Keşfet

2. Bölüm

Mucize

Merhaba kıymetli okurlarımm 🥰 🌸

Bu arada tekrarlıyorum, bölüm içerisinde yetişkin içerik detayı yok fakat bazı okuyucularımın hassas olabileceği bazı konuları içeriyor. Bu sebeple mağduriyet yaşanmaması adına okuyucularımın bu bölümü dikkatli okumasını rica ediyorum.

Şimdi dünyanın en tatlı yazarıyla karşılaşıyorsunuz... 😂

Nasılsınızzzz?

Umarım hayatınızda her şey yolundadır, umarım hayatınızdaki güzelliklere şükrederek almışsınızdır telefonunuzu elinize ve rastgele hareket eden parmaklarınız, bu uygulamayı açtığında görmüşsünüzdür hesabıma yüklediğim yeni kurgumun yeni bölümünü.

Yeni gelen, kalemimle ilk defa tanışan okurlarım varsa hoş geldiler.

Bu arada bu uygulamaya yükleyeceğim 9. bölüm bu, yani ben de yeni sayılırım buralarda.

Kalemim yazmaya devam ettiği kadar anlatmaya çalışıyorum hayatı.

Bu arada lise öğrencisiyim ve hayatı anlamlandırmaya çalışırken, kendi yolumu yeni yeni çizmiş ve bu yolda yeni yeni yürümeye alışmışken de tesadüfen bu uygulama hayatıma giriyor ve bilgisayarın başına geçip yazmaya başlıyorum.

Belki bir gün benim hikayemi de okuruz.

Anılarımdan da konuşuruz.

Ay ışığı benim ismimin anlamı. Işığımı gören gözlere selamlar, sevgiler.🤍

Kurgularım hakkında onlarca mesaj ve yorum aldım. Hepsi çooook güzeldiiii. Çoook teşekkür ediyorum.

Yorumlara ve mesajlara dönüyorum. Karşılıklı okuma ve geri takibe açığım.

Sizler okudukça ben ismimin anlamı gibi kıymetli okurlarım ve karakterlerime ışık olmaya devam edeceğim.

Kendi hayatından kısımlar bulan, kendini gören okurlarım olmuş; duygularıma tercüman oldun cümlesi bu hafta en çok duyduğum cümlelerden biri.

Bölüm içerisinde yazım ve noktalamaya çok dikkat eden biriyimdir ama burada dikkat ederseniz arkadaşıma, dostuma yazar gibi yazmaktan çekinmiyorum.

Çünkü bana göre okurlarım benim kalbime, düşünce dünyama ve hayata bakış açıma konuk olan kıymetli dostlarım olur…

Buraya kadar gelen herkese çok teşekkürler.

İYİ Kİ VARSINIZ!

Son sözlerimle bitiriyorum…

Benim ben olmam için hayatıma giren, deneyimlerim ve tecrübelerimi kazanmama yardımcı olan herkese çok teşekkür ediyorum.

Sormak istediğiniz sorular ve konuşmak istediğiniz konular için her zaman beklerim. Beni bir kız kardeşi, arkadaşı, dostu gibi gören tüm okurlarımı sevgiyle kucaklıyorum.

Ay ben günlük hayatta da çok konuşan bir insanım, çok mu yazdım ne?

Olsun…

Bölüm sonunda görüşmek üzere.

...

Saat ilerlerken İstanbul'da yollar yavaş yavaş sakinleşmeye; kalabalık yavaş yavaş dinmeye başlamıştı. Akrep yerinde saymamakta ve yelkovan ile saniye çubuğu adeta köşe kapmaca oynamaktaydı.

Akrep ve yelkovanın bu savaşı ne zaman bitecekti, diye düşündü genç kız. Yaşı çok küçüktü ve hayatla ilgili pek tecrübesi yoktu. Hedefleri ve hayalleri elbette vardı ama bunları soranlara geçiştirerek cevap veriyor, kendi yolunu kendi çiziyordu.

Bazen yağmur yağıyor ve yolunu çizdiği tebeşir tozları suyla akıp gidiyordu.

Bazense dolu bastırıyor, büyük buz taneleri tebeşir tozlarını tutuyor ve yolunu kaybetmesine sebep oluyordu.

Ama genç kız yılmıyordu.

Etrafındakiler tarafından kendini bildiğinden beri yargılanırdı.

Başkalarının yollarından yürümeye zorlarlardı onu.

Sonra genç kız boğulurdu bu kaostan.

Ve sonra genç kız kulak asmamayı öğrendi.

Kendisinin iyiliği için söylendiği iddia edilen sözler aslında kızın sırtına birer bıçak olurdu.

Genç kız bu bıçakların nereden geldiğini anlamazdı önce, fakat sonra fark etti; bu bıçaklar aslında genç kızın en sevdikleri tarafından koyulmuştu kızın sırtına.

Kaostan boğulmasının üstüne bir de sırtındaki bıçaklar eklenince yüreği avcıyı görmüş bir serçeninki gibi çırpınır, somut eller boğazını hapseder ve yutağındaki o söyleyemedikleri, onu bir ömür esir alırdı...

Aslında acımasızcaydı, ama normaliydi hayatın.

Genç kız bunu böyle bilmişti.

Arabanın içinde yalnız değildi. Annesi ve babası da o arabadaydı. Babası arabayı sürmekte ve annesi ön yolcu koltuğunda düşüncelere dalmaktaydı. Aile üyelerinden birinin isteği ile açılmış olan radyoda çalan şarkı, Derya Uluğ'nun kararlı ve güçlü sesi arabada yankılanmaktaydı.

