Keşfet

BÖLÜM — KIZILAY ÇADIRINDAN KAÇAN VAMPİR

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

BÖLÜM — KIZILAY ÇADIRINDAN KAÇAN VAMPİR

Sabah okula gitmek için evden çıktığımda her şey normaldi.

Çantam omzumdaydı.

Telefonum cebimdeydi.

Anahtarımı da almıştım.

Hatta bugün biraz erken çıkmıştım.

İçimden:

“Bugün sakin bir gün olacak.”

diye geçiriyordum.

Okulun sokağına girene kadar gerçekten her şey normaldi.

Sonra okulun önündeki kalabalığı gördüm.

Yavaşladım.

Önce ne olduğunu anlayamadım.

Biraz daha yaklaşınca çadırı gördüm.

Büyük bir çadır.

Üzerinde kocaman KIZILAY yazıyordu.

Olduğum yerde durdum.

— Yok artık...

Biraz daha baktım.

Gerçekten Kızılay çadırıydı.

İnsanlar sıraya girmişti. Bazıları form dolduruyor, bazıları kendi aralarında konuşuyordu.

Ben ise çantamın askısını sıkıca tuttum.

— Ben bugün okula gitmeyeceğim.

Kendi kendime söyledim.

Sonra hemen kendime kızdım.

— Olmaz.

Okula gitmem gerekiyordu.

Ama o çadır da tam okulun bahçesindeydi.

Bir adım attım.

Sonra durdum.

Bir adım geri attım.

— Hayır.

Çantamı düzelttim.

— Ben bunu yapamam.

Okulun kapısına baktım.

Sonra çadıra.

Bir süre ikisine bakıp durdum.

Sonunda kaldırımın kenarına geçtim.

“Belki birazdan giderler.”

diye düşündüm.

Beş dakika bekledim.

Gitmediler.

On dakika bekledim.

Hâlâ oradaydılar.

On beş dakika sonra telefonum çaldı.

Ekrana baktım.

Müdür.

— İşte şimdi bittik.

Telefon çalmaya devam etti.

Açmadım.

Bir süre sonra sustu.

Derin bir nefes aldım.

— Görmemiştir.

Telefon tekrar çaldı.

Bu sefer yine müdürdü.

— Tamam, gördü.

Telefonu açtım.

— Alo?

— Mert Bey, neredesiniz?

— Okula geliyorum hocam.

— Neredesiniz?

Bir an sustum.

— Yoldayım.

— Hangi yoldasınız?

— Okula gelen yol.

Müdür birkaç saniye sustu.

— Mert Bey, okulun karşısında olduğunuzu görüyorum.

Başımı kaldırdım.

Müdür odasının camından bana bakıyordu.

Elimi kaldırıp küçük bir selam verdim.

O da eliyle:

“Gel.”

işareti yaptı.

— Evet hocam.

dedim.

— Buradayım.

— O zaman neden içeri girmiyorsunuz?

Çadıra baktım.

— Bir sorun var.

— Ne sorunu?

— Kızılay çadırı.

— Evet, biliyorum.

— Ben de biliyorum.

— Eee?

— Ben kan görünce kötü oluyorum.

— Kimse size kan vermek zorunda değil.

— Biliyorum.

— O zaman neden dışarıda bekliyorsunuz?

Çadıra tekrar baktım.

— Psikolojik olarak hazırlanıyorum.

Müdür iç çekti.

— Mert Bey, çabuk okula gelin.

— Tamam hocam.

— Gerçekten gelin.

— Geliyorum.

Telefon kapandı.

Ben hâlâ olduğum yerdeydim.

Okula baktım.

Çadıra baktım.

— Ne yapacağız şimdi?

Bir süre düşündüm.

Sonra aklıma bir şey geldi.

Arka kapı.

Okulun arka tarafında başka bir giriş vardı.

Oradan girersem çadırı görmeden içeri girebilirdim.

— İşte çözüm.

Çantamı omzuma taktım.

Okulun arka tarafına doğru yürümeye başladım.

Bir süre sonra arka kapıyı buldum.

Kapıyı açıp içeri girdim.

Rahat bir nefes aldım.

— Oldu.

Koridorda yürümeye başladım.

Tam köşeyi dönerken bir öğrenciyle karşılaştım.

— Günaydın hocam.

— Günaydın.

Öğrenci:

— Hocam, Kızılay gelmiş.

Olduğum yerde durdum.

— Evet.

— Kan verecek misiniz?

— Hayır.

— Neden?

Bir an düşündüm.

— Ben kan konusunda biraz hassasım.

Öğrenci güldü.

— Hocam, vampir misiniz?

Ona baktım.

— Çok komik.

— Şaka yaptım hocam.

— İyi.

Öğrenci gitti.

Ben de arkasından bakıp başımı salladım.

— Daha sabahın başında başladılar.

Sınıfa girdim.

Öğrenciler yerlerine oturmuştu.

Çantamı masaya bırakıp sandalyeme oturdum.

Tam rahatladığımı düşünüyordum ki bir öğrenci elini kaldırdı.

— Hocam.

— Efendim?

— Kan verecek misiniz?

Gözlerimi kapattım.

— Hayır.

Sınıftan birkaç kişi güldü.

— Neden hocam?

— Çünkü istemiyorum.

— Korkuyor musunuz?

— Hayır.

Bir öğrenci bana dikkatlice baktı.

— Hocam, yüzünüz biraz soldu.

Elimi yüzüme götürdüm.

— Benim yüzüm hep böyle.

Sınıf yine güldü.

— Hadi, kitabınızı açın.

Ders başladı.

