BÖLÜM 33 – MÜLAKAT FACİASI VE ÖĞRETMENLİK SINAVI
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
BÖLÜM 33 – MÜLAKAT FACİASI VE ÖĞRETMENLİK SINAVI
Mert için büyük gün gelmişti.
Öğretmenlik mülakatı.
Normalde insan böyle bir güne hazırlanırken özgeçmişine bakar, önemli gördüğü konuları tekrar eder, düzgün giyinir ve mümkün olduğunca sakin görünmeye çalışırdı.
Mert de bunların hepsini yapmıştı.
Sadece biraz farklı şekilde.
Takım elbisesinin altına ince bir gömlek giymiş, güneş gözlüğünü çantasına koymuştu. Nar suyunu ise her zamanki gibi yanına almıştı.
Siyah pipet de cebindeydi.
Çünkü insan hayatının hangi anında nar suyuna ihtiyaç duyacağını önceden bilemiyordu.
Bekleme salonuna girdiğinde birkaç aday sessizce notlarına bakıyordu.
Mert de elindeki dosyayı açtı.
İlk sayfada ders planı vardı.
İkinci sayfada özgeçmişi.
Üçüncü sayfada ise kendi el yazısıyla yazdığı tek bir cümle:
“Panik yapma.”
Mert birkaç saniye o cümleye baktı.
Sonra içinden geçirdi.
Kolaydı.
Tam o sırada yanındaki aday ona döndü.
— Hocam, siz de mi coğrafya?
— Evet.
— Heyecanlı mısınız?
Mert dürüstçe cevap verdi.
— Biraz.
— İlk mülakatınız mı?
— Evet.
Adam gülümsedi.
— Ben de çok heyecanlıyım. İnsan ne soracaklarını bilmiyor.
Mert başını salladı.
— Asıl mesele o zaten.
Adam tekrar notlarına döndü.
Mert ise içinden ekledi:
Bir de karşıma sarımsak çıkarsa tamamen biter.
O sırada cebindeki nar suyunun şişesi hafifçe sallandı.
Mert hemen elini cebine attı.
— Dur bakalım.
Yanındaki aday şaşkınlıkla baktı.
— Bir şey mi oldu?
— Yok.
— Telefon mu?
— Nar suyu.
Adam birkaç saniye sustu.
— Mülakatta mı içeceksiniz?
Mert hafifçe gülümsedi.
— Gerekirse.
Adam ne diyeceğini bilemedi.
Mert de açıklamaya çalışmadı.
Çünkü sözlüğündeki onuncu maddeyi hatırladı:
“Normal görünmeye çalışırken fazla açıklama yapma.”
Kapı açıldı.
— Mert Bey?
Mert derin bir nefes aldı.
— Benim.
Ayağa kalktı.
Dosyasını aldı.
Cebini kontrol etti.
Nar suyu.
Telefon.
Kalem.
Her şey yerindeydi.
Tamam.
Bugün normal bir insan gibi davranacağım.
Kapıya doğru yürüdü.
Tam içeri girecekken ayağı halının kenarına takıldı.
Mert sendeledi.
— Pardon.
Jüri üyelerinden biri hafifçe gülümsedi.
— Buyurun, Mert Bey.
Mert toparlandı ve içeri girdi.
Üç kişilik bir jüri vardı.
Ortadaki kadın başını kaldırdı.
Mert onu görünce bir an durdu.
Selin.
Mert'in yüzündeki ifade değişti.
Selin de onu tanımıştı.
— Mert?
Mert birkaç saniye cevap veremedi.
Sonunda:
— Selin?
Jürideki diğer iki kişi birbirine baktı.
Selin hafifçe gülümsedi.
— Daha önce karşılaşmıştık.
Mert sandalyesine oturdu.
— Evet.
Kısa bir sessizlik oldu.
Mert içinden:
Paçacı.
Paçacıdan kaçtığım kadın şimdi önümde mülakat yapıyor.
Hayat gerçekten garip.
Jüri başkanı dosyaya baktı.
— Mert Bey, öncelikle kendinizden biraz bahseder misiniz?
Mert normal bir cevap vermek için ağzını açtı.
— Tabii. Ben...
Bir an durdu.
— ...Mert.
Başkan bekledi.
Mert devam etti.
— Öğretmenlik alanında kendimi geliştirmek istiyorum.
Selin hafifçe başını salladı.
