değil mi?

— Evet baba.

— Neden perdede?

— Güneşi engelliyor.

Babam bana baktı.

— Perde diye bir şey var oğlum.

— Perde yetmiyor.

Babam başını iki yana salladı.

— Senin laboratuvarda gerçekten ne oldu?

Soruyu duyunca bir an sustum.

— Hiçbir şey.

— Emin misin?

— Eminim.

Babam daha fazla üstelemedi.

Ama yüzündeki ifade “Ben bu çocuğu anlamıyorum” der gibiydi.

Ben de konuyu değiştirmek için mutfağa geçtim.

Kılavuzda beslenme konusunda yazanları hatırladım.

Kan yerine kırmızı içecekler...

Şalgam...

Vişne suyu...

Nar suyu...

Salça...

Salça fikrinde biraz durdum.

Sonra kendime kızdım.

— Mert, sen salça içmeyeceksin.

Ama mutfakta ekmek, domates ve salça görünce burnuma gelen koku bütün düşüncelerimi dağıttı.

Bir an gerçekten acıktığımı hissettim.

Salçaya baktım.

Sonra nar suyuna.

Sonra tekrar salçaya.

— Tamam. Sadece koklayacağım.

Salçanın kapağını açtım.

Koku burnuma geldi.

İçimde garip bir hareketlenme oldu.

Kaşığı elime aldım.

Tam tadına bakacakken annem arkamdan konuştu:

— Mert.

Olduğum yerde sıçradım.

— Efendim?

— Sen salçayı neden kaşıkla yiyorsun?

Kaşığa baktım.

— Tadına bakıyorum.

— Ekmekle yesene.

— Öyle daha kolay.

Annem başını salladı.

— Sen son zamanlarda gerçekten değiştin.

Hemen ekmekten bir parça aldım.

Salçayı üzerine sürdüm.

Bir lokma aldım.

Beklediğim gibi olmadı.

Ne kan gibi gelmişti ne de bana özel bir şey olmuştu.

Sadece...

Salçalı ekmekti.

— Eh.

Annem güldü.

— Ne bekliyordun?

— Hiç.

Masaya oturdum.

Nar suyumu da yanıma koydum.

Annem kahvaltıyı hazırlarken ben bir yandan kitabı düşünüyordum.

Kılavuzda yazanların çoğu saçmaydı.

Ama bazı şeyler garip şekilde benim yaşadıklarıma uyuyordu.

Güneşten kaçmak...

Sarımsaktan rahatsız olmak...

Geceleri daha iyi hissetmek...

Kan görünce tuhaflaşmak...

Ama yine de bu kitabın bana özel yazılmış olması mümkün değildi.

Yıllar önce yazılmış eski bir kitaptı.

Benim yaşadıklarım ise birkaç gün önce laboratuvarda yaşadığım kazadan sonra başlamıştı.

Arada hiçbir bağlantı yoktu.

Bunu biliyordum.

Asıl sorun, bundan sonra ne yapacağımı bilmememdi.

Annem masaya bir tabak bıraktı.

— Bugün evde kalacaksın, değil mi?

Bir an düşündüm.

— Evet.

Gündüz dışarı çıkmak istemiyordum.

Annem başını salladı.

— Güzel. O zaman şu odanı da toplarsın.

İçimden derin bir nefes aldım.

Vampirlik kılavuzunda bundan hiç bahsetmemişlerdi.

Güneşten nasıl kaçılacağını yazmışlardı.

Sarımsaktan nasıl uzak durulacağını anlatmışlardı.

Ama Türk annesinin “Odanı topla” emrine karşı ne yapılacağını yazmamışlardı.

Demek ki kitabın gerçekten eksik bir bölümü vardı.

Başımı öne eğdim.

— Tamam anne.

Annem mutfağa döndü.

Ben de nar suyumdan bir yudum aldım.

Pencerenin arkasından güneş yavaş yavaş yükseliyordu.

Perdenin arasından ince bir ışık içeri sızdı.

Hemen perdeyi biraz daha kapattım.

Sonra kendi kendime fısıldadım:

— Bir gün şu güneşle anlaşacağım.

Ama bugün değil.

Bugün evde kalacaktım.

Odamı toplayacaktım.

Nar suyu içecektim.

Ve mümkün olduğunca kimseye gerçeği belli etmeyecektim.

Çünkü ailem hâlâ benim vampir olduğumu bilmiyordu.

Ve böyle devam etmesi gerekiyordu.

En azından şimdilik.