BÖLÜM 16 – ADANA SICAĞI VE ALÜMİNYUM FOLYO OPERASYONU
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
BÖLÜM 16 – ADANA SICAĞI VE ALÜMİNYUM FOLYO OPERASYONU
Sabah daha doğru düzgün uyanamadan babam odanın kapısını açtı.
— Mert, kalk oğlum.
Yorganı başıma kadar çektim.
— Ne oldu?
— Hazırlan. Adana'ya gidiyoruz.
Bir anda gözlerimi açtım.
— Ne?
Babam gayet sakindi.
— Bir işim var. Seni de götüreceğim. Evde bütün gün yatıyorsun zaten. Biraz hava değişikliği iyi gelir.
Adana.
O kelimeyi duyduğum anda aklıma ilk gelen şey kebap olmadı.
Güneş geldi.
Ben daha kendi mahallemde güneşten kaçıyordum.
Adana sıcağında ne yapacaktım?
— Baba, Adana çok sıcak değil mi?
— Sıcak tabii.
— Ne kadar sıcak?
— Sıcak işte.
Bu cevap hiç içimi rahatlatmadı.
— Benim şu laboratuvar kazasından sonra güneşe karşı hassasiyetim var ya...
Babam güldü.
— Oğlum sen zaten son zamanlarda her şeye hassassın. Güneşe çıkınca gözlerini kıs, olur biter.
Ben içimden:
Olur biter mi?
diye geçirdim.
Ama başka seçeneğim yoktu.
Hazırlanıp odama döndüm.
Kütüphaneden aldığım eski vampir kitabı masanın üzerindeydi.
Kitaba baktım.
Kitabı açmadım.
Çünkü ne yazarsa yazsın, Adana sıcağında bana yardım edeceğinden pek emin değildim.
Kendi yöntemimi bulmam gerekiyordu.
Dolaptan uzun kollu bir kıyafet çıkardım.
Üzerine başka bir şey giydim.
Sonra güneş kremi sürdüm.
Yetmedi.
Bir kat daha sürdüm.
Aynada kendime baktım.
— Gayet normal görünüyorsun Mert.
Bir süre düşündüm.
— Hayır, görünmüyorsun.
Son çare olarak mutfaktan biraz alüminyum folyo aldım.
Kıyafetlerimin bazı yerlerine sardım.
Hareket ettiğimde hafif bir hışırtı çıkıyordu.
Ama güneşi biraz olsun engeller diye düşündüm.
En azından kendimi rahatlatıyordum.
Arabaya bindiğimizde babam dikiz aynasından bana baktı.
— Oğlum, üzerindeki ne?
— Koruma.
— Neye karşı?
— Güneşe.
Babam birkaç saniye sustu.
— Sen gerçekten laboratuvar kazasından sonra değiştin.
Başımı cama yasladım.
— Farkındayım baba.
Yol boyunca fazla konuşmadım.
Adana'ya yaklaştıkça hava daha da sıcak gelmeye başladı.
Arabanın kliması çalışıyordu ama ben yine de huzursuzdum.
Sonunda babam arabayı durdurdu.
— Geldik.
İçimden bir ses:
Kaç.
diyordu.
Ama nereye kaçacaktım?
Arabadan indim.
Güneş yüzüme vurduğu anda gözlerimi hemen kıstım.
Birkaç saniye sonra kollarımda sıcaklığı hissetmeye başladım.
— Baba...
— Ne oldu?
— Ben arabada beklesem?
Babam güldü.
— Daha yeni indik.
— Ben iyiyim.
— Yüzün bembeyaz oldu.
— Zaten beyazım.
Babam başını salladı.
— Hadi gel.
Yavaşça onun peşinden yürüdüm.
Üzerimdeki folyo her adımda hafifçe hışırdıyordu.
İnsanların bana bakmaması mümkün değildi.
Bir dükkânın önünden geçerken genç bir adam bana baktı.
— Abi, hayırdır? Uzay görevi mi?
Babam gülmeye başladı.
Ben ise sadece başımı salladım.
— Güneşe karşı hassasiyet.
Adam:
— Geçmiş olsun.
deyip yoluna devam etti.
Neyse ki fazla soru sormadı.
Bir süre sonra babam:
— Şalgam içelim mi?
dedi.
Normalde şalgam fikri beni pek heyecanlandırmazdı.
Ama şu an soğuk bir şey içmek kulağa harika geliyordu.
Bir şalgamcıya girdik.
Ben mümkün olduğunca gölgede durdum.
Babam iki tane şalgam söyledi.
Bardağı elime aldım.
İlk yudumu içtim.
Acısı boğazımdan geçince gözlerim açıldı.
— Bu ne?
Babam kahkahayı bastı.
— Şalgam.
Bir yudum daha aldım.
Bu sefer alışmaya başladım.
En azından güneşi düşünmeyi birkaç dakikalığına bırakmıştım.
Babam bana baktı.
— İyi geldi mi?
— Biraz.
— Bak, sana demiştim. Adana sana iyi gelecek.
İçimden güldüm.
Güneş hariç her şey iyi geliyordu.
Tam o sırada babam telefonu çıkardı.
— Akşam da ciğerciye gideriz.
Elimdeki bardağı yavaşça masaya bıraktım.
— Ciğer mi?
— Evet. Bir de güzel sarımsaklı meze söyleriz.
Başımı kaldırıp babama baktım.
Sarımsak.
Bir anda aklıma Haydar Amca'nın kapımıza astığı sarımsak geldi.
Sonra gözlerimin sulanması...
Sonra bayılmam...
— Baba...
— Efendim?
— Akşam başka bir şey yiyemez miyiz?
Babam şaşkın şaşkın baktı.
— Neden?
— Canım ciğer istemedi.
— Daha şimdiden mi?
Başımı salladım.
— Hem de hiç.
Babam omuz silkti.
— Bakalım. Belki fikrin değişir.
Ben ise bardağımdaki şalgama baktım.
Adana'da daha ilk saatimdi.
Güneşten kaçmak için folyo sarmıştım.
İnsanların bana bakmasını göze almıştım.
Şimdi de akşam sarımsaklı ciğerle uğraşacaktım.
İçimden derin bir nefes aldım.
— Vampirlik zor.
Sonra üzerimdeki folyoya baktım.
Hafifçe hışırdadı.
— Ama Adana'da vampir olmak... biraz daha zor.