BÖLÜM 9 – KURŞUN DÖKME OPERASYONU VE AYRANLI VAMPİR
MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü
BÖLÜM 9 – KURŞUN DÖKME OPERASYONU VE AYRANLI VAMPİR
Haydar Amca'nın elinde eritilmiş kurşunla odama girdiğini gördüğüm an, başıma gelen bütün vampirlik olaylarının arasında yeni bir sıralama yaptım.
Laboratuvar kazası birinci sıradaydı.
Aynada görünmemek ikinci sıradaydı.
Güneşten kaçmak üçüncü sıradaydı.
Ama elimde hiçbir bilimsel açıklaması olmayan sıcak bir kepçeyle odama giren Haydar Amca açık ara birinciydi.
Babam arkasından geliyor, annem ise elinde bir kase yoğurtla beni izliyordu.
— Oğlum, birazdan ayran yapacağım sana. Rengin yerine gelsin.
— Anne, benim rengimle uğraşmayın! Haydar Amca'nın elindeki şeye bakın!
Haydar Amca kepçeyi havaya kaldırdı.
— Korkma evladım. Kurşun dökeceğiz. İçindeki sıkıntı neyse çıkacak.
— Benim içimde sıkıntı yok, Haydar Amca. Sadece... biraz farklılık var.
— Aynada görünmüyorsun.
— Evet.
— Güneşten kaçıyorsun.
— Evet.
— Sarımsaktan rahatsız oluyorsun.
— Biraz.
Haydar Amca başını salladı.
— O zaman bayağı sıkıntı var.
Babam da araya girdi.
— Ben başından beri söylüyorum. Bu çocuk normal değil.
— Baba, bunu böyle söylemen hiç yardımcı olmuyor.
Haydar Amca odanın ortasına küçük bir örtü serdi.
Ben ise yatağın kenarına iyice sokulmuştum.
— Şimdi ne yapacağız?
— Kurşunu dökeceğiz.
— Hayır.
— Neden?
— Çünkü sıcak!
Haydar Amca şaşkın şaşkın yüzüme baktı.
— Evladım, kurşun dökülüyor diye sana kurşun dökmüyoruz ki.
— Ben yine de güvenemiyorum.
Tam o sırada mutfaktan bir ses geldi.
Çat!
Hepimiz aynı anda mutfağa baktık.
Annemin sesi duyuldu.
— Ah!
Sandalyeden kalktım.
— Anne?
— Bir şey yok oğlum.
Ama o “bir şey yok” cümlesinden sonra burnuma gelen koku bütün vücudumu bir anda gerdi.
Kan.
Çok azdı.
Ama ben artık onu normal bir insan gibi algılamıyordum.
Kalbim hızlandı.
Boğazım kurudu.
Bir an için odadaki her şey sessizleşmiş gibi geldi.
Haydar Amca'nın elindeki kepçeyi bile unuttum.
— Mert?
Babamın sesi uzaktan geliyormuş gibi duyuldu.
Ben çoktan mutfağa doğru yürümeye başlamıştım.
İçimde garip bir açlık vardı.
Ama aynı anda korkuyordum.
Çünkü bunun ne olduğunu artık biliyordum.
Mutfakta annem parmağını tutuyordu.
Parmağında küçücük bir kesik vardı.
— Anne...
Annem bana baktı.
— Ne oldu oğlum?
Gözlerim istemsizce parmağına kaydı.
İçimdeki o garip dürtü tekrar ortaya çıktı.
Bir adım attım.
Sonra durdum.
— Mert, iyi misin?
— İyiyim.
Bir adım daha attım.
Sonra kendi kendime fısıldadım.
— Hayır, değilsin.
Annem kaşlarını çattı.
— Ne dedin?
— Hiç.
Bir anda dişlerimin değiştiğini hissettim.
Dilimle kontrol ettim.
Yine uzamışlardı.
— Eyvah.
Annem şaşkınlıkla baktı.
— Ne oldu?
— Dişlerim.
— Dişlerin ne olmuş?
Ağzımı kapatmaya çalıştım.
Ama artık saklamak pek mümkün değildi.
Babam mutfağa girdi.
Beni görünce durdu.
— Oğlum...
Haydar Amca da arkasından geldi.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Sonunda Haydar Amca gözlerini kocaman açtı.
— Mustafa...
Babam ona döndü.
— Efendim?
— Bunun dişleri niye böyle?
Babam iç çekti.
— Bilmiyorum Haydar.
Ben ise artık kaçacak yer bulamıyordum.
Aynada görünmüyordum.
Güneşten kaçıyordum.
Kan görünce hem korkuyor hem de garip bir açlık hissediyordum.
Üstüne bir de dişlerim uzuyordu.
Derin bir nefes aldım.
— Baba... anne...
İkisi de bana baktı.
— Ben galiba vampirim.
