Keşfet

BÖLÜM 29 – ASIM ABİ`NİN VEDASI VE SARIMSAKLI RANDEVU

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

BÖLÜM 29 – ASIM ABİ'NİN VEDASI VE SARIMSAKLI RANDEVU

Asım Abi'nin taşınacağını öğrendiğimde garip bir şekilde hem şaşırdım hem de rahatladım.

Son birkaç haftadır adamın meraklı bakışlarından kaçmaya çalışıyordum.

Sabah apartmanın önünde kolileri görünce yanına gittim.

— Abi gerçekten gidiyor musun?

Asım Abi elindeki kutuyu arabaya koydu.

— Evet Mert. İş değişikliği çıktı. Başka tarafa taşınacağım.

— Hayırlısı olsun.

— Sağ ol.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra Asım Abi bana bakıp gülümsedi.

— Ama seni çözemedim.

İçimden bir şey koptu.

— Neyi çözemedin?

— Bir gün nar suyuyla geziyorsun, bir gün sarımsaktan kaçıyorsun. Acı sosu görünce yüzün değişiyor. Bir de şu siyah pipet...

Cebimdeki pipete baktım.

— O alışkanlık abi.

Asım Abi güldü.

— Sen ya fazla değişiksin ya da gerçekten çok ilginç bir adamsın.

— İkincisi diyelim.

— Neyse. Kendine dikkat et.

Elini omzuma vurdu.

— Bir de annenin yemeklerine fazla itiraz etme.

— Ona söz veremem.

İkimiz de güldük.

Asım Abi arabasına bindi ve mahalleden ayrıldı.

Arkasından bakarken içimden bir oh çektim.

En azından artık balkondan beni izleyen biri olmayacaktı.

Eve çıkıp odama geçtim.

Tam yatağa oturmuştum ki annem kapıyı açtı.

— Mert.

— Efendim?

— Bu akşam müsait misin?

Şüpheyle baktım.

— Neden?

Annem telefonu gösterdi.

— Sana biriyle tanıştıracağım.

— Anne...

— Korkma. Sadece tanışacaksınız.

— Kim?

— Şükran ablanın yeğeni. Adı Selin. Öğretmenmiş.

— Öğretmen mi?

— Evet. Hem de çok düzgün bir kızmış.

İçimden uzun bir nefes verdim.

— Nerede tanışacağız?

Annem gülümsedi.

— Akşam konuşursunuz.

---

Akşam Selin'le mesajlaşmaya başladık.

İlk başta düşündüğüm kadar kötü gitmiyordu.

Selin oldukça normal biriydi.

Hatta konuşması rahattı.

Bir süre sonra buluşma yeri konusu açıldı.

Selin: “Mahallede bir yer var, oraya gidelim mi?”

Ben: “Olur. Neresi?”

Cevabı görünce birkaç saniye ekrana baktım.

Selin: “Paçacı Haydar.”

Telefonu elimden düşürmedim ama düşürmek istedim.

Paçacı.

Benim için dünyanın en yanlış kelimelerinden biri.

Hemen cevap yazdım.

Ben: “Paça mı?”

Selin: “Evet 😄 Çok güzel yapıyorlar. Ben seviyorum.”

Ekrana baktım.

Sonra odanın kapısına.

Sonra tekrar telefona.

Tabii ki seviyorsun.

Normal bir insan için sıradan bir yemekti.

Benim içinse sarımsak kokusuyla dolu bir akşam demekti.

Yine de buluşmayı iptal etmek istemedim.

Ben: “Tamam. Akşam görüşürüz.”

Telefonu bıraktım.

— Bunu da atlatırız.

---

Akşam paçacıya girdiğimde ilk fark ettiğim şey sıcaklık oldu.

İkinci şey ise kokuydu.

Sarımsak.

Sirke.

Baharat.

Hepsi birbirine karışmıştı.

Kapının yanında birkaç saniye durdum.

Ben bunu neden kabul ettim?

Selin beni görünce el salladı.

— Mert! Buradayım.

