6. Bölüm
Nasılsınız?
Ben gayet iyiyim.
Sizlere yeni bölümle geldim.
Bu arada kurgularımı farklı platformlarda paylaşıyorum, üç haftada toplam bin okumayı geçmişiz.
Çoook tatlısınız, çook teşekkürlerrr
Yazarayisigi'nız duygulandııı 🥹
Kurgularım hakkında onlarca mesaj ve yorum aldım. Hepsi çooook güzeldiiii. Çoook teşekkür ediyorum. 🥹
Sizler okudukça ben ismimin anlamı gibi kıymetli okurlarım ve karakterlerime ışık olmaya devam edeceğim.
Kendi hayatından kısımlar bulan, kendini gören okurlarım olmuş; duygularıma tercüman oldun cümlesi bu hafta en çok duyduğum cümlelerden biri.
Bölüm içerisinde yazım ve noktalamaya çok dikkat eden biriyimdir ama burada dikkat ederseniz arkadaşıma, dostuma yazar gibi yazmaktan çekinmiyorum.
Çünkü bana göre okurlarım benim kalbime, düşünce dünyama ve hayata bakış açıma konuk olan kıymetli dostlarım olur…
Buraya kadar gelen herkese çok teşekkürler.
İYİ Kİ VARSINIZ!
Son sözlerimle bitiriyorum…
Benim ben olmam için hayatıma giren, deneyimlerim ve tecrübelerimi kazanmama yardımcı olan herkese çok teşekkür ediyorum.
Sormak istediğiniz sorular ve konuşmak istediğiniz konular için her zaman beklerim…
Bölüm sonunda görüşmek üzere efendim.
Bölüm içerisinde yetişkin içerik detayları olmamakla birlikte bölüm, bazı okurlarımın hassas olabileceği konular içeriyor. Bu sebeple mağduriyet yaşanmaması adına okuyucularımın bu bölümü okurken dikkatli olmasını rica ediyorum.
...
(Aynı yabancıdan)
Yabancı düşündü.
Yeğeni ona benziyordu.
Belki de bu tamamen yabancının zihninden geçen bir tiyatroydu.
Belki de değildi...
Yabancı sanki asırlar önce gibi hissettiği geçmiş zamanın birinde oturduğu sandalyeye oturdu.
Ne tuhaftı.
Tesadüfen miydi bilinmez fakat çatal kaşık takımı, tabak, önündeki yemekler, oturdu sandalye, zihninden geçenler, sol çaprazında oturan kadın yıllar öncesi ile aynıydı.
Ama ne oydu artık ne de başka biri.
Artık bu eve de, sol çaprazında yemek yer gibi görünen fakat zihninin içinden geçenlerin haddi hesabı olmayan yaşlı kadına da, kan bağı olan mutfaktaki 2 gence de, kendine de...
Yabancı idi artık.
Hem de çok.
"Misafirin mi vardı anneciğim?"
Yaşlı kadın sanki bu soruyu duymaktan korkuyormuş gibi bir süre kapalı tuttu gözlerini.
Sanki yabancı bir zamanlar her şeyiymiş de şimdi hiçbir şeyiymiş gibi sıkı sıkı tuttu çatalını, ağzındaki son lokmayı da yuttu, boğazını temizledi ve kelimeler döküldü dudaklarının arasından.
"Yok, baban gelir diye hazırladım."
Yabancının yüzünde beliren şeytani gülümseme her şeyi açıklıyordu aslında.
Kifayetsizdi kelimeler, yetersizdi cümleler.
"3. kişi kim peki?"
Yaşlı kadın ağlamak üzereydi. Hatta gözyaşları kendini belli ediyordu.
Yine de içinde olduğu tiyatronun başarılı bir oyuncusu olmak zorundaydı.
Kendini değil, torunlarını korumak için.
Sahici olması için çabaladığı fakat ne kadar başarılı olduğuna emin olamadığı gülümsemeyle konuşmaya başladı.
"Hay Allah, iki kişilik koyacaktım, fazla olmuş demek ki. Yaşlılık işte."
Yabancı solundaki yaşlı kadını onaylamakla yetinse de biliyordu.
Şimdi bu yemek masasından kalksa, yaşlı kadın gelmeden ayağıyla yan yana olan masanın ve tekli koltuklardan birinin altına ittiği kitabı ve çantayı alsa, odadan çıkıp sağdaki ilk odaya gitse...
Biliyordu yabancı.
Kimleri göreceğini.
Kapıyı çarpıp çıkan oğlunu ve onu...
Biliyordu yabancı.
En çok da onu görmek istiyordu ya.
Onu...
Mucize'sini,
Manolya'sını...
Bunu yapma isteği ile akıyordu kanı. Yemeğini yemeye devam ederken tuttu kendini. Derin bir nefes alıp masanın altındaki yumruğunu sıktı. İlk defa kendi planları dışında bir şey olmuştu.
Yabancı, hissetmişti göğüs kafesinin sol tarafında atan bir yüreği olduğunu.
O atan yüreği, başına daha ne işler açacaktı...
Çünkü şimdi bunu yaparsa planı bozulmuş olacaktı.
Ve daha iyi bir planı yoktu.
Çünkü onun için en iyi plan, karşısındakini en çok yerle bir eden plandı.
Yabancının yıllar sonra ilk defa o an,boğazı düğümlendi.
Yıllar sonra ilk defa o an, içinde kalan son vicdan kırıntısı kendini belli etti.
