BÖLÜM 22 – SABAH KAHVALTISINDA ACILI SÜRPRİZ
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
BÖLÜM 22 – SABAH KAHVALTISINDA ACILI SÜRPRİZ
Sabah uyandığımda ilk yaptığım şey pencereye bakmak oldu.
Güneş henüz doğrudan odamın içine vurmuyordu.
Bu iyi haberdi.
Kötü haber ise mutfaktan gelen kokuydu.
Acı biber.
Bir an gözlerimi kapattım.
— Olmaz…
Dün geceki sos aklıma geldi.
Yataktan kalkıp kapıyı açtım.
Mutfaktan annemin sesi geliyordu.
— Mert, kalktın mı?
— Kalktım anne.
Mutfağa girdiğimde masanın üzerinde kahvaltılıklar vardı.
Peynir, zeytin, ekmek, domates…
Ve masanın ortasında küçük bir tabak.
Tabakta kırmızı bir sos vardı.
Ona bakınca durdum.
— Anne…
Annem arkasını dönüp baktı.
— Ne oldu?
— O ne?
— Asım Abi'nin sosu.
— Niye sofrada?
— Dün bıraktığı kavanozdan biraz koydum. Baban sevdi.
Babam ekmeğine azıcık sos sürüyordu.
— Güzelmiş oğlum. Biraz acı ama güzel.
Ben sandalyeye oturdum.
— Ben almayayım.
Babam bana baktı.
— Sen zaten acı yemiyorsun.
— Evet.
Tam o sırada kapı çaldı.
Annem gidip açtı.
Tahmin ettiğim gibi Asım Abi'ydi.
— Günaydın.
— Günaydın Asım Bey, buyurun.
Asım Abi içeri girmeden elindeki poşeti gösterdi.
— Biraz ekmek aldım. Dün yaptığım sostan da getirdim.
Benim yüzüm düştü.
Babam güldü.
— Sağ olsun, Mert'e de iyi gelir.
Asım Abi bana baktı.
— Mert, sen hâlâ denemedin mi?
— Yok abi.
— Birazcık dene.
— Gerçekten yiyemiyorum.
Asım Abi bu kez ısrar etmedi.
— Tamam. Zorlamıyorum.
Sonra babama dönüp:
— Siz deneyin. Ben dün biraz fazla kaçırmışım.
Babam güldü.
— Sen kendin yemiyor musun?
— Yiyorum da sonra pişman oluyorum.
Hepimiz güldük.
Ben de istemeden güldüm.
Asım Abi çıkmak üzereyken bir anda bana baktı.
— Mert.
— Efendim?
— Dün gece pencereni kapatmışsın.
Bir an sustum.
— Evet.
— Duman gelmiştir.
— Biraz.
— Kusura bakma.
— Yok abi, sorun değil.
Asım Abi başını salladı.
— Bir dahaki sefere balkonda yaparım. Sizi rahatsız etmem.
— Sağ ol abi.
Kapı kapandı.
Babam bana baktı.
— Sen Asım Abi'den niye bu kadar çekiniyorsun?
Kaşığımı elimde çevirdim.
— Çekindiğim yok.
— Dün de sosu görünce yüzün değişti.
— Acı sevmiyorum.
Babam başını salladı.
— Senin şu laboratuvar kazasından sonra gerçekten birçok şey değişti.
Bir an cevap veremedim.
Sonra ekmeğimden küçük bir parça aldım.
— Evet.
Annem sessizce önüme peynir koydu.
— O zaman bunu ye. Sana dokunmayan şeyleri seç.
— Tamam anne.
Kahvaltıya devam ettik.
Ben sos tabağından mümkün olduğunca uzak duruyordum.
Bir süre sonra babam ekmeğine tekrar sos sürdü.
— Mert.
— Efendim?
— Şu sos gerçekten güzelmiş.
— Afiyet olsun.
— Sen de bir gün denersin.
— Belki.
Babam güldü.
— Senin “belki” dediğin şey genelde “asla” oluyor.
Başımı eğip güldüm.
— Biraz öyle.
Kahvaltıdan sonra odama çıktım.
Kapıyı kapatıp yatağa oturdum.
Evde herkes için sıradan bir sabah olmuştu.
Benim içinse yine küçük bir kaçış operasyonuydu.
Güneşten kaçıyordum.
Sarımsaktan uzak duruyordum.
Kan kokusuna dikkat ediyordum.
Şimdi bir de apartmandan gelen acı sos kokusuyla uğraşıyordum.
Telefonumu elime aldım.
Tam o sırada mesaj geldi.
Asım Abi:
“Mert, öğleden sonra aşağıdaki markete gideceğim. Bir şey lazım mı?”
Mesaja baktım.
Cevap yazdım.
“Yok abi, sağ ol.”
Gönderecekken durdum.
Sonra ekledim:
“Ama acı sos alma.”
Bir süre sonra cevap geldi.
Asım Abi:
“Tamam 😄”
Telefonu bıraktım.
Tam yatağa uzanmıştım ki aşağıdan Asım Abi'nin sesi geldi:
— Mert!
Gözlerimi kapattım.
— Efendim abi?
— Sana acısız bir şey buldum!
Başımı kaldırdım.
— Ne?
— Nar suyu!
Bir an sessiz kaldım.
Sonra istemeden gülümsedim.
— Getir abi!
Bu sefer gerçekten hoşuma gitmişti.
En azından Asım Abi sonunda neyi sevdiğimi öğrenmişti.