"Ben kimim?" diye düşündü genç kız.

Ne amaçla gelmişti bu hayata?

Neden yaşıyorum?

Bir süredir sorguluyordu bunları.

Aslında o arabadaki 3 kişinin 3 farklı dünyası vardı. Uğraştıkları sorunlar, bulmaya çalıştıkları çözüm önerileri ve umutları vardı.

...

Uzay Demir'den...

Elimdeki henüz hiç kullanılmamış tenis topunu bağdaş kurup oturduğum yatağın üzerinden karşımdaki koyu renkli duvara atıp tutuyordum. Öfkeliydim. Hissettiğim bu taze öfke yine her zaman olduğu gibi aynı kişiye idi. Elimde tuttuğum sigarayı içmeye niyetim yoktu, sigaranın külleri adeta intihar eden biri gibi düşüyordu zemine. Sigarayı ne zaman yakmıştım hatırlamıyordum. Muhtemelen kafam dağınıkken, ki bir süredir zaten yeterince dağınıktı. Fark etmeden yakmıştım herhalde.

Hayatımı berbat eden, çocukluğumu ve ergenliğimi zehreden, göğsümün sıkışmasının tek sebebi olan kişi aynı kişiydi.

Biyolojik babam, Volkan Demir.

Güya kendine hak gördüğü intikam duygusu damarlarındaki kan başta olmak üzere her hücresini ele geçirmişti.

Ben kendimi bildiğimden beri.

Özellikle annemin bizi bırakıp gitmesi ile birlikte artık damarlarında kan değil, somut intikam duygusu akıyordu.

Nedendi bu öfke?

Aslında bu konuda bir şeyler biliyordum ama bildiklerim hayata dair duyduğum umudum ve yaşama olan bağlılığım gibi yarım yamalak, bölük pörçüktü.

Bu kadar basit.

Tabii benim bu duyguyu anlamlandırmam ve hislerimi fark edebilmem bir çocukluk dönemi kadar sürdü.

Çocuk olmak. Kimileri için huzurun, mutluluğun, sakinliğin hatırası olduğu gibi; kimileri içinse kabus dolu geceler ve korku dolu sabahlar demekti.

Ben ne yazık ki 2. gruba dahildim.

Buna rağmen Volkan Demir kadar intikam beslemiyordum ona.

Hayatım alt üsttü. Hatta ben bu duruma öyle alışmıştım ki, çocukken asıl kabus görmediğimde korkar, babamın sevgililerini etkilemek için bana duyuyormuş gibi yaptığı sahte sevgiyi ve başımı okşamasını tehlike olarak algılardım.

Erkek çocuklar için babalar rehberdir, örnektir.

Babalar oğullarına balık tutmayı, kız arkadaşları olduğunda nasıl davranacaklarını, hayatta kalmayı öğretirlerdi.

Yıllarca okuldaki arkadaşlarımın babaları ile olan iletişimini kıskanmışımdır.

Çünkü benim babam bana sadece çocukluğumdaki masumluğumdan ve babamdan nefret etmeyi öğretti.

Ben küçükken babam bana bağırdığında düşerdi omuzlarım, içime kaçardı sesim, beklerdi gözlerimden düşmeyi bekleyen gözyaşlarım.

Ve ben, lanet ederdim doğan her güne, söken her şafağa...

...

Mucize Yıldız'dan.

Metnimi bir şekilde yazmış ve ezberlemiş, sınavdan tam puan almıştım. Sonraki iki gün yine birbirine benzer şekilde ve çok hızlı geçmişti. Cuma günü okuldan çıktıktan sonra anneannemlere gittim. Anneannemlerin oturduğu bina eski olmasına rağmen gayet sağlam görünüyordu. yaklaşık 10 dairelik olan bu binanın her katında bir koridor ve bu koridorun sonlarına birbirine karşılıklı olan iki daire. Binanın girişinde gelen kişiyi oldukça geniş ve birbirinden farklı ağaçlar, renk renk çiçekler karşılardı. Özellikle bazı komşular ve anneannem bu bitkilerle ilgilenirlerdi. Anneannemin en büyük hobilerinden biri buydu. Anneannem hayvanları da çok severdi. Her sabah erkenden uyanır ve yürüyüşünü yapmak için bahçeye çıktığında sokak hayvanlarını beslerdi. Anneannemin pamuk gibi bir kalbi vardı. Ağlayan bir çocuk gördüğünde içi acır ve onu bir şekilde mutlu etmek isterdi.

Anneannem benim en büyük şükür sebebimdi...

Sırtımdaki çantanın pek ağır olmaması benim için güzeldi. Anneannemlerin daire kapısının önüne gittiğimde bu eve her geldiğimde sesi çok hoşuma gittiği için çok kez bastığım zilin üzerine gelen sol elimin parmakları, duyduğum sesle adeta kalakaldı.

Duyduğum ses bana yabancı idi. Bu sesi daha önce hiç duymadığıma ve bu sesin sahibi ile hiç tanışmadığıma adımın Mucize olduğu kadar emindim.

Bu ses yorgundu, yılgındı. Bu sesin sahibinin iyi olmadığı net bir şekilde anlaşılıyordu.

Sahi, neydi ki iyi olmak?

Ne demekti ki tam olarak?

Kapının kapalı olmasa sebebiyle ses boğuk geliyordu dolayısıyla