Keşfet

SARIMSAKLI AKŞAM YEMEĞİ

MERT VAMPİR GÜNLÜKLERİ Kimyasal Bir Vampirin Baza Altı Günlüğü

— SARIMSAKLI AKŞAM YEMEĞİ

Selin'in evine akşam yemeğine davetliydim.

Aslında normal bir akşam olacağını düşünüyordum.

Giderim, yemek yerim, biraz oturur sonra da eve dönerim.

Kapıyı Selin açtığında her şey normaldi.

— Hoş geldin Mert.

— Hoş bulduk.

İçeri girdim.

Daha ayakkabılarımı çıkarırken mutfaktan gelen kokuyu fark ettim.

Et kokuyordu.

Hem de bayağı et kokuyordu.

Selin bana baktı.

— Ne oldu?

— Bir şey olmadı.

— Suratın değişti.

— Yok ya. Biraz sıcak geldi sadece.

— Daha içeri yeni girdin.

— O da olabilir.

Ayakkabılarımı çıkarıp salona geçtim.

Masaya baktığımda neden böyle bir koku aldığımı anladım.

Masanın üzerinde bir sürü yemek vardı.

Kebap, etli yemek, pilav, salata, mezeler...

Bir de tike kebabı vardı.

Tabağa bakarken Selin yanıma geldi.

— Güzel değil mi?

— Güzel.

— Hiç öyle söylemiyorsun ama.

— Söylüyorum işte.

— Suratından belli olmuyor.

Gülümsemeye çalıştım.

— Açım ben zaten.

Selin kaşlarını kaldırdı.

— Gerçekten mi?

— Evet.

Aslında pek aç değildim.

Hatta masadaki yemeklere baktıkça iştahım daha da kaçıyordu.

Selin'in annesi mutfaktan çıktı.

— Hoş geldin oğlum.

— Hoş bulduk teyze.

— Gel, otur. Yemekler hazır.

— Ellerine sağlık şimdiden.

— Afiyet olsun.

Herkes masaya oturdu.

Ben de Selin'in yanına geçtim.

Selin'in babası servis yapmaya başladı.

— Al oğlum, şundan da koyayım.

— Teşekkür ederim amca. Ben biraz az alayım.

— Az alma, genç adamsın.

— Alırım birazdan.

Önüme küçük bir parça et koydu.

Ben de tabağa baktım.

Selin fark etti.

— Ne oldu?

— Bir şey yok.

— Yemeğe bakıyorsun.

— Bakıyorum.

— Yemeyecek misin?

— Yiyeceğim.

Çatalı elime aldım.

Tam ete uzanacaktım ki Selin'in annesi masaya başka bir tabak koydu.

— Sarımsaklı yoğurt da yaptım.

Elim havada kaldı.

Selin bana baktı.

— Ne oldu?

— Hiç.

— Çatal havada kaldı.

— Düşündüm bir an.

— Neyi düşündün?

— Hangi yemekten başlayacağımı.

Selin güldü.

— Tamam, seç bakalım.

Ben salataya uzandım.

Biraz salata aldım.

En azından onda sorun yoktu.

Bir iki lokma yedim.

Sonra önüme konan ete tekrar baktım.

Selin:

— Sen et sevmiyor musun?

— Severim.

— O zaman neden yemiyorsun?

— Canım bugün pek istemedi.

Selin'in babası duydu.

— Bir şey mi var oğlum?

Hemen başımı kaldırdım.

— Yok amca, bir şey yok. Sadece bugün biraz iştahsızım.

— Hasta mısın?

— Yok yok.

— Emin misin?

— Eminim.

Selin bana baktı.

— Sen bugün bayağı tuhafsın.

— Niye?

— Bilmiyorum. Yemek görünce insanın yüzü böyle olmaz.

— Benim yüzüm öyle zaten.

— Daha önce fark etmemişim.

Gülümsedim.

Masadaki sohbet devam etti.

Ben de mümkün olduğunca normal davranmaya çalışıyordum.

Bir ara Selin'in annesi önüme tike kebabından koydu.

— Bundan mutlaka ye.

— Teşekkür ederim teyze.

Tabağa baktım.

Et, soğan ve sarımsak kokusu birbirine karışmıştı.

Çatalı aldım.

Küçük bir parça kopardım.

Tam yiyecekken kokuyu alınca vazgeçtim.

Selin bunu gördü.

— Sen ne yapıyorsun?

— Bir şey yok.

— Yine bıraktın.

— Biraz sonra yerim.

— Soğuyacak.

— Olsun.

Selin hafifçe güldü.

— Sen gerçekten garipsin.

— Bugün biraz öyle oldu.

Bir süre sonra önüme çorba geldi.

İçinde et olmadığını öğrenince rahatladım.

Ama sarımsak olduğunu duyunca kaşığı elimde tuttum.

Selin hemen fark etti.

— Yine mi?

— Ne yine?

— Çorbayı bile sorguluyorsun.

— Sormak suç mu?

— Değil de komik.

— Ben sadece ne yediğimi bilmek istiyorum.

— Tamam.

Bir kaşık aldım.

Çorba gerçekten güzeldi.

— Güzel olmuş teyze.

Selin'in annesi gülümsedi.

— Beğendiysen biraz daha koyayım.

— Yok teyze, bu yeterli.

— Doymadın mı?

— Doydum.

Selin tabağıma baktı.

— Sen neyle doyduysan artık.

— Çorbayla.

— İki kaşık içtin.

— Üçtü.

Selin gülmeye başladı.

— Saydın mı?

— Fark ettim.

Yemeğin geri kalanında daha çok ekmek ve salata yedim.

Kimse zorlamadı.

Bir ara Selin'in babası:

— Tatlı da var, birazdan getiririz.

dedi.

Bu kez gerçekten rahatladım.

— Tatlı yiyebilirim.

Selin bana döndü.

— Bak, tatlı deyince yüzün değişti.

— Ne alakası var?

— Var.

— Yok.

— Var.

Gülerek başımı salladım.

Bir süre sonra tatlı geldi.

Bu kez hiç düşünmeden aldım.

Selin bana bakıp:

— Demek mesele yemek değilmiş.

dedi.

Bir an durdum.

— Neymiş?

— Sen bazı şeyleri sevmiyorsun.

— Herkesin sevmediği şeyler olur.

— Doğru.

Selin daha fazla üstelemedi.

Yemekten sonra biraz daha oturduk.

Sohbet ettik.

Ben de sonunda rahatladım.

En azından sofradaki yemek savaşı bitmişti.

Kalkacağım sırada Selin'in annesi:

— Yine bekleriz oğlum.

dedi.

— Tabii teyze, çok teşekkür ederim.

Selin kapıya kadar benimle geldi.

Ayakkabılarımı giyerken:

— Bir dahaki sefere daha güzel yemekler yaparız.

dedi.

— Bu yemekler kötü değildi ki.

— Ama pek yiyemedin.

— Biraz iştahsızdım.

— Hı hı.

— Ne?

— Hiç.

Kapıyı açtı.

— Görüşürüz.

— Görüşürüz.

Apartmandan çıkıp biraz yürüdükten sonra derin bir nefes aldım.

Bu akşamdan bir ders çıkarmıştım.

Bir daha Selin'in evine gitmeden önce yemekleri sormam gerekiyordu.

Özellikle de et ve sarımsak var mı diye.