Keşfet

21.Bölüm; Düşman🍋

MÜEZZİN

Haftanın günleri birbirleriyle saklambaç oynarken, hafta, günleri toparladı ve ayların arasına sakladı. İki sevdalı da uzun zamandır hiç karşılaşamamışlardı. Kuzey, Erva’nın Hakkari-Ankara yolculuğundan bile habersizdi.

Erva ise sadece Feride’nin kendisine anlattıklarıyla Kuzey’in ahvâlini öğrenebilmişti. Lâkin aynı zamanda duydukları onu zayıf düşürüyordu, kahrediyordu. Yorgun adımlarla bahçede unuttuğu kitabını almaya gitti.

Esen rüzgâr kitabın sayfalarını hırçın bir şekilde çeviriyordu. Kitabın arasındaki katlanmış beyaz kâğıt diğer sayfaların kalkmasına hail oldu. Erva, kâğıdı ilk kez görmüştü. Onu aldı ve katları açtıktan sonra içinden okumaya başladı.

Merhaba küçükhanım;

Doğum gününde yaşananlar için senden özür diliyorum. O saatte seni çağırmam hem de ailenden habersiz çok yanlış bir şeydi. O gün Raci meselesini tek başıma halletmeliydim...

Erva, bir solukta okumuştu. Kâğıdı katladı ve pantolonunun cebine tıkıştırdı. Daha fazla düşünmek istemiyordu. Kitabını aldı ve küçük gecekonduya gitti.

Erva içeriye geçti ve kitabını okumaya çalıştı. Lâkin bir türlü odaklanamıyordu. Arada bir eliyle cebini yokluyor, kâğıdın varlığını hissedince kalbi tekrar zerrelere ayrılıyordu. En sevdiği eve bile sığmaz olunca dışarı çıktı. Bu soğuk havada güneşli bir yer aradı. Fakat bulamayınca deniz kenarına gitti ve duvarda oturdu. Lâkin denizdeki mevceler artınca korktu ve oradan da kalktı. Ne yapacağını bilemiyordu. Ruh sağlığından endişelenmeye başladı.

Nereye baksa Kuzey’i görüyordu, herkesi ona benzetiyordu. Bu yüzden dayanamadı ve Kuzey’in evine gitti. Hızlı adımlarla, içeriye girmek üzere olan Kuzey’e, yetişti.

Kuzey, ceketini eline almış, yorgun argın adımlarla içeriye giriyordu ki, Erva “Kuzey!” diye seslendi.

Erva’nın nidası üzerine durdu. Kız cebindeki kâğıdı titreyen elleriyle uzattı. Kuzey kâğıdı tanıyınca, sessizce oradan uzaklaşmakta olan Erva’ya seslendi.

“Erva! Bir saniye lütfen, bana kızgın mısın?”

Erva geri döndü ve “ne bekliyordun?” diye çıkıştı.

“Erva ben gerçekten suçluyum. Haklısın ama inan ki kötü bir niyetim yoktu.”

Erva sesi titreyerek “ama neden böyle yaptın?” diye sordu.

Ardından daha sakin bir tavırla ekledi.

“Yaptığın çok yanlış. Benim yüzümden hayatını tehlikeye attın. Düşünsene o adam ya sana da düşman olduysa?”

Kuzey gülümsedi.

“Sevdiğim insanlara zarar veren herkes benim de düşmanım olmuyor mu?”

“Keşke hiç tanışmasaydık...”

Genç adam hüzünle kıza baktı.

“Sen çok iyi birisin Kuzey. Senin için bembeyaz aydınlık bir yol görüyorum. Fakat kendim için belirsiz bir karanlık. Neden küçük bir ayrıntı senin hayatını karartsın ki? Buna izin verme Kuzey.”

Kuzey hiçbir şey söylemiyordu.

“Hayatın kavgasız gürültüsüz geçsin istiyorum. Çünkü öyle bir hayat sana göre değil. O senin yaşam tarzın değil, Kuzey. Atanman için çok dua ediyorum. Buralardan gidersen daha güvende olacağını hissediyorum. Her vakit ezan sesini duyduğumda benim yüzümden bu ışıltını kaybedip karanlığa gömülmenden öylesine korkuyorum ki!”

Genç adam hâlâ bir önceki cümlede takılı kalmıştı.

“Hayatımda yerinin küçük bir ayrıntı olduğunu mu düşünüyorsun?”

Erva cevaplamak istemeyerek saatine baktı.

“Öğle ezanı vakti yaklaşıyor. Camiye geç kalacaksın.”

Kuzey hiçbir söz söylemedi. Kız, son bir umutla Kuzey’e baktı. Fakat o öylece yere bakıyor ve gülümsüyordu. Bu suskunluk bu gülümseyiş onu çıldırtıyordu. Hiçbir şekilde yüreğinde ne olduğu anlaşılmıyordu. Genç kız daha fazla durmayarak oradan ayrıldı.

*

Zulmet her yeri ihata ederken, mumun üzerinde direnen minik şûle sönmek üzereydi. Alevin kızıl tonları Ferda’nın buruşmuş çehresini az çok aydınlattıkça kalbindeki zehirler nazarlarına yansıyordu. Tıpkı kızgın bir boğa gibi kesik kesik soluyordu.

“Akşam vakti olacak iş mi bu? Tabi aldığımız o üç kuruşu da o illete harcıyorsun!”

“Sen ne dersen de anne. Lâkin bu hayat böyle geçmez. Ben bir şeyler ayarlayacağım. Tekrar eski yaşantımıza kavuşunca tüm zulmet günleri unutacaksın.”

