BÖLÜM 18.5 – ADANA`DA SOKAK DÜĞÜNÜ VE FOLYOLU HALAY
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
BÖLÜM 18.5 – ADANA'DA SOKAK DÜĞÜNÜ VE FOLYOLU HALAY
Adana'daki gündüz macerasının ardından tek istediğim otele gidip biraz dinlenmekti.
Ama babamın benim için başka planları vardı.
Akşam arabaya binerken bana dönüp:
— Mert, gel seni bir düğüne götüreyim.
dedı.
Kaşlarımı kaldırdım.
— Düğün mü?
— Evet. Mahalleden tanıdığım birinin akrabası evleniyor. Biraz otururuz, sonra çıkarız.
Ben dışarıdaki havaya baktım.
Güneş batmıştı ama hava hâlâ sıcaktı.
— Hava serinledi mi bari?
Babam camı açtı.
— Serinledi.
Yüzüme sıcak hava vurdu.
Termometreyi kontrol ettim.
— Baba, buna serinlik mi diyorsun?
Babam güldü.
— Adana'da buna serinlik deniyor.
Düğün yerine vardığımızda sokak oldukça kalabalıktı.
Müzik son ses açıktı.
Sandalyeler kaldırımlara dizilmiş, insanlar sohbet ediyor, çocuklar sokakta koşturuyordu.
Ben ise ilk iş kendime gölge bir köşe buldum.
Üzerimde hâlâ uzun kıyafetlerim ve güneşten korunmak için kullandığım bazı folyo parçaları vardı.
Hareket ettiğimde hafifçe hışırdıyordu.
Babam bana baktı.
— Şunu biraz çıkar istersen.
— Yok.
— Neden?
— Rahat ediyorum böyle.
Babam omuz silkti.
— Sen bilirsin.
Elimde buzlu şalgamımla bir sandalyeye oturdum.
Tam biraz rahatladığımı düşünüyordum ki Adanalı kuzenlerden biri yanıma geldi.
— Mert, sen niye böyle oturuyorsun?
— Nasıl?
— Herkes gömlekle oturuyor, sen hâlâ mont gibi bir şey giymişsin.
— Güneşe karşı hassasiyetim var.
Kuzenim gökyüzüne baktı.
— Güneş yok ki.
Bir an sustum.
— Sıcağa da hassasım.
Kuzenim güldü.
— Sen bayağı hassassın.
Ben de şalgamımdan bir yudum aldım.
— Biraz.
Tam o sırada babam yanımıza geldi.
— Hadi Mert, kalk.
— Nereye?
— Halaya.
Gözlerimi büyüttüm.
— Ben mi?
— Evet, sen.
— Baba ben halay bilmiyorum.
— Öğrenirsin.
Beni kolumdan tutup kalabalığın içine götürdü.
Bir anda kendimi halay sırasında buldum.
Sağımda bir teyze, solumda babam vardı.
Müzik hızlandıkça herkes adımlarını hızlandırıyordu.
Ben ise ne yapacağımı anlamaya çalışıyordum.
Bir sağ.
Bir sol.
Sonra tekrar sağ.
İlk birkaç adımı doğru yaptım.
Sonra ayağım birinin ayağına takıldı.
— Pardon.
Yanımdaki teyze gülerek:
— Daha yeni başladık oğlum, alışacaksın.
dedi.
Tam o sırada folyolarımdan biri hışırdadı.
Yanımdaki çocuk dönüp baktı.
— Abi, senin üstünden ses geliyor.
— Kıyafet.
— Kıyafetin niye ses çıkarıyor?
— Yeni.
Çocuk birkaç saniye baktı.
Sonra:
— İlginçmiş.
deyip halaya devam etti.
Ben de devam ettim.
Bir süre sonra gerçekten eğlenmeye başladım.
Güneşi düşünmüyordum.
Kan düşünmüyordum.
Sadece müziğe ayak uydurmaya çalışıyordum.
Babam bana dönüp:
— Bak, yapıyorsun işte!
dedi.
— Çok zor değilmiş.
Tam o anda ayağımı yanlış yere bastım.
Babam güldü.
— Tamam, o kısmı biraz daha çalış.
Ben de istemeden güldüm.
Gece ilerledikçe kalabalık biraz azaldı.
Ben artık yorulmuştum.
Sandalyeye oturup şalgamımı elime aldım.
Babam yanıma geldi.
— Acıktın mı?
— Biraz.
— Hadi o zaman.
İçimden kötü bir his geçti.
— Nereye?
Babam gülümseyerek:
— Gece ciğerine.
Başımı geriye yasladım.
— Baba...
— Ne?
— Başka yemek yok mu?
— Adana'ya gelip ciğer yemeden dönülür mü?
İtiraz edecek gücüm kalmamıştı.
Bir süre sonra başka bir ciğerciye oturduk.
Masaya yine soğan, sumak ve sarımsak geldi.
Sarımsağı görür görmez yüzümü buruşturdum.
Babam fark etti.
— Yine mi?
— Ne yine mi?
— Sarımsak görünce suratın değişiyor.
— Kokusu biraz ağır.
— Biraz ye. Belki iyi gelir.
Başımı iki yana salladım.
— Yok, ben şalgam içeyim.
Siyah pipetimi çıkarınca babam bana baktı.
— Sen bu pipeti yanında taşımaya devam mı ediyorsun?
— Evet.
— Her yerde mi?
— Her yerde.
Babam başını salladı.
— Neyse. Sen bilirsin.
Şalgamımdan bir yudum aldım.
Sarımsağın kokusundan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyordum.
Bir ara babam tabağı bana doğru itti.
— Hadi, bir parça ye.
Çatalı elime aldım.
Sarımsaktan mümkün olduğunca uzak bir parça seçtim.
Tam ağzıma götürecekken kokuyu aldım.
Çatalı geri bıraktım.
— Olmadı.
Babam güldü.
— Senin şu yemek işini bir türlü çözemedik.
Ben de gülümsemeye çalıştım.
— Ben de çözemedim.
Gece sonunda arabaya bindiğimizde bütün günün yorgunluğu üzerime çökmüştü.
Başımı cama yasladım.
Folyolarım hafifçe hışırdıyordu.
Babam arabayı çalıştırdı.
— Eğlendin mi?
Bir an düşündüm.
Gündüz güneşten kaçmıştım.
Akşam halayda ayağıma basmışlardı.
Sarımsaklı ezmeden kaçmıştım.
Ama yine de...
— Evet.
Babam gülümsedi.
— Güzel.
Gözlerimi kapattım.
İçimden geçirdim:
Adana'da vampir olmak gerçekten zormuş.
Ama en azından bu gece güneş yoktu.
Şimdilik tek istediğim eve dönmekti.
Ve tabii...
Bazanın altındaki dantelli sığınağıma.