Keşfet

BÖLÜM 24 – EKMEK TEKNESİNDE BİR VAMPİR

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

BÖLÜM 24 – EKMEK TEKNESİNDE BİR VAMPİR

Halı saha maçından sonra eve geldiğimde tek istediğim uyumaktı.

Üstümü bile doğru düzgün değiştirmeden kendimi yatağa atmıştım. İstanbul'un gece serinliği biraz olsun iyi gelmişti. Perdeyi kapatmış, odanın ışığını da söndürmüştüm.

Tam uykuya dalacakken kapı açıldı.

Babam başını içeri uzattı.

— Mert, kalk oğlum.

Gözlerimi zorla açtım.

— Ne oldu?

— Haydar Amca'nın oğlu bugün fırına gidemeyecekmiş. Bacağını incitmiş. Yarım günlüğüne yardım edecek birini arıyorlar.

Yorganı biraz daha üzerime çektim.

— Baba, neden ben?

— Çünkü evde boş olan sensin.

— Ben boş değilim. Uyuyorum.

Babam güldü.

— Hadi hazırlan. Sadece birkaç saat.

İçimden derin bir iç çektim.

Fırın.

Sıcak.

Güneş.

Üstelik ben.

Harika bir kombinasyondu.

— Tamam, geliyorum.

---

Fırına giderken babam sürekli ne yapacağımı anlattı.

— Ekmekleri taşırsın, poşetlersin. Müşterilere yardımcı olursun. Öyle ağır bir iş yok.

— Tamam.

— Bir de ustaya kulak ver.

— Tamam baba.

— Her şeye laboratuvar gibi bakma.

Başımı çevirip babama baktım.

— Ben öyle bir şey yapmıyorum.

Babam güldü.

— Daha geçen gün nar suyuna bile laboratuvar karışımı dedin.

Bir an sustum.

— O farklıydı.

— Neydi farklı olan?

— Uzun hikâye.

Babam daha fazla sormadı.

İyi ki sormadı.

---

Fırına girdiğimiz anda yüzüme sıcak hava çarptı.

Bir an durdum.

İçerisi sıcaktı ama en azından dışarıdaki güneş doğrudan üzerimde değildi.

Usta bizi görünce babama döndü.

— Mustafa, bu oğlun mu?

— Evet.

— Hoş geldin Mert.

— Hoş bulduk usta.

Usta elime bir çift eldiven verdi.

— Şunları tak. Şu ekmekleri de tezgâha taşı.

— Tamam.

İlk başta düşündüğüm kadar kötü değildi.

Ekmekleri taşıdım.

Poşetleri hazırladım.

Tezgâhı toparladım.

Arada kapıya çıkıp biraz nefes aldım.

Usta bir süre beni izledikten sonra sordu:

— Oğlum sen niye sürekli dışarı çıkıyorsun?

— İçerisi biraz sıcak geldi.

— Alışırsın.

İçimden, Keşke mesele sadece sıcaklık olsa, diye geçirdim.

Ama gülümsedim.

— Alışmaya çalışıyorum.

---

Öğlene doğru fırın iyice hareketlendi.

Müşteriler gelip gidiyordu.

Tam ekmekleri poşetlerken yaşlı bir amca tezgâha yaklaştı.

— Evlat, iki ekmek ver.

— Tabii amca.

Ekmekleri poşete koydum.

Tam uzatacakken adam ekledi:

— Bir de sarımsaklı pide yapıyor musunuz?

Elim havada kaldı.

Sarımsak.

Sadece kelimesini duymak bile yetmişti.

Usta arka taraftan seslendi:

— Yapıyoruz amca.

Ben hemen bir adım geriye çekildim.

Usta bana baktı.

— Mert?

— Efendim?

— İyi misin?

— İyiyim.

Sonra biraz düşündüm.

— Bir dakika dışarı çıkabilir miyim?

Usta başını salladı.

— Çık tabii.

Hemen fırının önüne çıktım.

Derin bir nefes aldım.

İstanbul'un sokağındaki normal hava bile bana o anda dünyanın en güzel havası gibi gelmişti.

Birkaç dakika sonra içeriden usta seslendi:

— Mert, iyi misin?

— İyiyim usta!

— Emin misin?

— Eminim!

— Tamam, gel o zaman.

İçeri girdim.

Usta bana baktı.

— Sarımsağa alerjin mi var?

Bir an düşündüm.

— Tam olarak değil.

— O zaman?

— Kokusu biraz rahatsız ediyor.

Usta omuzlarını silkti.

— Tamam. Sen o tarafa girme.

Bu kadar basit olması hoşuma gitmişti.

Kimse sorgulamıyordu.

Kimse garip garip bakmıyordu.

---

Yarım günün sonunda gerçekten yorulmuştum.

Üzerimde un vardı.

Saçımın kenarlarında bile biraz un kalmıştı.

Usta bana sıcak bir ekmek uzattı.

— Al. Emeğine karşılık.

— Sağ ol usta.

Babam beni almaya geldiğinde elimde ekmeği görünce güldü.

— Ne oldu sana?

— Çalıştım.

— Belli oluyor.

Üzerimdeki una baktı.

— Fırıncı olmuşsun.

— Yarım günlük.

Babam başını salladı.

— Nasıl geçti?

— İyi geçti.

Bir an durdum.

— Sadece sarımsak kısmı biraz sıkıntılıydı.

Babam şaşırdı.

— Senin şu sarımsak meselesi de iyice büyüdü.

Omuz silktim.

— Sevemiyorum işte.

Daha fazla konuşmadık.

---

Eve geldiğimizde annem kapıyı açtı.

Beni görünce önce yüzüme, sonra kıyafetlerime baktı.

— Mert...

— Efendim?

— Sen fırında mı çalıştın, un çuvalına mı düştün?

Gülmemek için kendimi zor tuttum.

— Fırındaydım.

Annem başını salladı.

— Git üstünü değiştir. Her yerin un olmuş.

— Tamam.

Odama geçtim.

Kapıyı kapattım.

Üzerimdeki beyaz önlüğü çıkarırken aynaya baktım.

Sonra hemen bakışlarımı kaçırdım.

Hâlâ alışamamıştım.

Üstümü değiştirdikten sonra yatağın kenarına oturdum.

Elimdeki sıcak ekmeğe baktım.

Bir parça koparıp tadına baktım.

Gayet güzeldi.

En azından bugün karşıma kan çıkmamıştı.

Sarımsak dışında.

Bazanının altındaki dantelli örtüye baktım.

Gülümsedim.

— Bugün de seni özledim.

Sonra yatağa uzandım.

Fırın işi beklediğimden daha normal geçmişti.

Ama artık şunu biliyordum:

Benim için sıradan bir gün diye bir şey kalmamıştı.

Bir gün halı saha, ertesi gün fırın...

Ve ikisinde de mutlaka bir şekilde vampirliğim başıma bela oluyordu.