Keşfet

BÖLÜM 27 – TRANSİLVANYA EKSPRESİ VE DANTELLİ DRACULA KÂBUSU

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

BÖLÜM 27 – TRANSİLVANYA EKSPRESİ VE DANTELLİ DRACULA KÂBUSU

Hastaneden döndüğümden beri evde herkes üzerime biraz fazla düşüyordu.

Özellikle babam.

Kan verme meselesinden sonra doktorun söylediklerini kafasına takmıştı. Benimse tek istediğim biraz yalnız kalmaktı.

— Oğlum, doğru düzgün yemek ye, dedi babam salondan.

— Yiyorum baba.

— Sakatat da ye.

Elimdeki nar suyuna baktım.

— Bu da sayılır mı?

Babam kapının önünden geçti.

— O sayılmaz.

İşte o an odama kaçtım.

Çünkü babamın “sakatat ye” ısrarının sonunun nereye gideceğini tahmin edebiliyordum. Bir süre sonra önüme ciğer, kelle, dalak ne varsa koyacaktı.

Ben de soluğu yatağımın yanında aldım.

Bazanın altındaki yer artık neredeyse ikinci odam olmuştu.

Dantelli örtüyü üzerime çekip uzandım.

Günün yorgunluğu da üstüne eklenince gözlerim kısa sürede kapandı.

Ve rüya başladı.

---

Önce kendimi kocaman bir şatonun balkonunda gördüm.

Üzerimde siyah, uzun bir pelerin vardı.

Bir an gerçekten havalı olduğumu düşündüm.

Sonra pelerine dikkatlice baktım.

Dantel vardı.

Biraz daha baktım.

Bizim evdeki misafir odasının masa örtüsüne fazlasıyla benziyordu.

— Annem bunu görürse beni öldürür, dedim.

Karşımda sisli bir vadi uzanıyordu.

Ama vadinin ortasında ne eski bir köy vardı ne de korkunç bir orman.

Bizim mahallenin bakkalı vardı.

Hemen yanında da park.

Hatta parkın girişindeki bankta mahalleden iki çocuk çekirdek yiyordu.

Şaşkınlıkla etrafa baktım.

— Burası Transilvanya mı, bizim mahalle mi?

Tam o sırada içimden garip bir ses geldi.

Kendimi ciddi göstermeye çalışarak kollarımı iki yana açtım.

— Hoş geldiniz...

Sesim çatladı.

Boğazımı temizledim.

— Yani... hoş geldiniz gardaşlar. Ben Kont Mertula!

Parktaki çocuklardan biri bana baktı.

— Abi sen yine mi garip kıyafet giydin?

— Rüya bu oğlum, biraz saygılı olun.

Tam o sırada arkamdan kanat sesi geldi.

Döndüm.

Bir yarasa gördüm.

— İşte bu!

Ben de dönüşmeye çalıştım.

Kollarımı açtım.

Bir anda kendimi havada buldum.

Ama yarasa değildim.

Bayağı büyük bir şeydim.

Kanatlarım vardı ama kanatlarımın neye benzediğini görünce bütün karizmam kayboldu.

Alüminyum folyoydu.

— Hayır...

Kanatlarımı hareket ettirdim.

Hışır!

Bir daha hareket ettirdim.

Hışır hışır!

— Ben niye yarasa yerine mutfak malzemesine dönüştüm?

Havada dengemi kaybettim.

Aşağı bakınca bakkalın tentesini gördüm.

— Aman...

PAT!

Kendimi bakkalın önündeki boş kasaların arasında buldum.

Ayağa kalkmaya çalışırken ağzımda iki tane kocaman diş olduğunu fark ettim.

Elimi ağzıma götürdüm.

— Bari dişler düzgün olmuş.

Tam o sırada karşımdan Asım Abi çıktı.

Elinde yine o meşhur kavanoz vardı.

Üzerinde kocaman harflerle:

VAMPİR ACISI

yazıyordu.