— Peki neden öğretmen olmak istiyorsunuz?
Bu soru Mert'in beklediğinden daha kolaydı.
— Çünkü öğrendiğim şeyleri başkalarına anlatmayı seviyorum. Özellikle öğrencinin bir konuyu ilk başta anlamayıp daha sonra kendi başına çözebilmesi hoşuma gidiyor.
Jüri üyelerinden biri not aldı.
Mert biraz rahatladı.
Bak.
Gayet normal gidiyor.
Sonra başkan sordu:
— Ders anlatırken zorlanan bir öğrenciyle karşılaşırsanız ne yaparsınız?
Mert düşünmeden cevap verdi.
— Önce neden zorlandığını anlamaya çalışırım. Her öğrencinin öğrenme şekli aynı değil. Gerekirse konuyu farklı bir örnekle anlatırım.
Başkan gülümsedi.
— Güzel.
Mert'in omuzları biraz gevşedi.
Tam o sırada Selin sordu:
— Peki stresli anlarda kendinizi nasıl kontrol ediyorsunuz?
Mert'in aklına laboratuvar kazası, güneş, kan, sarımsak, nar suyu, bazanın altı ve Kadıköy geldi.
Bir saniye sustu.
— Nar suyu.
Jüri sessiz kaldı.
Mert hemen düzeltti.
— Yani...
Kısa bir öksürükten sonra:
— Nefes egzersizi yapıyorum.
Selin gülmemek için dudaklarını bastırdı.
Mert onun fark ettiğini anlayınca daha da gerildi.
Başkan son soruya geçti.
— Son olarak, neden sizi seçmeliyiz?
Mert bu kez gerçekten düşündü.
Sonra sakin bir şekilde cevap verdi.
— Çünkü öğrencilerime yalnızca bilgi vermek istemiyorum. Onlara soru sormaktan çekinmemeyi, hata yaptıklarında tekrar denemeyi ve merak etmeyi de öğretmek istiyorum.
Odadaki hava bir anda ciddileşti.
Başkan başını salladı.
— Teşekkür ederiz.
Mert ayağa kalktı.
— Ben teşekkür ederim.
Selin de ayağa kalktı.
— Umarım iyi geçmiştir.
Mert gülümsedi.
— Umarım.
Kapıya yöneldi.
Tam çıkacakken Selin arkasından seslendi.
— Mert.
Mert döndü.
— Efendim?
Selin birkaç saniye ona baktı.
— Hâlâ bazı yemeklerden uzak duruyorsun galiba.
Mert'in yüzü bir anda ciddileşti.
— Nasıl yani?
Selin gülümseyerek omuz silkti.
— Geçen sefer de masadaki bazı şeylere pek yaklaşmamıştın.
Mert ne diyeceğini düşündü.
— Ben... bazı kokulara karşı biraz hassasım.
— Anladım.
Selin gülümsedi.
— O zaman sana bir dahaki sefere daha uygun bir yer seçeriz.
Mert'in yüzü hafifçe kızardı.
— Olur.
Selin tekrar dosyasına döndü.
— Görüşürüz, Mert.
— Görüşürüz.
Mert kapıdan çıktı.
Koridorda derin bir nefes aldı.
Elini cebine attı.
Nar suyu hâlâ oradaydı.
— Şükür.
Bekleme salonundaki adaylardan biri ona baktı.
— Nasıl geçti hocam?
Mert düşündü.
— Beklediğimden iyi.
— Ne sordular?
Mert sandalyesine oturdu.
— Öğretmenlikle ilgili şeyler.
Sonra birkaç saniye durdu.
— Bir de yemeklerle ilgili ufak bir konu açıldı.
Adam şaşkınlıkla baktı.
— Ne?
Mert ayağa kalktı.
— Uzun hikâye.
Ve koridorda yürürken kendi kendine düşündü:
Bugün kimseye hücrelerden, fotonlardan, statik elektrikten bahsetmedim.
Demek ki gerçekten normal davranabiliyormuşum.
Cebindeki nar suyuna baktı.
— Sen olmasan biraz daha zor olurdu.
O günkü sözlüğüne yeni bir madde ekledi:
Mülakat Stresi:
İnsanın bildiği her şeyi unutmasına değil, söylememesi gereken her şeyi söylemek istemesine neden olan durum.
Bir de altına küçük bir not düştü:
“Selin jüriyse, mümkünse yemek kokularına dikkat et.”