Tahtaya yazı yazıyordum.

Bir süre sonra dışarıdan anons sesi geldi.

— Kan bağışında bulunmak isteyen...

Kalem elimde kaldı.

Bir anda durdum.

Bir öğrenci bana baktı.

— Hocam?

— Efendim?

— İyi misiniz?

— İyiyim.

— Bir anda durdunuz.

— Aklıma bir şey geldi.

— Ne geldi?

— Hiç.

Kalemi tekrar elime aldım.

— Devam ediyoruz.

Ama içimden:

“Bu çadır bugün beni rahat bırakmayacak.”

diye geçiriyordum.

Ders bitti.

Teneffüs oldu.

Ben sınıftan çıkmadım.

Normalde öğretmenler odasına giderdim ama bugün kapının önüne bile çıkmak istemiyordum.

Masamda oturup telefonuma baktım.

Belki çadır kalkmıştır diye düşündüm.

Bahçeye baktım.

Hâlâ oradaydı.

— Daha ne kadar duracaksınız?

Telefonum çaldı.

Müdür.

Bu sefer hemen açtım.

— Efendim hocam?

— Mert Bey, öğretmenler odasına gelir misiniz?

— Şimdi mi?

— Evet.

— Biraz sonra gelsem?

— Hayır.

— Neden?

— Çünkü sizi çağırıyorum.

Bir an sustum.

— Tamam.

Telefon kapandı.

Sandalyeden kalktım.

Koridora çıktım.

Öğretmenler odasına doğru giderken bahçeden çadır görünüyordu.

Başımı hemen diğer tarafa çevirdim.

Bir öğretmen beni gördü.

— Mert, niye öyle yürüyorsun?

— Nasıl?

— Boynunu yana çevirmişsin.

— Bir şeye bakıyordum.

— Neye?

— Duvara.

Öğretmen güldü.

— Duvar çok mu ilginç?

— Bugün öyle.

Başını sallayıp gitti.

Ben de öğretmenler odasına girdim.

Müdür oradaydı.

Beni görünce:

— Sonunda geldiniz.

dedi.

— Geldim hocam.

— Neden bu kadar zor oldu?

Sandalyeye oturdum.

— Çadır yüzünden.

Müdür gülmemek için kendini zorladı.

— Mert Bey, çadır size bir şey yapmayacak.

— Biliyorum.

— Kimse sizi zorlamıyor.

— Biliyorum.

— O zaman sorun ne?

— Sadece görmek istemiyorum.

Müdür başını salladı.

— Tamam. Ama okulda dersiniz var.

— Biliyorum.

— Öğrenciler sizi bekliyor.

— Onu da biliyorum.

Müdür bana baktı.

— O zaman?

Çok ciddi bir yüz ifadesi takındım.

— Benim vampirlik durumum var hocam.

Müdür bir an sustu.

Ben de sustum.

Sonra dayanamadım.

— Şaka yaptım.

Müdür başını iki yana salladı.

— Siz gerçekten değişiksiniz.

— Bazen ben de öyle düşünüyorum.

Müdür güldü.

— Hadi sınıfa.

Ayağa kalktım.

— Tamam.

Koridora çıktım.

Sınıfa dönerken içimden:

“Bir şekilde bu günü atlatacağım.”

diye düşünüyordum.

Tam sınıfın kapısına geldiğimde bir öğrenci dışarı çıktı.

— Hocam, Kızılay'a gidecek misiniz?

— Hayır.

— Kan vermeyecek misiniz?

— Hayır.

— Hiç mi?

— Hiç.

— Neden?

Derin bir nefes aldım.

— Çünkü ben kan görünce bayılıyorum.

Öğrenci şaşırdı.

— Gerçekten mi?

— Evet.

— Ama siz vampirsiniz.

— Nereden çıktı o?

— Şaka yapıyorum hocam.

— Bugün herkes aynı şakayı yapıyor.

Öğrenci güldü.

Ben de sınıfa girdim.

Ders devam etti.

Ama benim aklım sürekli bahçedeydi.

Bir ara camdan dışarı baktım.

Çadır hâlâ oradaydı.

Sırada insanlar vardı.

Ben hemen perdeyi kapattım.

Bir öğrenci:

— Hocam, neden perdeyi kapattınız?

— Güneş vuruyor.

— Ama güneş yok.

Bir an sustum.

— Olsun.

Öğrenci bir şey demedi.

Dersin geri kalanında mümkün olduğunca bahçeye bakmadım.

Zil çaldığında sandalyeme yaslandım.

— Bitti.

Kendi kendime söyledim.

Sonra saate baktım.

Daha öğlen olmamıştı.

— Bitmemiş.

Çantamı topladım.

Bir sonraki derse geçmem gerekiyordu.

Tam kapıdan çıkarken telefonuma mesaj geldi.

Müdür: Mert Bey, öğle arasında odama uğrayın.

Mesaja baktım.

Sonra bahçeye baktım.

Kızılay çadırı hâlâ oradaydı.

Telefonu cebime koydum.

— Ben bugün okuldan çıkamayacağım galiba.

Bir an düşündüm.

— Belki de çıkmalıyım.

Ama nereye gidecektim?

Eve gitsem müdür arardı.

Okulda kalsam çadır oradaydı.

Kaçsam yakalanıyordum.

Kalsam kan korkusu vardı.

İki seçenek de kötüydü.

Sonunda derin bir nefes aldım.

— Tamam.

Çantamı omzuma taktım.

— Bugün güçlü olacağız.

Bir adım attım.

Sonra bahçeye baktım.

Çadırı görünce hemen geri döndüm.

— Yarın güçlü oluruz.