19.Bölüm Devamı🍋
Kuzey tabloyu bitirir bitirmez “ve bitti küçük hanım” dedi. Hemen ardından kâğıdı çerçeveye yerleştirdi.
“Benim yüzümden bu saatte zahmet ettin.”
“Sevdiklerin için yaptığın şeylerde asla zahmete girmezsin.”
“Onu evin en sevdiğim köşesine asacağım.”
Kuzey gülümsedi.
“Geldi bizimki.”
Erva, genç adamın işaret ettiği yere merakla bakındı.
Bir adam elinde küçük bir fenerle ağaçların arasından içeriyi görmeye çalışıyordu. Kuzey, telefonuyla adamın resmini çekerek yakınlaştırdı.
“Onu tanıyamadım.”
“Dikkatli bak Erva, adamın yüzünde bıçak kesiği var.”
Erva korkarak “gerçekten hiç görmedim. Kuzey, adam bu tarafa yaklaşıyor!”
“Sakin ol küçük hanım.”
Kuzey sakin bir tavırla tüm kandilleri söndürmeye başladı. Her taraf karanlık olunca Erva panikledi.
“Arkadaki pencereden çık.”
“...”
“İnat etme!”
“Kuzey, sen de gel!”
“Gömleğimin kolundan tut ve beni takip et.”
Erva, genç adamın dediğini yaptı. Arka taraftaki pencerenin yanına geldiklerinde Kuzey durdu.
“Önce sen Erva, sonra ben.”
Genç kız pencereden atladığı esnada Kuzey çıkmadan pencereyi kapattı.
“Sen aklını kaçırmışsın! Kuzey, neden kendini tehlikeye atıyorsun neden?”
Adam ön taraftaki pencereyi kaldırım taşı fırlatarak kırmayı başardı.
“Erva! Çık ortaya! Erva! Erva!”
Adam tek hamlede içeriye atladı. Bu esnada Kuzey, onu yakasından yakalayarak duvara dayadı.
“Kimsin sen? Neden Erva’nın peşindesin? Herkes o kızdan ne istiyor böyle!”
“Bırak beni! Senin de canın yanmasın, müezzin bey!”
Kuzey, sakinliğini korumaya çalıştı.
“Son kez soruyorum! Kimsin sen?”
Adamın yüzünde sinsi bir gülümseme belirdi.
“Raci de o anlar. Server’ in cici annesinin oğlu.”
Kuzey, tehdit edercesine adamın boğazına yapıştı.
“Neyin peşindesin?”
“Oh müezzin bey! Sen çok naif bir adamsın. Sana yakışmıyor bu tavırlar.”
Bu sırada Erva, Kuzey’den herhangi bir cevap alamayınca ön kapıya koştu. Fakat o da kilitli olunca ön pencereye koştu. Pencere kırılmış cam kırıkları etrafa saçılmıştı. Genç kız içeriye atladı. Adam yerde baygın bir şekilde yatıyordu.
“Kuzey! Neredesin? Lütfen gel, aklımı kaçıracağım!”
Kuzey oturduğu karanlık köşeden kalkarak “buradayım küçük hanım” dedi.
“Ne oldu burada? O adam kim çıktı? Ne yaptın ona?”
“Benim birine zarar verebileceğime inanıyor musun sahiden?”
Erva eğilip adamın nabzını kontrol etti. Yüzünde, kafasında morluk darbe izi aradı.”
[I]Okuyup üfleyecek hali yok ya... fakat bu adam nasıl bu hale geldi?[/I]
“Kuzey o yerde cansız yatıyor!”
“Cansız değil baygın. Dinle, Erva. Ben bilinçsiz bir insan değilim. Bir insanın zayıf noktalarını, nasıl zarar vermeden kendimi koruyacağımı, kaç dakika baygın kalacağına karşı bilinçliyim. Şimdi lütfen çekil oradan. Birazdan polis ekibi onu almaya gelecek.”
“Sana kim olduğunu söyledi mi?”
“Server’in cici annesinin oğlu Raci olduğunu söyledi.”
Genç kız korkuyla Kuzey’in yanına gitti.
“Küçük hanım korktu mu?”
Erva cevap vermedi. Bu yaşadıklarının bir rûya çıkmasını diliyordu.
Sıkıcı bir sessizlikten sonra polis ekibi gelmişti.
...
Raci Yoldaş’a sadece uzaklaştırma verdiler. Bir delil de yoktu ortada. Kuzey olmasaydı acaba benim de sonum annem gibi mi olurdu acaba? Buraya kadar beni görmek için geldiğini, niyetinin iyi olduğunu söyleyip durdu. Fakat ben inanmıyorum. Çok korkmuş bir hali vardı. Özellikle de Kuzey’den çok korkmuştu... lâkin Kuzey ona ne yapmış olabilir? Ondan nasıl bu kadar korkabilmişti? Dilerim tekrar peşime düşmez...
Unutmak sevmekten daha kolay diyorlar. Ben, bu söze nasıl inanabilirim? Sen söyle deli sarmaşık; eğer gerçek sevgiyse engel olmak mümkün mü? Âşık olan beden ya da akıl değildir. Âşık olan kalp ve ruhtur. Buna görünüş sebep olmaz. Gönül vazgeçmediği sürece ruh bu sevgiden nasıl geçer?
Ah... sence bu kalp seni unutabilir mi, Kuzey?
Çok pişmanım, Kuzey. Kendimi sana sevdalı buldum. Bu benim suçum değil, sarmaşıkların suçu. Sana olan sevgimden aramıza mesafe koyamıyorum. Oysa sana zarar vermekten, başını belaya sokmaktan başka hiçbir işe yaramıyorum...