Ferda elleriyle havayı döverek “ha! Eski günlermiş! Sen önce faturayı öde. Şuna bak! Faturayı ödeyemediğimiz için karanlıkta oturuyoruz, adam hâlâ eski günlerden bahsediyor!” diye çıkıştı.

“O hain bizi kandırıp kaçtı, ona inanmıştık.”

“Sersem! Ona o kadar inandın ki gittin fatura parasını da o illete harcadın. Üff çekil, çekil git burnumun dibinden. Leş gibi alkôl kokuyorsun. Ah, ev zaten küçük, daralıyorum!”

“Tamam, kandırıldık fakat intikamım çok dehşet verici olacak. Sen öyle gülmeye devam et, göreceksin bu dalgaların bir gün çok sert bir kayaya denk gelecek.”

Ferda, çehresinde nagehâni beliren çarpılmış gülümsemeyi nihayetlendirerek “hadi bakalım” dedi.

Akabinde eliyle mumu söndürerek “ben uyumaya gidiyorum” diye ekledi.

“Onu niye söndürdün?”

“Beni güldürme Raci. Kitap mı okuyacaksın, bulamaca mı çözeceksin? Zaten hiçbir şey yaptığın yok. Kırk yaşında adam olmuşsun hâlâ karanlıktan korkuyorsun.”

Ferda söylenerek odaya geçince, Raci kanepeye oturdu ve başını ellerinin arasına alarak, beynini zehirli düşüncelerin esiri etti. Koyu karanlık onun korkunç bakışlarını örtmüştü lâkin derinden gelen boğuk teranesi duvarlara işkence ediyordu.

“Benim ezelî düşmanımsın. Bileğine prangalar bağlıyken her gün çırpınacaksın. En sonunda annen gibi veba olacaksın. Seni kimse bulamayacak. Öylece çürüyeceksin, farelerin yemi olacaksın. Nihayetinde o çok sevdiğin ailene kavuşacaksın. O yaptığın hayrı senin burnundan getirmezsem bana da Raci demesinler!”

Cebinden çıkardığı çakıyla çehresinde derin bir yara açtı.

“Buraya yazdım. Yüzümdeki iz sana sözüm olsun, Erva.”

Çehresinden damlayan kanı umursamadan oturma eylemini idame ettirdi. Elektriğin kesik olması onun o meşum çehresini görmekten çok daha iyiydi. İşlediği seyyiatlarla harmanlanmış yüzünü gören bir daha bakmamak için yemin edebilirdi. Bir katilin çehresi yara izlerinden ancak bu kadar kalabalık olabilirdi. En çok dikkât çeken ise çehresinin az önce sol tarafına açtığı yaranın izinden aynısının sağ tarafında da olması. Onu ise zamanında Perihan’ı öldürmeye karar verdiğinde yapmıştı.

Raci, dünyanın en mutsuz adamıydı fakat farkında değildi. Zira o kötüydü ve gözü sadece dünyadaydı. Gecesi gündüzüne denk değildi. En önemlisi ise kendi çıkarları için başka insanlarının hayatını karartmaktan hiçbir zaman çekinmedi. O bitmişti. O artık insanlıktan men edilmiş bir iskelet, bir sadistti.

*

“Sevgin önce kalbimin kapısını çaldı. Hemen ardından gizlice kalbim tüm kapılarını bu saf sevgiye açmış bulundu, tabi benden habersiz. Nagehâni kalbimde garamın deli sarmaşığı filizlenmeye başladı. Zaman geçtikçe bana acı veriyordu. Zira seni sevdiğimi kabullenemiyordum ve sevgiden korkuyordum. Sana çok bağlanıp sonra seni kaybetmekten korkuyordum. Senin, sevgimi reddetmenden korkuyordum. Bu yüzden sarmaşıklarla özdeşleşemiyordum. Hep dediğim gibi; sen, benim kalbimdeki deli sarmaşığın can suyusun. Sen olmasan bu deli sarmaşık ne yapar, Kuzey? Biliyorum artık yoksun, hayatımda olamazsın...”

Genç kız, küçük evinin önündeki sarmaşığı suluyor, aynı zamanda dertleşiyordu.

“Ne diyebilirim ki? Onu kendi ellerimle, kendimden uzaklaştırdım. Ben, bunu hak ettim. Onun sıcak tebessümünden mahrum kalacak, rahatlatan teranesini duyamayacağım. Lâkin huzurlu ruhunu her daim hissedeceğim.”

Sıcak tebessümü unutturur zaman,

Hiç duyulmamış bir ney sesinde arınırken ruh

Ardında bıraktığı kırgın yüreği sarar gizlice

Tıpkı bir sarmaşık gibi.

*

Genç kız hayattan kendini soyutluyor, genç adam o hayatın içinde kızı arıyordu. Bir sene boyunca kovalamaca gibi Erva, Kuzey’den saklanıyor daha doğrusu kaçıyordu. Kuzey ise onu arıyor, fakültenin önüne kadar gidiyor, daha sonra geri dönüyordu.

Hafta sonu akşamıydı. Erva sahaftan geliyordu. Genç adamla karşılaşmamak için onun evinin önünden geçmedi ve yolunu uzattı. İlk bahar yağmuru bastırınca kucağındaki kitapları ıslanmasın diye şemsiyeyi açarak üzerlerine tuttu. Kendisi ıslansa da umurunda değildi, kitaplarının ıslanmasını istemezdi.

Yağmur çok güzel yağıyor. Sokak lambalarının turuncumsu parıltıları yağmur katrelerine ı