Keşfet

7. Bölüm

Mucize

Selamlarrr

Nasılsınız?

Ben gayet iyiyim.

Sizlere en çok okunan, en çok sevilen kurgumun yeni bölümle geldim.

Kurgularım hakkında onlarca mesaj ve yorum aldım. Hepsi çooook güzeldiiii. Çoook teşekkür ediyorum.

Sizler okudukça ben ismimin anlamı gibi kıymetli okurlarım ve karakterlerime ışık olmaya devam edeceğim.

Kendi hayatından kısımlar bulan, kendini gören okurlarım olmuş; duygularıma tercüman oldun cümlesi bu hafta en çok duyduğum cümlelerden biri.

Buraya kadar gelen herkese çok teşekkürler.

İYİ Kİ VARSINIZ!

Son sözlerimle bitiriyorum…

Benim ben olmam için hayatıma giren, deneyimlerim ve tecrübelerimi kazanmama yardımcı olan herkese çok teşekkür ediyorum.

Sormak istediğiniz sorular ve konuşmak istediğiniz konular için her zaman beklerim…

Bölüm sonunda görüşmek üzere efendim.

Bölüm içerisinde yetişkin içerik detayları olmamakla birlikte bölüm, bazı okurlarımın hassas olabileceği konular içeriyor. Bu sebeple mağduriyet yaşanmaması adına okuyucularımın bu bölümü okurken dikkatli olmasını rica ediyorum.

...

(Mucize Yıldız)

(Anneannesinin evi, yabancı evden ayrılırken.)

Salondaki çatal kaşık seslerinin dinmesi, adım seslerinin dış kapıya doğru ilerleyip dış kapının kapanması, anneannemin ağlamaya başlaması...

Her şey bir rüya gibiydi.

Daha çok bir kabus.

Son 40 dakikadır ne yaşandığını, nasıl bir hikayenin içinde olduğumu henüz anlamlandıramamıştım. Tek bildiğim şey yaşadıklarımın daha başlangıç olduğuydu.

Dış kapının kapandığını duyduğumda ve anneannemin ağlamaya başladığını duyduğumda uzun zamandır birbirimizin gözlerine bakmaktan başka bir şey yapmadığımız genç adamı omuzlarından ittim. Sanki onu itmeseydim saatlerce birbirimize bakabilecekmişiz gibi hissediyordum fakat içeride ağlayan anneannemin yanına gidip onunla konuşmamız gerekiyordu.

Uzay'ı ittirdiğimde bana boş gözlerle bakmaya devam etti. Durumu açıklama ihtiyacı hissettiğim için konuşmaya başladım. Bir yandan da kapıyı açtım.

"Anneannemin yanına gidip onu sakinleştirmemiz lazım. Bir de durumu öğrenelim."

Stresten terlemiştim. Bu soğuk Ocak ayında bile kendimi çok sıcaklamış hissediyordum. Çünkü geçtiğimiz 40 dakika ölüp ölüp dirilmiştim.

Aslında beni geren şey eve bir misafir gelmiş olması değildi. Beni geren şey, daha önce hiç tanımadığım hiç görmediğim yabancının yıllardır geldiğim bu eve gelip anneanneme anne demesiydi. Beni geren şey, binanın önünde bekleyen siyah araçtı.

Ve beni en çok geren şey; anneannemin ağlamaları, yeni tanıştığım yabancının gözlerinde somut şekilde gördüm korkuydu.

Tanımadığım bu kişi anneanneme anne dediğine göre, annemin bir kardeşi vardı.

Ben annemin tek çocuk olduğunu zannediyordum. Daha doğrusu bana hep öyle anlatmıştı. Bayram ziyaretlerinde anneanneme her geldiğimizde ev sessiz olurdu. Hiçbir zaman başka bir çocuğu olduğunu dile getirmemişti anneannem.

Hani küçük yaşlarınızda güvendiğiniz insanların söylediklerine koşulsuz inanırsınız, büyürken de buna inanmaya devam edersiniz ve gerçekten büyük bir kanıt bulana kadar zihninizin size alıştırdığı düzene inanmaya devam edersiniz ya.

İşte şimdi ben de tam olarak onu yaşıyordum.

Terden şakaklarıma yapışan bebek saçlarım ve bozulan saçlarımı elimle hızlıca tararken bir yandan da yürüyordum. Anneannemi salonda bir koltuğa oturmuş ağlarken buldum. Arkamdan gelen genç adam sessiz kalmayı tercih etmişti.

Sol taraftaki masanın üstünde yemekleri gördükten sonra karnım guruldadı. Bu sesi sadece ben duydum. Yani öyle düşünüyorum. Ama şimdi hiçbirimizde yemek yiyecek durum kalmamıştı.

Çünkü çözmemiz gereken bir problem vardı.

Anneannem bizi görmesine rağmen sakinleşemedi. Hemen masadan bulduğum peçeteyi tutuşturdum eline. Yanına oturup onu sakinleştirmeye çalıştım. Ellerini tuttum, göğsüne yattım.

Kısa bir süre sonra anneannem gözyaşlarını silerek konuşmaya başladı.

"Uzun zamandır konuşulmayı bekleyen konuları konuşma zamanı geldi."

Uzay'la birbirimize anlamayan gözlerle bakıyorduk. Daha doğrusu o sanki bir şeylerin biraz daha farkındaydı, bense tamamen yabancıydım gerçeklere. Sonra konuşan Uzay oldu.

