BÖLÜM 25 – OPERASYON KIZIL
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
BÖLÜM 25 – OPERASYON KIZIL EKŞİ
Gece saat üçü geçmişti.
Ev tamamen sessizdi.
Ben ise bazanın altında gözlerimi tavana dikmiş, midemin çıkardığı sesleri dinliyordum.
Bir kere.
İki kere.
Sonra daha yüksek bir guruldama.
Elimi karnıma koydum.
— Tamam, anladım. Acıktın.
Halı saha, fırın ve son birkaç gündür yaşadıklarım derken gerçekten yorulmuştum.
Üstelik canım sadece bir şey istiyordu.
Nar suyu.
Olmazsa şalgam.
O da yoksa en azından biraz salça.
Yavaşça bazadan çıktım ve mutfağa gittim.
Dolabı açtım.
Boş.
Bir başka dolabı açtım.
O da boş.
Buzdolabına baktım.
Nar suyu yoktu.
Şalgam yoktu.
Salça bile kalmamıştı.
— Şaka gibi...
Tam geri dönecektim ki mutfak kapısında babamın bıraktığı küçük notu gördüm.
“Mert, gece mutfakta fazla oyalanma.”
Altında da annemin el yazısıyla:
“Sabah kahvaltıda yersin.”
Notu birkaç saniye inceledim.
— Sabahı bekleyemem ki...
Çünkü açlığım artık iyice canımı sıkmaya başlamıştı.
Sonunda karar verdim.
Mahalle bakkalı.
Belki gece açık değildi ama önündeki dolaplardan bir şey bulabilirdim.
Üstüme hırkamı geçirip sessizce kapıya yöneldim.
---
Apartmandan çıktığımda sokak sessizdi.
İstanbul'un gece hali gündüzden tamamen farklıydı.
Bir iki araba geçiyor, uzaktan bir motor sesi geliyordu.
Bakkala doğru yürürken rahatlamıştım.
Ta ki karşıma Karabaş çıkana kadar.
Mahallenin köpeği, kaldırımın kenarında yatıyordu.
Beni görünce başını kaldırdı.
Ben durdum.
O da bana baktı.
— Karabaş...
Köpek kuyruğunu hafifçe salladı.
— Sessiz ol.
Bir adım attım.
Karabaş da ayağa kalktı.
— Tamam, tamam. Gece yürüyüşüne çıktım sadece.
Karabaş havladı.
— Şşşt!
Bir kez daha havladı.
— Karabaş, vallahi seni uyandırmak istemedim.
Köpek yanıma gelip beni kokladı.
Sonra bir anda geri çekilip tekrar havladı.
— Ne oldu sana?
Karabaş bu kez biraz daha yüksek sesle havlayınca apartmanlardan birinde ışık yandı.
Ben olduğum yerde kaldım.
— Harika...
---
Tam o sırada karşı balkondan Asım Abi'nin sesi geldi.
— Kim o?
Başımı kaldırdım.
— Benim abi.
— Mert?
— Evet.
Asım Abi balkona çıktı.
— Oğlum gecenin üçünde ne yapıyorsun?
Bir an düşündüm.
— Bakkala gidiyordum.
Asım Abi saate baktı.
— Bakkal kapalıdır.
— Ben de... kapalı mı diye kontrol edecektim.
Asım Abi güldü.
— Senin işin de ayrı gerçekten.
Karabaş hâlâ yanımdaydı.
Asım Abi aşağı baktı.
— Karabaş, bırak çocuğu.
Karabaş sanki onu anlamış gibi sustu.
Ben derin bir nefes aldım.
— Sağ ol abi.
— Eve dön hadi.
— Tamam.
Asım Abi içeri girdi.
Ben de Karabaş'a baktım.
— Senin yüzünden yakalandık.
Karabaş kuyruğunu salladı.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
---
Eve dönerken bakkalın önünden geçtim.
Gerçekten kapalıydı.
Ama dışarıdaki kasaların yanında bir şişe gördüm.
Şalgam.
Bir an durdum.
Şişeyi elime alıp etiketine baktım.
Son kullanma tarihini kontrol ettim.
Kapak sağlamdı.
— Sonunda...
Tam geri dönecekken Karabaş'ın uzaktan havladığını duydum.
Şişeyi çantama koyup hızla apartmana yürüdüm.
Bu sefer koşmadım.
Başka bir maceraya ihtiyacım yoktu.
---
Odaya girince perdeyi ve kapıyı kapattım.
Şişeyi masanın üzerine koydum.
Bir süre sadece baktım.
Sonra pipetimi çıkardım.
İlk yudumu aldığımda gözlerimi kapattım.
— Oh be...
Birkaç yudum daha içtim.
Karnımın gurultusu kesildi.
Sonunda rahatlamıştım.
Şişeyi masaya bırakıp yatağa oturdum.
Bugün de başıma bir şey gelmeden geceyi atlatmıştım.
Gerçi...
Karabaş beni yakalamıştı.
Asım Abi görmüştü.
Bakkal kapalı çıkmıştı.
Yine de elimde şalgam vardı.
Bence bu, başarı sayılırdı.
Bazanının altındaki dantelli örtüye baktım.
— Bu gece de sen kazandın.
Sonra yatağa uzandım.
Gözlerimi kapatırken aklımdan tek bir şey geçti:
Bir dahaki sefere evde mutlaka yedek nar suyu bulunduracaktım.
Çünkü gece üçte bakkal aramak, vampir olmanın en yorucu taraflarından biriymiş.