BÖLÜM 15 – KUZEN TERÖRÜ VE SALÇA KRİZİ
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
BÖLÜM 15 – KUZEN TERÖRÜ VE SALÇA KRİZİ
Evde bayram yoktu ama bayramdan beter bir kalabalık vardı.
Kuzenler gelmişti.
Hem de bir geceliğine.
Annem, kendi odasında yer açmak yerine benim odayı uygun görmüştü.
— Mert zaten bazanın altında yatıyor, yer kaplamıyor.
Bu cümleyi duyduğumda anneme uzun uzun bakmıştım.
Ama itiraz etmenin bir anlamı yoktu.
Sonuçta vampir olduğumu söyleyip, “Ben aslında bazanın altında uyuyorum,” diyemezdim.
Böylece odama üç kuzen ve Haydar Amca'nın küçük oğlu Can yerleşti.
Can'a mahallede herkes başka bir isim takıyordu.
Ben de ona içimden “Canavar Can” diyordum.
Gece saat üç olmuştu.
Odamdaki sessizlik diye bir şey kalmamıştı.
Bir tarafta Berk'in horlaması, diğer tarafta Can'ın uykusunda dönüp durması...
Bir ara Berk kolumu yastık sanıp üzerine yatmıştı.
Can da ayaklarını benim yastığımın üzerine koymuştu.
Gözlerimi açıp tavana baktım.
Tam o sırada midemden bir ses geldi.
Karnım resmen itiraz ediyordu.
Elimi karnıma koydum.
— Tamam, tamam. Duydum seni.
Ama sorun şuydu:
Ne yiyeceğimi bilmiyordum.
Normal yemek istemiyordum.
Kan düşüncesi ise hâlâ beni korkutuyordu.
Sessizce bazanın altındaki küçük sığınağımdan çıktım.
Tam ayağa kalkmıştım ki Berk uykusunda mırıldandı:
— Lahmacun...
Olduğum yerde kaldım.
Bana mı söylüyordu?
Birkaç saniye bekledim.
Berk yeniden horlamaya başlayınca içimden nefes verdim.
— Rüyasında yemek görüyor.
Yere baktım.
Çoraplar, oyuncak arabalar, yastıklar...
Kuzenler odanın ortasına ne buldularsa bırakmışlardı.
Sessizce aralarından geçmeye çalıştım.
Tam kapıya ulaştığım sırada kapıdan ince bir ses geldi.
Gııııııııııırç...
Dondum.
Can yatağında doğruldu.
— Anne?
Sonra gözlerini yarım açtı.
— Su...
Hemen kapının arkasına geçtim.
Can etrafa baktı.
Elindeki ışıklı spor ayakkabısı bir anda yanınca yüzümü duvara çevirdim.
Birkaç saniye sonra Can tekrar yatağına uzandı.
Ben de yavaşça mutfağa doğru ilerledim.
Mutfakta biraz yiyecek bulabileceğimi düşünüyordum.
Belki nar suyu vardı.
Belki nar ekşisi.
Belki de başka bir şey.
Ama mutfağa girdiğimde karşıma çıkan manzara hiç beklediğim gibi değildi.
Babam masada oturuyordu.
Elinde yarım ekmek, önünde de yoğurt vardı.
Beni görünce kaşlarını kaldırdı.
Üzerimdeki ceket, balıkçı şapkası ve gözlüklerle karşısında dikiliyordum.
— Mert?
— Baba.
— Sen bu saatte niye böyle geziyorsun?
Bir an cevap bulamadım.
Sonra aklıma gelen ilk şeyi söyledim.
— Laboratuvar notlarına bakıyordum.
Babam gözlüklerime baktı.
Sonra şapkama.
Sonra tekrar yüzüme.
— Gece üçte mi?
— Bilim uyumuyor baba.
Babam birkaç saniye sustu.
— Senin o laboratuvar kazasından sonra iyice değiştin.
Başımı eğdim.
— Farkındayım.
Babam ekmeğinden bir parça kopardı.
— Gel otur. Açsan ye.
Tam o sırada gözüm masadaki salça kavanozuna takıldı.
