Keşfet

BÖLÜM 21 – ASIM ABİ’NİN GİZEMLİ EVİ VE VAMPİR ACISI

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

BÖLÜM 21 – ASIM ABİ’NİN GİZEMLİ EVİ VE VAMPİR ACISI

Adana’dan döndüğümüzden beri evde biraz sakinlik olmuştu.

En azından ben öyle sanıyordum.

Babamın getirdiği şalgamlar mutfakta duruyor, annem aldığı biberleri ayıklıyor, ben de mümkün olduğunca gündüzleri perdelerin arkasında yaşamaya çalışıyordum.

Tam o sırada kapı çaldı.

Annem mutfaktan seslendi.

— Mert, kapıya bakar mısın?

İçimden, Umarım kargodur, diye geçirdim.

Kapıyı açtığımda karşıma Asım Abi çıktı.

Elinde iki bardak vardı.

— Selam Mert. Müsaitsen bir çay içelim dedim.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

— Şimdi mi?

— Yok, gelecek hafta gel, çayı da o zaman içeriz.

Gülerek söyledi.

Ben de istemeden güldüm.

— Tamam abi, geliyorum.

Babam salondan seslendi.

— Git oğlum, komşuyla tanışmak iyidir.

Babamın bunu söylemesiyle artık kaçacak yerim kalmamıştı.

Ayakkabılarımı giyip Asım Abi’nin peşinden çıktım.

Asım Abi’nin evi bizimkinden çok farklıydı.

Her yer tertemizdi ama odaların içinde ne ararsan vardı. Eski kitaplar, haritalar, küçük metal eşyalar, eski saatler…

Bir köşede de birbirinden farklı kavanozlar duruyordu.

Ben kavanozlara bakarken Asım Abi fark etti.

— Onlara dokunma.

Elimi hemen çektim.

— Zehir mi?

— Yok canım.

— O zaman niye dokunma dedin?

— Çünkü hangisinin içinde ne olduğunu ben de bazen unutuyorum.

Bir an birbirimize baktık.

Sonra ikimiz de güldük.

Çaya oturduk.

Asım Abi çayını karıştırırken bana baktı.

— Şu laboratuvar işi nasıl oldu?

Kalbim bir anda hızlandı.

— İyi oldu abi.

— İyi mi oldu?

— Yani… Kötü oldu ama iyiyim demek istedim.

Asım Abi kaşlarını kaldırdı.

— Anladım.

Ben çayımdan bir yudum aldım.

— Biraz hassasiyet kaldı sadece.

— Neye karşı?

Soruyu duyunca duraksadım.

Güneşe.

Sarımsağa.

Kana.

Aynaya.

Hatta bazı yiyeceklere.

Ama bunların hiçbirini söyleyemezdim.

— Genel olarak işte.

Asım Abi başını salladı.

— Laboratuvar kazası kolay değil tabii.

— Aynen.

Konuyu değiştirmek için etrafa bakmaya başladım.

Tam o sırada masanın üzerinde duran eski bir metal kaşık gözüme ilişti.

Gümüş müydü, değil miydi anlayamadım.

Ama yine de gözümü hemen kaçırdım.

Asım Abi bunu fark etti.

— Kaşığa mı baktın?

— Yok.

— Baktın.

— Hayır.

— Mert, kaşık orada. Sen de burada oturuyorsun. İkinizin arasında başka bir şey yok.

Gülmemek için dudaklarımı sıktım.

— Gözüm hassas abi.

— Kaşığa mı?

— Genel olarak metallere.

Asım Abi birkaç saniye yüzüme baktı.

Sonra kahkaha attı.

— Senin laboratuvar kazası bayağı bir iz bırakmış.

— Biraz.

Biraz mı?

Ben artık kendi hayatımdan bile şüphe ediyordum.

Asım Abi mutfağa gidip başka bir kavanoz getirdi.

Kapağını açar açmaz burnuma yoğun bir koku geldi.

Acı biber.

Sarımsak.

Sirke.

Burnumun direği sızladı.

— Bu ne abi?

— Sos.

— Sos mu?

— Kendi yaptığım.

Kavanozu masaya koydu.

Üzerinde el yazısıyla bir etiket vardı:

VAMPİR ACISI

Etiketi görünce birkaç saniye sustum.

— Abi…

— Ne?

— Bunun adı neden böyle?

— Çünkü çok acı.

— Başka isim bulamadın mı?

— Bulamadım.

Bir kaşık alıp bana doğru uzattı.

— Denemek ister misin?

Sandalyemde hafifçe geriye çekildim.

— Yok.

— Acı sevmiyor musun?

— Son zamanlarda pek değil.

— Mide mi?

— Genel sağlık.

Asım Abi kaşığı geri çekti.

— Senin şu kazadan sonra bayağı değişmişsin.

Boğazımı temizledim.

— Biraz.

Asım Abi sosu kapattı.

— Neyse, zorlamam. Ben zaten bunu herkese tattırmıyorum.

İçimden derin bir nefes aldım.

Tam rahatladığım sırada Asım Abi ekledi:

— Ama mahallede buna bayılanlar var. Geçen gün biri iki kaşık yiyip beş dakika su aradı.

Güldüm.

— O kadar mı acı?

— Daha kötüsü, yanında ayran da yetmedi.

Bu sefer gerçekten güldüm.

Bir süre daha oturduk.

Asım Abi eski kitaplarından birkaçını gösterdi. Ben de dikkatlice baktım ama hiçbirinin kapağında vampir kelimesini görmemeye özellikle dikkat ettim.

Çünkü bugün yeterince gerilmiştim.

Sonunda ayağa kalktım.

— Ben artık eve geçeyim abi.

— Tabii.

Kapıya kadar birlikte geldik.

Tam çıkacakken Asım Abi arkamdan seslendi.

— Mert.

Döndüm.

— Efendim?

— O sosun tadına bir gün bakarsın.

Gülümsedim.

— Belki.

— Söz mü?

— Söz vermeyeyim.

Asım Abi güldü.

— Tamam, kaç bakalım.

Eve döndüğümde doğrudan odama çıktım.

Perdeyi kontrol ettim.

Kapıyı kapattım.

Sonra yatağın kenarına oturdum.

Bugün hiçbir şey olmamıştı.

Asım Abi vampir olduğumu anlamamıştı.

Kimse anlamamıştı.

Ama yine de içimde garip bir huzursuzluk vardı.

Çünkü adamın evinde eski kitaplar, garip eşyalar ve şimdi de adı Vampir Acısı olan bir sos vardı.

Kendi kendime söylendim:

— Bir de bunun lahmacunu çıkarsa ben bu mahalleden taşınacağım.

Tam o sırada aşağıdan annemin sesi geldi.

— Mert! Asım Abi sana bir kavanoz bırakmış!

Gözlerimi kapattım.

— Allah'ım…

Annem kapının önünden seslendi:

— Acı sosmuş!

Yatağa uzandım.

— Ben bunu istemedim ki…

Annem cevap vermeden gitti.

Ben tavana bakarken tek bir şeyi düşündüm:

Vampir olmak yetmiyormuş gibi bir de acı sosla uğraşacaktım.