Keşfet

15.Bölüm Devamı🍋

MÜEZZİN

En kısa zamanda taburcu oldum. Bu süreçte Ziya dedem çok telaşlıydı. Herkes herşeyi öğrenmişti. Herşeyi onlardan sakladığıma beni bin pişman ettiler.

Sorgu sırasında polise her şeyi anlattım. Umarım uzun çok uzun bir süre benden uzaklaşmış olurlar.

Dünyada meğer ne kadar da korkunç insan varmış. Hayır, onlar insan olamaz. Onlar insan suretine bürünmüş, kalpleri körelmiş, insanlıktan men edilmiş dehşet verici mahlûklar. Her arzuladıkları gerçekleşsin istiyorlar. Lâkin bu mümkün mü? Hayır! Ama direttikçe çevreye verdikleri zarar hoşlarına gidiyor. Bencillik! Mamafih insanları en zayıf vakitlerinde yaralıyorlar.

Erva, günlüğünü kilitledi ve nedametle yanına gelen Feride’yi izledi. Kararsız bir tavır ile Erva’nın yanına oturdu ve ellerini sımsıkı tuttu.

“Erva, ben çok çok çok özür diliyorum. Ah kuzum çok pişmanım. Meğer ben ne kadar da bencil birisiymişim. Benim yüzümden senin başın belaya girmiş ve neler yaşamışsın. Sana hak etmediğin şeyler söyledim. Bunca olanlara tek başına direndin. Bana niye anlatmadın?”

Erva, Feride’ye şefkatle bakarak “senin bu meseleye karışmana gönlüm razı gelmezdi. Hem zaten her şey geride kaldı. Kendimize yepyeni bembeyaz bir sayfa açmalıyız” dedi.

Feride, “meleğim benim” diyerek teheyyüçle boynuna atladı. Fakat pişman olarak geri çekildi.

“Ay! Kusura bakma, yaralı olduğunu unutmuşum. Canın acıdı mı?”

“Hayır.”

“İlaçlarını içtin mi?”

“Evet.”

“Peki ya ağrı kesici?”

“Onu da içtim.”

Feride, böyleydi işte; hiç bir zaman orta nedir bilmezdi. Ya çok fazla ya da çok az. Sevgisi de öyleydi nefreti de.

Feride, uzaklara dalarak “Atıf ile olan tüm ilişkimi sonlandırdım” dedi.

Erva, hiçbir şey söylemedi.

“Bu son olaylardan haberi olmadığını söyledi. Fakat ne derse desin, bu önceki yaptıklarını değiştirmez. Numarasını engelledim. Meğer ne kadar da tehlikelilermiş.”

Feride’nin yüzünde bir tebessüm belirdi ve ekledi.

“Biliyor musun? Bugün ikisi de gözaltına alındı.”

Erva, sanki yüreğine saplanmış bir hançeri çıkarmışlar gibi rahatladı.

“Rabbime hamdolsun. Ah Feride, bu mükemmel bir haber!”

Erva, yavaşça ayağa kalkarak “hemen gidip hayır vereceğim” dedi.

Feride, gülerek kolundan yakaladı ve “hayır, dur dur dur bakalım. Henüz o kadar iyileşmedin. Ben, senin yerine çocuklara şeker, çikolata dağıtırım” dedi.

KUZEY

Hilalin tepesinde oturup bekleyeceğim seni. Zira buradan yıldızları görmek imkânsız. Göreceksin beni, biliyorum. Tek yapman gereken başını kaldırıp yukarıya bakmak. Zira ben de öyle yapıyor olacağım. İkimiz aynı anda yıldızlara ve aya bakmış olacağız.

Ya kasım ayında elinde güller ile geleceksin ya da bedenimi esir alan deli sarmaşık beni de kendisi gibi mecnûn edecek. Lâkin buluşacağız hissediyorum. Kuşların cıvıldadığı bir cennet bahçesinde. Yahut cehennemde alnıma kara mühür basıldıktan sonra. Ama biz halûk kalalım, olur mu?

Bu cümleler senin için bir şeyler ifade ediyor mu, küçük hanım? Benim için çok şey ifade ediyor. Her gece rûyamda kulaklarıma bu cümleleri fısıldıyorsun. O tatlı sesini rûyalar sayesinde bazen duyabiliyorum işte. Ama içimde büyük bir korku var, küçük hanım. Ben, seni ruhumla özdeşleştirmişken sen, beni kabul edecek misin? Acep bir gün sen de beni sever misin? Kalbimi seninle paylaşmak istersem benimle dalga mı geçersin? Yoksa arkadaşlığımıza ihanet ederek aşkı yerleştirmeye çalıştığım için bana küser misin?

İçimde çok kötü bir his var? Yoksa mutsuz musun? Seni kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki. Ah yok yok yok! Böyle düşündükçe her yer bana dar geliyor.

Ah Erva’m. Canım sıkılınca yahut nefesim daralınca aklıma seni getiriyorum. Kimsede hissetmediğim duyguları ilk olarak sende hissediyorum, gülbeyazım. Bakalım zamanı geldiğinde sade-dil kalbini çalan nezih sevdama yüreğinin kapılarını açacak mısın? İstersen açma lâkin ben, senden başka hiç bir kızı sevmedim ve sevmeyeceğim de. Zaten bir başkasına ne ilgi verebilirim ne de aşk. Çünkü kalbim, bu hakkını sende kullandı. Hem de benden habersiz.