Kavanoza baktığım anda midem yeniden hareketlendi.
Salça...
Kırmızıydı.
Kokusu da fena değildi.
Belki bunu deneyebilirdim.
— Baba...
— Efendim?
— Salçadan biraz alabilir miyim?
Babam kavanozu bana uzattı.
— Al.
Cebimden pipeti çıkarınca babamın yüzü değişti.
— O ne?
— Pipet.
— Onu görüyorum da salçayla ne yapacaksın?
Bir an sustum.
— Deney.
Babam başını iki yana salladı.
— Oğlum salça deney malzemesi değil. Ekmek var orada. Sür, ye.
Pipeti elimde tutarak kavanoza baktım.
— Ben böyle daha kolay tüketiyorum.
— Salçayı pipetle içen ilk insan sensin herhalde.
— Bilimsel bir yöntem.
Babam güldü.
— Senin bilimsel yöntemlerin de iyice değişti.
Tam salçaya pipeti yaklaştırmıştım ki koridordan terlik sesi geldi.
Annem.
Babam bir anda doğruldu.
— Annen geliyor.
— Ne yapacağız?
— Ben niye bir şey yapıyorum? Sen ne halt ediyorsan et.
Annem mutfağın kapısında göründü.
— Mustafa? Mert? Siz burada ne yapıyorsunuz?
Babam hemen ekmeğini gösterdi.
— Acıktım.
Annem bana baktı.
Sonra elimdeki pipete.
Sonra salça kavanozuna.
— Mert...
— Efendim?
— Salçayı pipetle mi içeceksin?
Yutkundum.
— Şey...
Babam araya girdi.
— Laboratuvar alışkanlığı galiba.
Annem başını salladı.
— O kazadan sonra çocuğun bütün alışkanlıkları değişti zaten.
Ben hiçbir şey söylemedim.
İçimden sadece rahat bir nefes aldım.
Annem salça kavanozunu kapattı.
— Hadi ikiniz de yatın. Sabah erken kalkacağız.
Tam o sırada odadan bir ses yükseldi.
— AMCA!
Annem irkildi.
— Ne oldu?
Can'ın sesi geldi.
— Mert abi yok!
Annem bana baktı.
Ben babama baktım.
Babam da bana baktı.
Üçümüz birkaç saniye öylece kaldık.
Sonra annem hızla odaya yöneldi.
Ben de arkasından gittim.
Can yatağın kenarında oturmuş, etrafa bakıyordu.
— Bazanın altında sadece dantel var!
İçimden:
Eyvah.
Annem eğilip bazanın altına baktı.
Ben ise bir saniye önce çoktan bazanın diğer tarafına geçmiştim.
— Burada yok.
Can şaşkın şaşkın etrafa bakıyordu.
— Az önce buradaydı.
Babam kapının önünden seslendi.
— Uykunda görmüşsündür.
Can başını salladı.
— Ama gerçekten gördüm.
Ben sessizce yatağın kenarına uzandım ve battaniyeyi üzerime çektim.
— Buradayım.
Herkes bana döndü.
Can'ın gözleri büyüdü.
— Sen ne ara geldin?
— Ben...
Bir an düşündüm.
— Uykum gelmişti.
Can hâlâ şüpheli şüpheli bana bakıyordu.
Annem ise başını salladı.
— Hepiniz yatın artık.
Herkes yeniden yerleşirken ben sessizce battaniyenin altına girdim.
Bir süre sonra odadaki sesler yeniden azaldı.
Berk horlamaya başladı.
Can döndü.
Ben ise tavana baktım.
Mutfakta salçayı bile rahatça yiyememiştim.
Kan hâlâ korkutucuydu.
Normal yemekler ise eskisi gibi gelmiyordu.
Bir de üstüne kuzenler...
Gözlerimi kapattım.
— Vampir olmak zor.
Sonra aklıma pipet geldi.
İçimden gülmeye başladım.
— Ama babama salçayı pipetle içmenin bilimsel olduğunu kabul ettirmek daha da zor.
Sessizce battaniyeyi yüzüme kadar çektim.
Ve sabaha kadar kimseye yakalanmadan uyumaya çalıştım.