Keşfet

BÖLÜM — MAHALLENİN YENİ HAYALETİ

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

. BÖLÜM — MAHALLENİN YENİ HAYALETİ

Akşam yemeğinden sonra biraz dışarı çıkmak istedim.

Evde oturdukça sıkılıyordum.

Annem mutfakta bir şeylerle uğraşıyor, babam televizyon izliyordu. Ben de salonda oturmuş, televizyona bakıyormuş gibi yapıyordum.

Aslında hiçbir şey izlemiyordum.

Bir süre sonra ayağa kalktım.

— Ben biraz dışarı çıkıyorum.

Annem mutfaktan seslendi.

— Nereye?

— Biraz yürüyüş yapacağım.

— Çok geç kalma.

— Tamam.

Ayakkabılarımı giyip çıktım.

Mahalle sakindi. Sokakta birkaç kişi vardı. Birkaç evin ışığı yanıyordu.

Ben de ellerimi cebime koyup yürümeye başladım.

Bir süre sonra mahallenin üst sokağına çıktım.

Burası geceleri daha sessiz oluyordu.

Tam köşeyi dönecektim ki arkamdan bir ses geldi.

— Abi...

Durdum.

Yavaşça arkama baktım.

Kimse yoktu.

— Kim var?

Bu sefer ses daha yakından geldi.

— Buradayım.

Sokağın kenarına baktım.

Bir adam duruyordu.

Ama bir şey garipti.

Ayakları yere değmiyordu.

Bir süre ona baktım.

O da bana baktı.

— Beni görebiliyor musun?

— Evet.

Adam derin bir nefes aldı.

— Oh be.

Ben hâlâ ne diyeceğimi bilmiyordum.

— Sen hayaletsin.

— Evet.

— Gerçekten mi?

— Evet.

— Yani... bildiğimiz hayalet?

— Bildiğimiz hayalet.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra dayanamadım.

— Adın ne?

— Rıfkı.

— Ben Mert.

Rıfkı elini uzattı.

Ben de elimi uzattım.

Ellerimiz birbirinin içinden geçti.

İkimiz de durduk.

Rıfkı eline baktı.

Ben de elime baktım.

— Ha...

— Ne oldu?

— Unuttum.

— Neyi?

— El sıkışamadığımızı.

— Ben de unuttum.

Rıfkı güldü.

— Daha yeni hayalet oldum.

— Ne kadar yeni?

— İki gün.

— İki gün mü?

— Evet.

— Daha alışamadın yani.

— Hiç alışamadım.

Rıfkı etrafına baktı.

— Ne yapacağımı da bilmiyorum zaten.

— Ben nereden bileyim?

— Sen vampirsin.

Bir anda ona döndüm.

— Nereden biliyorsun?

Rıfkı omuzlarını silkti.

— Belli oluyor.

— Neyim belli oluyor?

— Garipsin.

— O vampir olduğumu göstermez.

— Doğru.

Bir an düşündü.

— Ama beni görebiliyorsun.

— Evet.

— O zaman vampirsin.

— Çok sağlam kanıt.

— Bence sağlam.

Başımı salladım.

— Neyse.

Birlikte yürümeye başladık.

Rıfkı yanımda ilerliyordu ama ayakları hâlâ yere değmiyordu.

Bir süre sonra dayanamadım.

— Sen hep böyle mi duruyorsun?

— Nasıl?

— Havada.

— Evet.

— Yorulmuyor musun?

Rıfkı bana baktı.

— Mert, ayaklarım yere değmiyor.

— Doğru.

Bir süre sessiz yürüdük.

Sonra Rıfkı bana baktı.

— Bir şey soracağım.

— Sor.

— Sen gerçekten kan içiyor musun?

İç çektim.

— Bu sorudan bıktım.

— Daha yeni tanıştık.

— Benden önce de soran oldu.

— Cevap?

— Nar suyu.

Rıfkı durdu.

— Ne?

— Nar suyu içiyorum.

— Vampir olup nar suyu mu?

— Evet.

— İlginçmiş.

— Benim hayatım baştan sona ilginç zaten.

— O belli.

Yürümeye devam ettik.

Biraz ileride bir köpek vardı.

Bizi görünce durdu.

Önce bana baktı.

Sonra Rıfkı'ya.

Bir anda havlamaya başladı.

Rıfkı olduğu yerde kaldı.

— Beni gördü!

— Galiba.

— Gerçekten gördü!

— Evet.

Rıfkı köpeğe baktı.

Köpek hâlâ havlıyordu.

— En azından biri beni görüyor.

— Çok sevindin.

— İki gündür kimse görmüyor beni.

Köpek biraz daha havladıktan sonra uzaklaştı.

Rıfkı arkasından baktı.

— Beni sevmedi galiba.

— Belki senden korkmuştur.

— Ben hayaletim.

— Köpek nereden bilsin?

— Doğru.

Gülmeye başladım.

Rıfkı da güldü.

Biraz ileride küçük bir park vardı.

Ben banklardan birine oturdum.

Rıfkı da yanıma gelmeye çalıştı.