Yıllar sonra ilk defa o an, insan olduğunu hatırladı.
Ve bir zamanlar sevdiğini, sevildiğini...
Yabancı yemeğini yedikten sonra daha fazla kalmadan ayrıldı evden.
Çünkü aynı havayı soluyorsa onunla, dünya gözüyle görmek isterdi onu.
...
(Uzay Demir)
Yemeğimizi yemek için sofraya geçtiğimizde babaannem yemekleri sofraya taşımaya başlamıştı. Karşımdaki genç kız da servis açmak için harekete geçmişti.
Her bir hareketini hafızama kazımak ister gibi izliyordum onu.
Yıllardır vizyona girmesini beklediğim bir filmin ilk seasına gitmiş, en güzel koltuğa oturmuş ve hasretle izliyor gibiydim.
Ve o an, kendimi gerçekten sorguladım.
Neden yapıyordum ki bunu?
Ben daha yeni ayrılmamış mıydım sevgilimden, hem de bir şeylerin adını koymak üzereyken?
Neden şimdi kendimi bu kadar iyi hissediyordum ki?
Saçının sağ tarafından bir tutam saç gözlerinin önüne geldiğinde onu nasıl ittiğini, çatalı ve kaşığı nereye koyduğunu, tabağı nasıl tuttuğunu izledim.
Sanki psikoloğa gitmişim de bana "Her şey geçecek." demişti.
Sanki en zor günümde en yakın arkadaşım sırtımı sıvazlamıştı.
Sanki annem geri gelmişti.
Buna rağmen tam bu an birilerinin içime huzursuzluk tohumu ektiği andı.
Nedense içimden pencereye bakmak gelmişti.
Dışarı baktığımda gördüğüm manzara tanıdıktı.
Araba da, bekleyen kişi de, içerideki adam da...
Kim olduğunu biliyordum bilmesine ama niçin geldiğini bilmiyordum.
Bilmenin yanı sıra emin olduğum tek bir şey vardı. Birazdan kapı çalacaktı ve gelen kişi şimdi bana servis açan, yeni tanıştığım genç kızla hiç karşılaşmamalıydı.
Çocukken hep iyilerin kötülerle karşılaşmasından korkardım. En büyük korkum iyilerin kötüler tarafından zarar görmesiydi.
Henüz tanıdığım genç kızın iyi olduğunu biliyordum ama kesin olarak emin olduğum söylenemezdi. Kesin olarak emin olduğum tek gerçek bu hikayenin kötü tarafının tahminen yarım dakika sonra burada olucağıydı.
Hani bir şeyin olacağına emin olursunuz ama o şey öyle kötüdür ki, öyle tatsız şeyleri beraberinde getirecektir ki bu olay gerçekleştiğinde kendinizi bu olaya hiç hazır hissetmezsiniz. Sanki hiç beklemiyormuş gibi kalakalırsınız.
Kapı çaldığında aynen bu duyguyu hissediyordum.
Adını koymak zordu fakat içimdeki birazdan bana nefes alacak yer bırakmayacak kadar artacak huzursuzluğun adını koymak biraz daha kolaydı.
Kapı çaldığında genç kızın koluna dokundum.
Genç kızın az önceki tebessümü silinmişti yüzünden. Kapı zilini duyduktan sonra hissettiği gerginlik bana da yansımıştı. Her şeye rağmen sanki her şey yolundaymış gibi davranmaya çalışıyordu, muhtemelen dedemin geldiğini düşündü. Sonra ikimizin de aynı anda duyduğu cümle hem babaannemi hem de bizi faleze sürüklemiş gibiydi.
"Anne, evde misin?"
Israrla çalmaya devam eden zil susmadı.
Öncelikle sesin sahibi genç kız için ne kadar yabancıysa benim için de o kadar tanıdıktı.
Yani hikâyeye bir yabancı daha dahil olmuştu. Genç kız için.
Ve yine onun için hiç iyi bir durum değildi.
Kolunu öyle sıkı tutmuştum ki, nabzını hissetmek zihnimi altüst etti.
"Gel benimle."
O an mantığıma sığan tek şey kaçmaktı. Bana doğru gelen tek şey onu gizlemekti. Çünkü görünürse kıyamet kopardı.
Hissettiği panikten olsa gerek cümlemi ikiletmeden peşimden geldi. Nereye gideceğimizi sorsa da pek sorun çıkarmadı. Babaannem ise bana güveniyor olsa gerekti ki kapının önüne gitti.
Fakat asıl sorun şu ki, ben kendime pek güvenmiyordum.
Normal zamanda, konu normal bir kişi ise güvenirdim ama şimdi işler çok farklıydı.
Mutfağa gidip kapıyı kapattığımızda genç kızı kendim ve kapı arasında sıkıştırdım ve o an nefes bile alamayacak kadar korkuyorduk.
O benim yüz ifademden ve babaannemin tepkileri sebebiyle bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.
Benimse bu sebepten dolayı yıllarım zaten ters gitmişti.
Bir savaş yıllar önce başlamış, bu savaşın kaybedeni de kazananı da henüz belli olmamıştı. Başlayan savaşı her savaşta olduğu gibi yine en çok masumlar kaybedecekti.
Babaannemin kastettiği şey de tam olarak buydu.
Asıl fırtına şimdi başlamıştı.
Şu ana kader yaşadığımız şey aslında hi