Keşfet

BÖLÜM 13 – KORKU EVİ VE YAPAY KAN KRİZİ

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

BÖLÜM 13 – KORKU EVİ VE YAPAY KAN KRİZİ

Kütüphaneden eve döndüğümden beri aklımda tek bir şey vardı.

Vampirlik konusunda hiçbir şey bilmiyordum.

Güneşten kaçıyordum.

Sarımsaktan uzak duruyordum.

Kan görünce hâlâ bayılıyordum.

Ama bir yandan da bazı şeylerin değiştiğini hissediyordum.

Özellikle geceleri.

Daha iyi duyuyor, daha hızlı hareket ediyor ve bazı kokuları eskisinden çok daha fazla hissediyordum.

Bunu anlamanın bir yolu vardı.

Korku evi.

Mahalleye birkaç gün önce yeni bir korku evi açılmıştı.

Adı da Dehşet Sarayı'ydı.

İsmi biraz iddialıydı ama benim için iyi bir deneme olabilirdi.

Hem karanlıkta nasıl davrandığımı görebilir hem de şu vampirlik meselesinin ne kadar ilerlediğini anlayabilirdim.

Tabii önce evden çıkmam gerekiyordu.

Annem mutfaktaydı.

— Nereye gidiyorsun?

— Biraz dışarı çıkacağım.

— Gündüz vakti?

Saatime baktım.

Akşam olmuştu.

— Akşam.

Annem yüzüme baktı.

— Üzerine neden o kadar şey giydin?

Balıkçı şapkası, koyu renk gözlük ve ince bir atkı takmıştım.

— Hava değişti.

— Hava sıcak.

— Ben üşüyorum.

Annem bir şey demedi.

Sadece başını salladı.

— Geç kalma.

— Tamam.

Kapıdan çıktığımda derin bir nefes aldım.

En azından sorguyu atlatmıştım.

Korku evine vardığımda girişteki görevli kıyafetlerime baktı.

Sonra yüzüme baktı.

— İçerisi karanlık zaten. Gözlüğe gerek var mı?

— Benim gözler hassas.

— Güneş mi var içeride?

— Yok ama...

Cümleyi tamamlayamadım.

Görevli gülümseyerek bileti verdi.

— Neyse, içeride görüşürüz.

İçeri girdim.

Karanlık hemen üzerime çöktü.

Ve tuhaf bir şekilde rahatladım.

Güneş yoktu.

Pencereler yoktu.

İnsanların çoğu bağırıp çağırıyordu ama benim için burası dışarıdan daha güvenli bile sayılabilirdi.

Koridorlarda ilerlerken duvarlardan garip sesler geliyordu.

Bir kapı aniden açıldı.

Bir görevli zıplayarak önüme çıktı.

Normal bir insan olsaydım muhtemelen korkardım.

Ama ben sadece ona baktım.

Adam birkaç saniye bekledi.

— Korkmadın mı?

— Biraz.

— Hiç belli olmadı.

— İçimden korktum.

Adam tekrar yerine geçti.

Ben yürümeye devam ettim.

Bir süre sonra küçük bir odada yalnız kaldım.

Duvarın kenarında beklerken aynaya benzeyen karanlık bir yüzey gördüm.

Yaklaştım.

Yine yansımam yoktu.

İç çektim.

— Hâlâ yok.

Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.

— Hazır mısın?

Bir anda döndüm.

Korku evinin çalışanlarından biri üzerime doğru geliyordu.

Üzerinde makyaj vardı.

Elinde de küçük bir şişe tutuyordu.

Şişenin içindeki sıvı kırmızıydı.

Olduğum yerde kaldım.

Burnuma garip bir koku geldi.

Açlık gibi bir şey hissettim.

Ama aynı anda midem de bulanmıştı.

Gözlerimi şişeden ayırmaya çalıştım.

Adam elindeki sıvıyı gösterdi.

— Korktun mu?

Cevap veremedim.

Çünkü şişedeki şeyin kan olmadığını biliyordum.

Ama görüntüsü yetiyordu.

Bir adım geri attım.

— Onu biraz uzağa tutar mısın?

Çalışan şaşırdı.

— Neden?

— Kırmızı şeylerden hoşlanmıyorum.

Adam şişeye baktı.

— Bu yapay kan.

Yapay kan.

İki kelime kafamda dönüp durdu.

Bir yanım ona yaklaşmak istiyordu.

Diğer yanım kaçmak.

Bu ikisinin aynı anda olabileceğini daha önce hiç düşünmemiştim.

Adam birkaç adım daha yaklaştı.

Ben geri çekildim.

— Abi, gerçekten korktun galiba.

— Korkmadım.

— E bayağı korktun.

— Sadece...

Cümleyi tamamlayamadan bir başka ses duyuldu.

— Buradan çıkış yok!

Koridorun diğer ucundan başka bir görevli geldi.

Bu kez gerçekten irkildim.

Bir anda iki taraftan sıkışmış gibi hissettim.

Kalbim hızlandı.

Karanlıkta her şeyi çok daha net duyuyordum.

Ayak sesleri.

Konuşmalar.

Hatta birinin elindeki plastik şişenin çıkardığı küçük sesi bile.

Ama en kötüsü hâlâ elimdeki o kırmızı görüntüydü.

Şişeye tekrar baktım.

Açlığım arttı.

Sonra korkum.

— Ben buraya neden geldim?

Bir adım geri attım.

Ayağım yerdeki bir şeye takıldı.

Dengemi kaybettim.

— Abi!

Son duyduğum ses buydu.

Sonra gözlerim karardı.

---

Gözlerimi açtığımda başımın altında katlanmış bir mont vardı.

Karşımda korku evinin çalışanı duruyordu.

— İyi misin?

Gözlerimi kırpıştırdım.

— Sanırım.

— Bir anda yere düştün.

Doğrulmaya çalıştım.

— Bayıldım mı?

— Evet.

Bir an sessiz kaldım.

Sonra şişeyi hatırladım.

— O kırmızı sıvı...

Adam şişeyi kaldırdı.

— Yapay kan.

Başımı öne eğdim.

— Biliyorum.

— Kan fobisi mi var sende?

Bir an düşündüm.

— Galiba.

Bu cevabı verirken içimden başka bir cümle geçiyordu.

Keşke sadece kan fobisi olsaydı.

Çünkü ben artık kan görünce sadece korkmuyordum.

Bir yanım ona karşı garip bir şekilde çekiliyordu.

İşte asıl korktuğum şey buydu.

Ayağa kalktım.

— Ben eve gitsem iyi olacak.

Çalışan gülümsedi.

— Tabii. Bir daha gelirsen seni daha sakin bir bölüme alırız.

— Daha sakin mi?

— Evet.

Kapıya doğru yürürken başımı salladım.

— Ben bir daha gelmeyeyim.

Dışarı çıktığımda hava tamamen kararmıştı.

Gece beni her zamanki gibi rahatlatmıştı.

Ama bu kez başka bir şey düşünüyordum.

Korku evine vampirlik yeteneklerimi anlamak için gitmiştim.

Sonuç?

Korkutmayı öğrenememiştim.

Ama bir şeyi daha net anlamıştım.

Ben kan görünce hâlâ bayılıyordum.

Üstelik artık bunun yanında başka bir sorun daha vardı.

Açlık.

Başımı gökyüzüne kaldırdım.

— Vampir oldum da neden bu kadar zor bir vampir oldum?

Cevap veren olmadı.

Ben de çantamdaki nar suyunu çıkarıp bir yudum aldım.

En azından o konuda hâlâ güvenebileceğim bir şey vardı.

Nar suyu.