Keşfet

BÖLÜM 32 – KADIKÖY DEPLASMANINDA VAMPİRİN SABIR SINAVI

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

BÖLÜM 32 – KADIKÖY DEPLASMANINDA VAMPİRİN SABIR SINAVI

Cumartesi günü öğleden sonra telefonum çaldı.

Arayan Nuri'ydi.

— Mert, akşam geliyor musun?

— Nereye?

— Maça.

Bir an sustum.

— Hangi maça?

— Kadıköy'deki maça ya.

Yatağın üzerinde doğruldum.

Kadıköy.

Kalabalık.

Stadyum.

Bağıran insanlar.

Normal bir insan için gayet güzel bir plan olabilirdi.

Benim içinse biraz sabır gerektireceği kesindi.

— Kaçta buluşuyoruz?

Nuri saati söyledi.

— Geliyorsun yani?

— Geliyorum.

Telefonu kapattım.

Sonra birkaç saniye tavana baktım.

Ben bunu neden kabul ettim?

Ama uzun zamandır arkadaşlarla doğru düzgün dışarı çıkmamıştım.

Hem sürekli evde oturup her şeyden kaçamazdım.

Bir maç izlemekten ne olabilirdi ki?

---

Akşam hazırlanırken annem kapının önünden geçti.

— Nereye?

— Maça gidiyorum.

Annem durdu.

— Hangi maç?

— Kadıköy'deki.

— Gece geç kalma.

— Tamam.

— Üstüne bir şey al.

— Anne, hava sıcak.

— Olsun. Gece serin olur.

Bir an anneme baktım.

— Tamam.

Çantama su koydum.

Sonra küçük bir nar suyu şişesini de içine yerleştirdim.

Bunu kimse görmeden yaptığımı sanıyordum.

Annem kapıdan tekrar baktı.

— O ne?

— Su.

— Mert.

— Nar suyu.

Annem gülmeye başladı.

— Sen gerçekten nar suyundan vazgeçmeyeceksin.

— Bence de vazgeçmem.

Çantayı kapattım.

Evden çıktım.

---

Metrobüse bindiğimizde ilk fark ettiğim şey kalabalık oldu.

İnsanlar yan yana duruyor, herkes telefonuna bakıyor, bazıları maç hakkında konuşuyordu.

Ben ise mümkün olduğunca sakin durmaya çalışıyordum.

Son zamanlarda duyularım biraz fazla hassastı.

Yanımdaki adamın parfümü burnuma çok yoğun geliyordu.

Arka taraftan gelen yemek kokusu da midemi bulandırıyordu.

Bir de herkes aynı anda konuşunca sesler birbirine karışıyordu.

Nuri bana baktı.

— İyi misin?

— İyiyim.

— Suratın biraz değişti.

— Kalabalık.

— Daha stada gitmedik.

— Biliyorum.

Nuri güldü.

— Sen bugün kesin bir şey yiyeceksin.

— Yemeyeceğim.

— Neden?

— Tokum.

Aslında açtım.

Ama şu an yemek düşünmek bile istemiyordum.

Çantamdaki nar suyunu çıkarıp küçük bir yudum aldım.

Nuri şişeye baktı.

— Yine mi?

— Ne var?

— Senin hayatında başka içecek yok mu?

— Var.

— Neymiş?

— Su.

— Onu da içiyor musun?

— Arada.

Nuri güldü.

Ben de gülmeye başladım.

En azından ortam normaldi.

---

Kadıköy'e vardığımızda kalabalık daha da artmıştı.

Stada doğru yürürken herkesin üzerinde takım formaları vardı.

Bazıları tezahürat yapıyor, bazıları arkadaşlarıyla konuşuyordu.

Ben ise mümkün olduğunca sakin kalmaya çalışıyordum.

Bir anda tribünlerden gelen yüksek bir sesle herkes bağırmaya başladı.

