BÖLÜM 26 – KANLI CANLI BİR MESELE
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
BÖLÜM 26 – KANLI CANLI BİR MESELE
Sabah daha doğru düzgün uyanamamıştım.
Bazanının altında, dantelli örtüme sarılmış bir şekilde uyuyordum.
Son birkaç gündür halı saha, fırın, gece yarısı şalgam derken gerçekten yorulmuştum.
Tam yeniden uykuya dalmıştım ki bazanın kapağı açıldı.
— Mert!
Babam.
Gözlerimi açtım.
— Ne oldu?
— Kalk oğlum. Hastaneye gidiyoruz.
Bir anda doğruldum.
— Neden?
Annem kapının yanında duruyordu.
Yüzü biraz endişeliydi.
Babam:
— Uzak bir akrabamız ameliyata girecekmiş. Kan grubun uyuyormuş. Birkaç kişi kan vermeye gidecek.
O an içimdeki bütün uykuyu unutup babama baktım.
— Ben mi?
— Evet, sen.
— Baba...
— Ne?
— Ben kan veremem.
Babam kaşlarını çattı.
— Neden?
Bir cevap bulmam gerekiyordu.
Ama ne söylesem saçma olacaktı.
Sonunda:
— Laboratuvar kazasından sonra kendimi pek iyi hissetmiyorum.
Babamın yüzündeki ifade değişti.
— Hâlâ mı?
Başımı salladım.
— Bazen.
Annem hemen araya girdi.
— O zaman doktora söylersiniz. Önce bir baksınlar.
İçimden bir rahatlama geldi.
En azından hemen koluma iğne sokulmayacaktı.
---
Hastaneye vardığımızda koridorlar oldukça kalabalıktı.
Ben ise her adımda biraz daha geriliyordum.
Kan kelimesini duyduğum anda bile içimde garip bir huzursuzluk oluşuyordu.
Babam:
— Korkma oğlum. Sadece kan vereceksin.
— Biliyorum.
— İğneden mi korkuyorsun?
— Hayır.
Bir an durdum.
— Biraz.
Babam güldü.
— Sen de kimyagersin ya.
— Kimyager olmam iğneden hoşlandığım anlamına gelmiyor.
Hemşire bizi içeri çağırdı.
Odaya girdim.
Koltuğu görünce midem hafifçe kasıldı.
Hemşire gülümseyerek:
— Daha önce kan verdin mi?
— Hayır.
— Tamam. Önce birkaç soru soracağız.
Başımı salladım.
Sorulara cevap verdim.
Sonra laboratuvar kazasından bahsedildi.
Hemşire dikkatlice not aldı.
— Kazadan sonra herhangi bir kontrol yapıldı mı?
— Yapıldı.
— Herhangi bir ilaç kullanıyor musun?
— Hayır.
Hemşire başını salladı.
— O zaman önce doktor değerlendirsin. Kan bağışına uygun olup olmadığına o karar versin.
İçimden derin bir nefes aldım.
Doktor.
Bu kelime o anda kulağıma dünyanın en güzel kelimesi gibi gelmişti.
---
Doktor birkaç dakika sonra geldi.
Dosyama baktı.
Sonra bana.
— Yakın zamanda laboratuvar kazası geçirmişsin.
— Evet.
— Kendini hâlâ zaman zaman kötü hissediyor musun?
— Evet.
Doktor başını salladı.
— O zaman bugün kan bağışı yapmayalım. Önce gerekli kontrollerini yaptıralım.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
— Yani... kan vermeyecek miyim?
— Bugün hayır.
İçimden büyük bir rahatlama geçti.
Ama belli etmemeye çalıştım.
Babam ise şaşkın şaşkın bana baktı.
— Ben sana demiştim, önce bir doktora danışalım diye.
Ben başımı salladım.
— Evet baba.
---
Hastaneden çıkarken babam hâlâ söyleniyordu.
— Oğlum, senin bünyen gerçekten değişti.
— Laboratuvar kazasından sonra böyle oldum işte.
— İnşallah düzelirsin.
Annem elimi tuttu.
— Önce kontrollerini yaptıralım. Sonra bakarız.
Başımı salladım.
Bu kez itiraz etmedim.
Çünkü ilk defa bir bahaneye ihtiyaç duymadan hastaneden çıkmıştım.
---
Eve geldiğimde doğruca odama gittim.
Perdeyi kapattım.
Bazanının altındaki dantelli örtüye baktım.
Sonra yatağın kenarına oturdum.
Bugün kan vermemiştim.
Ama bir şeyi daha iyi anlamıştım.
Benim için kan konusu artık eskisinden çok daha ciddi bir meseleydi.
Şişeden nar suyumu çıkarıp birkaç yudum aldım.
Derin bir nefes verdim.
— Bugün de kurtuldun Mert.
Sonra şişeyi masaya bıraktım.
Tam o sırada telefonuma mesaj geldi.
Babamdı.
“Yarın kontrol için hastaneye tekrar gidebiliriz.”
Mesaja baktım.
Yüzüm düştü.
— Daha yeni kurtulmuştum...
Telefonu yatağın üzerine bırakıp bazanın altına baktım.
Dantelli örtü yerindeydi.
En azından o beni yargılamıyordu.