...
Munise, tüm perdeleri bir hışımla kenara çekti ve murakkas gün ışığını salona davet etti.
“Eğer okullar açılmasaydı Feride’nin ruh sağlığı tamamen bozulacaktı. Zavallı kızım! Kuzey’in yüzünden ne ıstıraplar çekti.”
“Feride’nin sevgisi gerçek değil, Munise. Onunki sadece bir hevesten ibaret. Ayrıca onun hatalarını örtmeye çalışma. O olaydan sonra Erva’nın çehresindeki üzüntüyü, kızdaki çöküşü fark etmedin mi?”
“Ama önünde sonunda geçmişini öğrenmesi gerekiyordu, Turgut.”
Turgut, gazetesini yeisle katlayıp kenara bıraktı.
“Öğrendi de ne oldu? Sadece mustarip! Geçmişi düzeltebildi mi? Hayır! Geçmişindeki insanların ne kadar zalim olduklarını öğrendi, bu kadar.”
Munise, sesini yumuşattı ve “yalan hiç iyi bir şey değil, Turgut. Sen, hep böyle dersin” dedi.
“Evet, yalan iyi bir şey değil. Fakat bu yalan, kimseye zarar vermiyordu. Erva’mızı melun geçmişinden koruyordu.”
“Lâkin doğrular acıtır.”
“Madem ki doğruluğu bu kadar çok önemsiyorsun, o halde git ve kızımıza doğru yolu göster!”
Turgut, gözlüğünü çıkarıp gazetenin üzerine bıraktı ve öfkesini bastırmak için hızla salondan çıktı. Munise, derin bir nefes alarak temizliğe devam etti. Bir yandan ise kızıyla akşam bu konuyu nasıl konuşacağını düşünüyordu.
Gökyüzü, leyle kucağını açınca Yüce Yaratan’ın kandilleri ışıldamaya başladı. Herkes bir köşeye çekilmiş, bir şeylerle ilgileniyorlardı. Munise, kızını odada yalnız yakaladığı vakit ona gecikmiş hayat dersini vermeye başladı. Aniden alçalıp yükselen konuşma sesleri salona kadar geliyordu. Erva ile dedesi, Turgut arada lakırdılara kulak kesilir gibi oluyor fakat bir şey anlamayınca vazgeçiyorlardı. Ama bir anda konuşma sesleri haykırmaya dönüştü. Üçü de ilgilendikleri işi bırakıp anne-kızın yanına gittiler.
Feride, kucağındaki sandalyeyi bilinçsizce sallayarak pencereden fırlattı. Cam kırıkları zerreler halinde etrafa sim gibi saçılmıştı.
“Görmüyor musunuz? Niye kimse mustarip halimi görmek istemiyor?! Eğer beni uzaklaştırırsanız ben de o sandalye gibi kendimi bir lahzada dürüşt zeminde bulacağım. Ya niye anlamamak için ısrar ediyorsunuz?”
Munise, ellerini uzatarak kızının yanına panikle gitti ve ağlayarak “yavrum, korkutma bizi, nen var kuzum? Doktora gidelim mi ha?” diye anne yüreğiyle sıraladı. Fakat kızı eliyle durmasını işaret ederek “hâlâ konuyu değiştiriyorsunuz, yeter artık! Beni yalnızlığımla rahat bırakın!” dedi ve yere çökerek kulak tırmalayan bir terane ile haykırarak ağlamaya başladı.
Erva, seyyâl gözyaşlarını sildi ve yavaşça yanına gitti. Yanına oturdu ve çehresine düşen kıvırcık saçlarını kulağının arkasına attı. Akabinde sıkıca sarılarak sakin bir terane ile “her şey yoluna girecek, biraz sabret canım. Allah’ın izniyle düzelecek” dedi.
Feride’nin ağlaması daha da şiddetlenmişti.
“Olmuyor, bu acı yakamı bırakmıyor. Yüreğim sıkışıyor. Çok kötü şeyler oldu çok kötü.”
Feride ayaklandı ve babasının yanına, bir şey isteyecek küçük bir çocuk gibi, gitti.
“Ne olur baba, Erva, Kuzey’i arasın ve onu çağırsın. Baba, ben çok kötüyüm. Lütfen Kuzey buraya gelsin, ne olur baba.”
Turgut, kızına sıkıca sarıldı ve başını okşayarak “tamam” diyebildi.
Erva, eniştesinin kendisine baktığını fark edince telefonunu alarak, Kuzey’i aramak için salona geçti.
Turgut, iki dünyanın arasında kalmıştı. İki kızını da eşit seviyordu. Kuzey ile Erva’nın birbirlerine olan sevgilerini uzun zaman önce fark etmişti. Özellikle de Kuzey’in, kıza nasıl sevgiyle baktığına birçok defa şahit olmuştu. Öte yanda ise kızı Feride vardı. Kuzey’in sevgisi için evde katliam çıkarmıştı. Asıl katliam yüreklerindeydi de dışarıdakiler sadece gözle görebildiklerini görmüşlerdi. Kimse yürekleriyle bakmamıştı.
Erva, Kuzey’i aradıktan kısa bir süre sonra ansızın üşüdüğünü hissetti. Aynı zamanda ise sanki beyni delirmiş karınca gibi başının içinde volta atıyordu. Terlemeye başlayınca da devamlı değişen vücut ısısını düzenlemek için yüzüne soğuk su atıp geldi. Bu sefer de elleri titriyor, yüreği daralıyordu. Su içmek için mutfağa geçti. Lâkin zil çalınca kapıyı kapayarak kendini