***

Erva, toparlandıktan sonra tekrar fakülte, iş yeri ve ev arasında mekik dokumaya başladı. Bugün işi az olduğu için eve erken gelmişti. Kapıyı çaldı fakat kimse açmadı. Ziya dedesini arayınca Munise teyzesinde olduğunu öğrendi. Yorgun argın oraya gitti. Evin damından konuşma sesleri bir yükselip bir alçalıyordu. Merdivenleri çıkarak dama gitti.

İmam Ziya, Turgut, Munise, Feride ve misafirleri Mesadet sohbet ederek çay içiyorlardı. Gülümseyerek yanlarına gitti ve “Selâmün Aleyküm” dedi.

Şimdi Erva’da bir köşeye oturmuş sohbete dahil olmuştu. Bu serin havada, yıldızların altında çay içmek gibisi yoktu. Yıldızlar tıpkı birer buz tanesi gibi gökyüzüne tutunmuştu.

Nazenin bir rüzgâr coşmak ile coşmamak arasında gidip geliyordu. Semâdaki kristallerin arasında dolaşarak soğuk lâkin ince ince yeryüzüne dokunup tekrar kamerin arkasına saklanıyordu.

Feride, şehadet parmağıyla semâdaki en parlak yıldızı göstererek “ah bu parlak yıldız! Kuzey yıldızı” diye gösterdi.

Munise, hilal kaşlarını yukarı kaldırarak “Eeee Mesadet, Kuzey yakında diplomasıyla gelecek. Artık bir ilahiyatçı olacak. Ne düşünüyor?” diye sordu.

“Sınava girecek. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olmak istiyor. Çocukları çok seviyor ve onlara güzel ahlakı aşılamak istiyor.”

Ziya dede ise bu arada uykuya kalmıştı.

Mesadet, bir müddet Feride’ye odaklandı. Erva ile birlikte bir moda dergisi üzerine tartışıyorlardı. Biraz düşündükten sonra ekledi.

“Feride, görsel sanatlar okuyordu, değil mi? Âlâ âlâ. Belki sen de resim öğretmeni olursun, kızım. Kader bu ya! Belki günün birinde aynı okulda öğretmen olarak karşılarsınız.”

Mesadet, Munise’ye imalı bir bakış atarak “aslında şu hayatta en çok arzuladığım; Kuzey’in mürüvvetini görmek. Onun gibi hayatı seven, neşeli bir kızla hayatını birleştirmesini istiyorum. Muhtasaran o kız, ona, kederi, üzüntüyü değil huzuru, mutluluğu versin, Feride gibi” dedi.

Turgut, konuşmanın nereye varacağını anlayınca sözünü keserek “kızlar saat geç oldu. Anahtarları alın ve aşağıya inin” dedi.

Kızlar gidince, kendisine şaşkınlıkla bakan iki hanıma da yadırgayan bakışlarla baktı.

“Siz ne yapıyorsunuz? Mesadet, oğluna diyecek lafım yoktur lâkin şimdi böyle konular konuşmazsak iyi olur. Feride, her şeye heves tutan hayalperest bir kız. Olur da bu fikir aklına yatarsa sonra çok üzülür. Zira Kuzey’in ne düşündüğünü bilmiyoruz. Belki kendisi kabul etmez, gönlünde başka biri de olabilir. Bilemeyiz.”

“Yokmuş. Geçenlerde biraz ağzını yokladım, hiçbir şey söylemedi.”

“Tamam. Diyelim ki Kuzey, kızımı sevmiş. Ya benim kızım? O, seviyor mu? Hayır Mesadet hayır. Sevgi olmazsa evlilik olamaz. Sevginin ne olduğunu sen de iyi bilirsin. Şimdi nasıl böyle konuşabilirsin? En iyisi herşeyi zamana ve kadere bırakmak. Gençleri rahat bırakalım.”

Misafirler eve gidince bu izdivaç konusu Munise ve Turgut’un odasına kadar taşınmıştı.

“Mesadet çok mantıklı düşündü Turgut. Niye karşı çıktın? Kuzey’den iyisini mi bulacaksın?”

“Kızımızı hiç düşünmüyor musun hanım? Diyelim ki Feride onayladı. Ya Kuzey? Zavallı çocuk istemese de kendini nikah masasında bulacak. Ondan sonra ne olacak sanıyorsunuz? Kuzey, sevmediği bir kıza aşkı, mutluluğu verebilir mi sanıyorsun? Benim güzel kızımın bir ömür boyu acı çekmesini mi istiyorsun? Lütfen artık bu konuyu kapatalım.”

Turgut, gözlüğünü çıkarıp komodinin üzerine bıraktı ve ekledi.

“Sana zamanında da demiştim; fecrikâzibe aldanma, henüz daha gün doğmadı. Hadi, hayırlı geceler.”

Turgut, Munise’ye arkasını döndü ve uyudu.

“Tuhaf adam!”

Kuzey’in annesinin anlattıkları beni çok rahatsız etti. Feride, bu konuyla ilgili düşüncelerini hiç benimle paylaşmadı. Ya bu konuyla hiç ilgilenmedi ya da çok önem verdi. Bilemiyorum. Gelir gelmez uyudu. Ben de Ziya dedemi uyandırdım ve evimize gittik.

Çehresinde hiçbir aksülâmel yoktu. Acaba Kuzey mi annesine haber yollamıştı? Kuzey, gerçekten de Feride’yi mi seviyor? Yoksa bunlar annesinin mi düşünceleri? Mesadet hanım niye karışıyor ki? Feride ile evlenecek olan kendisi değil! Önemli olan Kuzey’in düşünceleri değil mi? Ah! Bu büyükleri bazen hiç anlayamıyorum. Ke