Bankın üzerine oturmak için aşağı doğru hareket etti.

Ama direkt bankın içinden geçti.

— Ah!

Ben kahkaha attım.

Rıfkı yeniden havada doğruldu.

— Gülme!

— Sen az önce bankın içinden geçtin.

— Farkındayım.

— Bir daha dene.

— Dalga geçme.

— Belki bu sefer olur.

Rıfkı tekrar denedi.

Yine bankın içinden geçti.

Bu sefer bana baktı.

— Oldu mu?

— Hayır.

— Bence de olmadı.

Ben gülmeye devam ettim.

— Daha iki günlük hayaletsin, alışacaksın.

— Ben bu işe alışmak istemiyorum.

— Başka seçeneğin var mı?

Rıfkı sustu.

— Yok.

— O zaman alışacaksın.

Rıfkı bankın önünde havada durdu.

— Bari oturabilseydim.

— Ben sana yer açardım.

— Çok sağ ol.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra Rıfkı bana baktı.

— Mert.

— Efendim?

— Sen hiç korkmuyor musun?

— İlk gördüğümde korktum.

— Şimdi?

— Şimdi alıştım.

— Ben de sana alıştım.

— İki dakikada mı?

— Çabuk alışıyorum.

— Belli.

Rıfkı gülümsedi.

Sonra biraz sessiz kaldı.

— Aslında iyi oldu seni bulmam.

— Neden?

— Çünkü iki gündür tek başıma konuşuyorum.

— Kendi kendine mi?

— Evet.

— Ben de bazen yapıyorum.

— Sen vampirsin, sana yakışıyor.

— Bana niye yakışıyor?

— Bilmiyorum.

— Güzel açıklama.

Rıfkı güldü.

Sonra sesi biraz daha sakinleşti.

— İnsanların yanından geçiyorum. Konuşuyorum. Kimse dönüp bakmıyor.

Bu sefer ben gülmedim.

— Zordur.

— Evet.

— Ailen?

Rıfkı bir süre sustu.

— Onları görüyorum.

— Onlar seni göremiyor mu?

— Hayır.

Başımı salladım.

— Üzücü.

— Biraz.

Sonra bana baktı.

— Ama sen beni görebiliyorsun.

— Evet.

— Yarın da gelir misin?

— Gelirim.

Rıfkı'nın yüzü güldü.

— Gerçekten mi?

— Evet.

— Tamam.

Tam o sırada telefonum çaldı.

Ekrana baktım.

Annem arıyordu.

Telefonu açtım.

— Efendim anne?

— Mert, nerede kaldın?

— Yürüyorum.

— Eve gel artık.

— Tamam, geliyorum.

Telefonu kapattım.

Rıfkı bana baktı.

— Annen mi?

— Evet.

— Eve çağırıyor.

— Evet.

— Anneler hiç değişmiyor.

— Senin annen de mi böyleydi?

Rıfkı gülümsedi.

— Hem de nasıl.

Ayağa kalktım.

— Ben gideyim.

— Tamam.

Bir iki adım attım.

Sonra geri döndüm.

— Yarın burada ol.

— Olurum.

— Ama beni korkutma.

Rıfkı şaşkın şaşkın baktı.

— Ben mi seni korkutacağım?

— Evet.

— Asıl sen beni korkuttun.

— Nasıl?

— İlk gördüğünde yüzüme öyle baktın ki.

— Çünkü karşımda havada duran bir adam vardı.

— Ben de ilk defa vampir gördüm.

— Sen de bana öyle baktın.

Birbirimize baktık.

Sonra ikimiz de gülmeye başladık.

— Neyse, yarın görüşürüz.

— Görüşürüz Mert.

Eve doğru yürümeye başladım.

Aklım hâlâ Rıfkı'daydı.

Sabah okul.

Akşam hayalet.

Ben zaten vampirdim.

Şimdi bir de hayalet arkadaşım olmuştu.

Mahallede normal bir gün geçirmek artık bana fazla uzak bir şey gibi geliyordu.

Eve yaklaştığımda kendi kendime söylendim.

— İnşallah yarın banka oturmaya çalışmaz.

Kapıyı açtım.

Annem salondan seslendi.

— Mert, geldin mi?

— Geldim anne.

— Ellerini yıka.

— Tamam.

Ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim.

Mutfağa geçtim.

Annem bana baktı.

— Nar suyu ister misin?

Bir an durdum.

Sonra gülümsedim.

— İsterim.

Bardağı aldım.

Bir yudum içtim.

O sırada aklıma Rıfkı geldi.

Kendi kendime:

— Hayalet arkadaşım bile oldu.

dedim.

Sonra başımı salladım.

— Bu hayat nereye gidiyor acaba?

Bir yudum daha nar suyu içtim.

Benim için yine normal olmayan bir akşam böyle bitmişti.

En azından şimdilik.

Yorumlar

  • Duygu Aktaş: hayaletten arkadaş yapma zorunda değilsin
  • Funda Vuralcan: gelirsen korkmamalıydın onu da anla