Asım Abi kaşlarını kaldırdı.

— Mert?

— Abi...

— Sen ne hale gelmişsin?

Pelerinimi düzelttim.

— Kont Mertula.

Asım Abi kavanozu kaldırdı.

— İstersen şu sostan biraz...

— YOK!

O kadar hızlı bağırdım ki kendi sesimden korktum.

— Abi, lütfen onu benden uzak tut!

Asım Abi şaşkın şaşkın baktı.

— Acı sevmiyor muydun zaten?

— Gerçek hayatta da sevmiyorum!

Bir anda etrafımdaki mahalle kayboldu.

Kendimi karanlık bir mahzende buldum.

Karşımda altın renkli bir kadeh duruyordu.

İçinde koyu kırmızı bir sıvı vardı.

Kalbim hızlandı.

— Kan...

Kadehe yaklaştım.

Tam elimi uzatmıştım ki sıvının kokusu burnuma geldi.

Nar ekşisi.

— Yine mi sen?

Kadehi masaya bıraktım.

— Rüyamda bile nar ekşisinden kurtulamıyorum.

Tam o sırada uzaktan babamın sesi duyuldu.

— Mert!

Başımı kaldırdım.

— Oğlum kalk!

Mahzen sallanmaya başladı.

— Mert!

Bir anda bütün şato gözümün önünde dönmeye başladı.

---

Gözlerimi açtığımda karanlık bir yerdeydim.

Bir süre nerede olduğumu anlayamadım.

Sonra yüzüme gelen dantel parçalarını fark ettim.

— Ne...

Kıpırdamaya çalıştım.

Bir şey ayağıma dolanmıştı.

Elimi uzatınca alüminyum folyoya dokundum.

Hışır hışır ses çıkıyordu.

Tam o sırada bazanın kapağı açıldı.

Babam elinde el feneriyle aşağı baktı.

— Oğlum!

Gözlerimi kırpıştırdım.

— Baba...

— Sen burada ne yapıyorsun?

Etrafıma baktım.

Dantel örtü boynuma dolanmıştı.

Folyolar da üzerimdeydi.

Babam birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra:

— Uykunda “Ben Kont Mertula'yım” diye bağırıyordun.

Gözlerimi kapattım.

— Duymadın say.

— Bir de “Şalgamı getirin!” dedin.

— Onu da unut.

Babam gülmeye başladı.

— Oğlum, sen iyice değiştin.

Doğrulup bazadan çıktım.

Saçım başım dağılmıştı.

Üzerimde dantel, elimde buruşmuş folyo...

Kendime aynadan baktım.

Bir an gerçekten rüyadaki halime benzediğimi düşündüm.

Sonra hemen başka tarafa baktım.

— Çok saçma bir rüyaydı.

Babam kapının önünden seslendi.

— Sakatat ister misin?

— Hayır!

Cevap o kadar hızlı çıktı ki babam kahkaha attı.

— Tamam, tamam.

Kapıyı kapattı.

Ben de yatağın kenarına oturdum.

Bir süre sessizce rüyayı düşündüm.

Vampirdim.

Ama rüyamda bile düzgün bir vampir olamamıştım.

Pelerinim masa örtüsüydü.

Kanatlarım folyoydu.

İçeceğim kan yerine nar ekşisiydi.

Üstelik düşmanım da Asım Abi'nin acı sosuydu.

Başımı iki yana salladım.

— Benim bilinçaltımın da benden farkı yok.

Tam kalkacakken gözüm dantelli örtüye takıldı.

Elime alıp düzelttim.

— Seni de pelerin yaptık ya...

Örtüyü yatağın üzerine bıraktım.

En azından bir konuda emindim.

Bu gece tekrar uyumadan önce şalgam içmeyecektim.

Çünkü insanın rüyasında bile kendi mahallesinden kaçamaması bir yana...

dantelli Dracula olmak gerçekten fazla olmuştu.