Yanına gittim.

— Merhaba.

— Hoş geldin.

Oturduğum anda garson geldi.

Selin menüye baktı.

— Ben sarımsaklı paça alacağım. Sen ne istersin?

Boğazımı temizledim.

— Ben... biraz daha hafif bir şey alsam olur mu?

Selin şaşırdı.

— Paça sevmiyor musun?

— Aslında sevip sevmediğimi bilmiyorum.

— Nasıl yani?

Bir an düşündüm.

En güvenli açıklamayı seçtim.

— Laboratuvar kazasından sonra kokulara karşı biraz hassaslaştım. Özellikle ağır kokular beni rahatsız ediyor.

Selin'in yüzündeki şaşkınlık hemen geçti.

— Aa, bilmiyordum.

— Çok önemli bir şey değil.

— O zaman başka bir şey söyleyelim.

Garsona döndü.

— Mert'e daha hafif bir şey getirebilir misiniz?

İçimden rahat bir nefes çıktı.

— Teşekkür ederim.

Bir süre sohbet ettik.

Selin okuldan bahsetti.

Ben de kendi işlerimden biraz söz ettim.

Konuşması düşündüğümden daha rahattı.

Hatta bir ara gerçekten normal bir akşam geçirdiğimi düşündüm.

Ta ki paça gelene kadar.

Selin önündeki tabağa biraz sarımsaklı sirke ekledi.

Koku bir anda masaya yayıldı.

Burnumu hafifçe buruşturdum.

Selin hemen fark etti.

— Gerçekten çok mu rahatsız ediyor?

— Biraz.

— Özür dilerim.

— Yok, senlik bir şey değil.

Peçeteyle burnumu kapatmamaya çalışarak biraz geriye çekildim.

Selin gülümseyerek:

— Sen gerçekten ilginç bir adamsın.

— Bunu son zamanlarda sık duyuyorum.

— Kötü anlamda söylemedim.

— Ben de kötü anlamda almadım.

İkimiz de güldük.

Bir süre sonra Selin tabağını biraz uzağa çekti.

— Böyle daha iyi mi?

Şaşırdım.

— Evet.

— O zaman sorun yok.

O an garip bir şekilde rahatladım.

Beni sorgulamıyordu.

Dalga geçmiyordu.

Sadece rahatsız olduğum şeyi anlamaya çalışıyordu.

Akşamın geri kalanı beklediğimden güzel geçti.

Paça yememiştim.

Sarımsaktan hâlâ kaçıyordum.

Ama en azından masadan kaçmamıştım.

Çıkışta Selin bana baktı.

— Bugün güzeldi.

— Bence de.

— Bir dahaki sefere sen seçersin.

Gülümsedim.

— Tamam.

İçimden hemen bir yer geçti.

Nar suyu satan sakin bir kafe.

Kesinlikle.

Selin eve doğru giderken ben de mahalleye yürüdüm.

Bu akşam bir şeyi fark etmiştim.

Vampir olmak yüzünden her şeyi zorlaştırıyordum ama herkes benden şüphelenmek zorunda değildi.

Bazı insanlar sadece anlayışlı olabiliyordu.

Eve geldiğimde annem kapıda bekliyordu.

— Nasıl geçti?

Ayakkabılarımı çıkarırken gülümsedim.

— İyi geçti.

Annem şaşırdı.

— Gerçekten mi?

— Gerçekten.

— Paça yedin mi?

Başımı iki yana salladım.

— Hayır.

Annem güldü.

— O zaman nasıl iyi geçti?

Odaya doğru yürürken arkamı döndüm.

— Bazen insanın iyi vakit geçirmesi için paça yemesi gerekmiyor.

Odama girip kapıyı kapattım.

Yatağın kenarına oturdum.

Cebimden siyah pipetimi çıkardım.

Bir süre ona baktım.

Sonra kendi kendime güldüm.

— Bir sonraki randevunun yerini ben seçeceğim.

Ve kararımı çoktan vermiştim.

Nar suyu. Kesinlikle nar suyu.