Ben refleks olarak yerimden sıçradım.

Nuri hemen dönüp baktı.

— Daha maç başlamadı!

— Hazırlıksız yakalandım.

— Sen maç izlemeye değil, sınava gelmiş gibisin.

— Biraz öyle.

Stada girdik.

Yerimize geçtik.

Tribünler dolmaya başladıkça ses de yükseldi.

Ben derin bir nefes aldım.

Tamam Mert.

Normal davran.

Yan taraftaki arkadaşlardan biri bana çekirdek uzattı.

— Al.

— Yok.

— Neden?

— İstemiyorum.

— Sen bugün çok garipsin.

— Bugün mü?

Gülüştük.

Bu kez ben de rahatladım.

Maç başlayınca bir süre her şeyi unuttum.

Top bir o yana bir bu yana gidiyor, tribünler sürekli hareketleniyordu.

Bir pozisyonda herkes aynı anda ayağa kalkınca ben de ayağa kalktım.

Sonra top auta çıktı.

Herkes tekrar yerine oturdu.

Ben de oturdum.

— Bu kadar hızlı ayağa kalkıp oturmak yorucuymuş.

Nuri kahkaha attı.

— Sen daha alışamadın.

---

İkinci yarının ortalarında tribünlerden birinin burnu hafifçe kanadı.

Yanındaki kişi hemen peçete uzattı.

Ben ise kokuyu fark ettim.

Bir anda bütün dikkatimi sahadan çektim.

Hayır.

Şimdi olmaz.

Nefesimi yavaşça tuttum.

Nuri bana baktı.

— Mert?

— İyiyim.

— Rengin değişti.

— Biraz başım döndü.

— İstersen çıkalım.

— Yok.

Çantamdan nar suyunu çıkardım.

Bir yudum içtim.

Sonra bir tane daha.

Birkaç saniye gözlerimi kapattım.

Kokunun azalmasını bekledim.

Neyse ki kısa süre sonra kendimi toparladım.

Nuri hâlâ bana bakıyordu.

— Emin misin?

— Eminim.

— Hastaneye falan gitmeyelim sonra?

— Gerek yok.

— Tamam.

Maça döndük.

Neyse ki kısa süre sonra dikkatimi tekrar oyuna verebildim.

---

Maç bittiğinde tribünlerden çıkmak, maçı izlemekten daha yorucuydu.

Herkes aynı anda dışarı çıkmaya çalışıyordu.

Ben de çantamı sıkıca tutup Nuri'nin peşinden yürüdüm.

Dışarı çıktığımızda derin bir nefes aldım.

— Bitti.

Nuri güldü.

— Sanki savaştan çıktın.

— Biraz öyle hissettim.

— Bir daha gelir misin?

Bir an düşündüm.

— Gelirim.

— Bak, korkmadın demek.

— Korkmadım.

Sonra çantamdaki nar suyu şişesine baktım.

— Ama bir dahaki sefere bunu daha küçük alacağım.

Nuri güldü.

— Sen gerçekten değişik adamsın.

— Biliyorum.

Eve dönerken yorgundum.

Ama nedense yüzümde bir gülümseme vardı.

Bütün akşam birkaç kez zorlanmıştım.

Kalabalık, yüksek sesler, kokular...

Ama yine de maçı izlemiştim.

Hem de kimseye bir şey belli etmeden.

Eve girerken annem salondan seslendi.

— Geldin mi?

— Geldim.

— Maç nasıldı?

Ayakkabılarımı çıkarırken gülümsedim.

— Güzeldi.

Odama geçtim.

Çantamı masanın üzerine bıraktım.

İçindeki nar suyu şişesini çıkarıp baktım.

Yarısından fazlası bitmişti.

Şişeyi masaya koydum.

— Bir dahaki sefere iki tane alacağım.

Sonra yatağa uzandım.

Bugünlük bu kadar macera yeterdi.