"Çocukluğumdan beri beklediğim zaman geldi demek."

Anneannem başını sallayarak genç adamın ellerini tuttuktan sonra konuşmaya başladı.

"Uzay sanırım gerçeklerin bir kısmından haberdar. Fakat Mucize, senin için ağır gelecek duydukların. Ama inanın, benim için de zordu. Bir annenin çocuğuyla sınanması, başka annelerin evlatlarından yana canı yanmasın diye kendi evladının canını yakması, evladının içindeki şeytanla yüzleşmek zorunda kalması, bir annenin evlatlarının birbirine düşman olması... Benim için çok zordu."

Geçmiş zaman eki ile kullandığı kelimeler beni şaşırtmıştı.

"Hâlâ zor değil mi anneanne?"

"Hâlâ zor. Ama ..."

Cümleye nasıl devam edeceğini bilmiyordum.

"Ama?"

Anneannem yerine Uzay cevap verdi.

"Ama şimdi en azından gerçekleri gören, dert anlatabileceği ve birlikte mücadele edeceği insanlar var. Biz varız."

Anneannem başını salladı.

Olayların dışında olmak ve hiçbir şey bilmemek beni mutsuz etmişti. Bir açıklama bekliyordum birilerinden. Kimden beklediğimi de bilmiyordum aslında ama sanırım şimdi bir tek anneanneme güvenebilirdim.

"Bir de yanındaki Yunan Heykeli'ne."

"Ne?"

İlk cümlenin sahibi kuşkusuz iç sesimdi. Fakat ikinci cümlenin sahibi bendim. Anneannem ve Uzay şaşkın gözlerle beni izlerken durumu toparlamam gerektiğini fark ettim. Çünkü eğer iç sesimle konuştuğumu anlarlarsa sanırım deli olduğumu düşünürlerdi. Bu hengamenin içinde bir de bununla uğraşmak istemiyordum.

Hani böyle bazen iç sesinizin sizden başka biri olduğunu düşünürsünüz ya. Ben de gerçekten böyle düşünürdüm. İç sesim bir burç olsa kesinlikle yay burcu olurdu. Açık sözlü...

Tamam, kabul ediyorum. Biraz fazla açık sözlü.

Bu düşünceler kesinlikle bana ait değildi. Kesinlikle içimdeki sese aitti. Yoksa ben bu hengamenin içinde bir de bunu düşünmezdim yani.

"Aynen aynen, düşünmezdin. Bayağı da düşünmedin zaten. Bu düşünmemiş hâlin yani, bayağı betimlendi çünkü zihninde."

"Ne?"

İkisinin de bana aynı anda bakmasıyla heyecanlanıp kekelemeye başladım. Çünkü benden bir açıklama bekliyorlardı.

"Yaa yani şeey. Ne yappmamız ggerekiyor aanlamında. Ne yaapacağız mantığında sorulmuş bir soruydu."

Açıklamam onları biraz güldürmüştü. Konuşan anneannem oldu.

"Kızım seni ben büyüttüm. Eğer seni biraz tanıyorsam bu soruyu bana değil kendi iç sesine sordun."

Yanaklarımın elma rengini aldığına emindim. İnkar etmem gerekiyordu.

Unuttuğum bir şey vardı, bu kadın yıllarca benim yanımda kalmıştı. Neredeyse beni benden daha iyi tanıyordu.

"Ne alakası var? Tabii ki sana sordum."

Anneannem biraz önce ağladığı için sesi çatallıydı. Yine de sanırım biraz konuyu dağıtmak için gülümseyerek konuştu.

"Sen küçükken de böyleydin. Hoş, benim gözümde şimdi de küçüksün. İç sesinle konuşmayı severdin. Hatta onunla konuştuğun belli olmasın diye ona sinirlendiğin zaman böyle alakasız sorular sorardın bağırarak. Sonra durumu toparlamaya çalışır, çoğu zamanda başaramazdın."

Yanaklarım kızarmaya devam ederken sağ tarafımdan bir gülme sesi yükseldi.

"Sen iç sesinle mi konuşuyorsun?"

İç sesim gibi ben de çabuk öfkelenirdim. O yüzden öfkelenmem kolay olmuştu.

"Sana ne ya, olamaz mı? İstersem kolumla konuşurum."

Ani çıkışım ve ardından kurduğum cümleler ikisini de güldürmüştü. Aslında bunun beni sinirlendirmesi gerekirdi fakat bugünkü olaylardan sonra gülmek bize biraz iyi gelecekti.

Dayanamayıp ben de gülmeye başladığımda bir süre güldük.

Son bir iki saattir olan olaylardan sonra gülmek gerçekten iyi gelmişti.

Tabii olayları öğrenmemiz için anneannemin konuşmaya devam etmesi gerekiyordu.

Anneannem önce boğazını temizledi, sonra ciddileşti. Anneannemi hiç bu kadar ciddi ve soğuk görmemiştim. Bu yüz ifadesi beni korkutmuş, irkilmeme sebep olmuştu.

Ve anneannem, anlatmaya başladı.

(Başka bir yer, başka bir yabancıdan.)

(Aynı tarih.)

Orta yaşlı bir kadın vardı. Saçlarını boyadığı saçlarınla yapışan yapay siyahlıktan anlaşılıyordu. Orta boyluydu. Boyuna göre normal bir kilosu vardı. Mesaisi bittikten sonra çalışma arkadaşlarına iyi akşamlar dileyi