Sessizlik oldu.
Annem önce bana baktı.
Sonra dişlerime baktı.
Sonra tekrar yüzüme baktı.
— Aç mısın?
— Anne!
Babam koltuğa oturdu.
— Ben zaten böyle bir şey çıkacağını tahmin ediyordum.
— Nasıl tahmin ediyordun?
— Aynada görünmüyorsun oğlum.
— Evet.
— Güneşten kaçıyorsun.
— Evet.
— Bir de geçen gün sarımsağı görünce odadan kaçtın.
— O da doğru.
Babam başını salladı.
— Demek vampirmişsin.
Haydar Amca hemen araya girdi.
— Ben de nazar demiştim.
Babam ona baktı.
— Sen her şeye nazar diyorsun zaten.
Ben hâlâ annemin parmağına bakmamaya çalışıyordum.
Annem fark etmiş olacak ki elini arkasına sakladı.
— Tamam oğlum. Korkma.
— Korkuyorum anne.
— Neden?
— Çünkü içimdeki vampir başka bir şey söylüyor.
— Ne söylüyor?
Bir an sustum.
— Açım diyor.
Annem hiç düşünmeden mutfağa yöneldi.
— O zaman sana bir şey hazırlayayım.
— Ama kan istemiyorum.
— Kim sana kan verecek oğlum? Evde yemek var.
Birkaç dakika sonra önümde bir kase ayran vardı.
Annem içine biraz nar ekşisi koymuştu.
— Bunu iç.
Kaseye baktım.
Nar ekşisi ayranın içinde dağılmıştı.
Rengi koyulaşmıştı.
— Anne...
— Ne?
— Bu ne?
— Ayran.
— Emin misin?
— Oğlum yoğurt, su, tuz. Bir de nar ekşisi koydum. Daha ne olacak?
Kaşığı elime aldım.
Bir yudum içtim.
Beklediğimden daha iyiydi.
Bir yudum daha aldım.
Babam gazeteden başını kaldırdı.
— Nasıl?
— Fena değil.
Haydar Amca şaşkınlıkla bana baktı.
— Vampir ayran içiyor.
— Ben de şaşkınım Haydar Amca.
Annem önüme biraz daha koydu.
— İç oğlum. Aç kalma.
Boynumda Haydar Amca'nın muskası, önümde nar ekşili ayran, ağzımda hâlâ saklayamadığım sivri dişlerle mutfak masasında oturuyordum.
Hayatımın birkaç gün içinde bu hâle geleceğini söyleseler inanmazdım.
Babam gazeteyi tekrar açtı.
— Bundan sonra ne yapacaksın?
— Bilmiyorum.
— Gündüzleri evde kalırsın.
— Güneş yüzünden başka çarem yok.
— Gece de laboratuvara gidersin.
Başımı salladım.
— Mantıklı.
Babam gazeteden gözünü ayırmadan devam etti.
— Madem vampirsin, bari elektrik parasına katkın olsun.
— Baba, vampir oldum diye elektrik üreten yaratık olmadım.
— Olsaydın iyi olurdu.
Annem araya girdi.
— Tabut falan da düşünme sakın.
— Neden?
— Seni tabuta koymam. Evde zaten yeterince eşya var.
— Ama vampirler tabutta uyuyor.
— Sen de bazanın altında yatarsın.
Başımı kaldırıp anneme baktım.
— Gerçekten mi?
— Evet. Hem güneş de görmezsin.
Haydar Amca ciddi ciddi düşündü.
— Aslında mantıklı.
Babam da başını salladı.
— Bence de.
Bir süre üçünün yüzüne baktım.
Vampir olmuştum.
Ama ailem bunu birkaç dakika içinde kabullenmişti.
Sadece yaşam düzenimi değiştirmişlerdi.
Gündüz bazanın altında yatacaktım.
Gece laboratuvara gidecektim.
Kan yerine de nar ekşili ayran içecektim.
Haydar Amca ise hâlâ kurşun dökme işinden vazgeçmiş değildi.
Kepçeyi kaldırıp bana baktı.
— Yine de kurşunu dökelim mi?
Hemen ayağa kalktım.
— Hayır!
Haydar Amca güldü.
— Tamam tamam.
Ben de ayranımdan bir yudum daha aldım.
Vampir olduğum artık inkâr edilecek gibi değildi.
Ama karizmatik bir vampir değildim.
Şatoda yaşamıyordum.
Tabutum yoktu.
Kan içmiyordum.
Gündüzleri dışarı çıkamıyordum.
Üstelik annem sabahları beni bazanın altından çıkarıp muhtemelen şöyle diyecekti:
“Mert, kalk oğlum. Güneş daha doğmadı. Git ekmek al.”
O an fark ettim.
Vampirlik zor değildi belki.
Asıl zor olan...
Türk ailesiyle vampir olmaktı.