22.Bölüm Devamı🍋
Günler geçti, haftalar geçti, saatler yaklaşık iki ayı da devirdi sayılır. Kuzey bu süre zarfında aynı semtin içinde bir kez bile Erva ile karşılaşmamıştı.
Munise’nin evine de son hadiselerden sonra gitmeye cesaret edemiyordu. Oysa Feride eskiye nazaran daha iyi olmuş, Kuzey’i unutmuştu. Zihnine dolan meşum vesveseler etkisini yitirmişti.
Gün boyu resimleriyle vakit geçiriyor, eğitim hayatında daha başarılı olmak için emek sarf ediyordu. Erva’da tuhaflıklar fark etse de onun kişiliğine, suskunluğuna veriyor, irdelemiyordu. Üçüncü sınıfa geçmesinden ötürü ders yükünün arttığını Erva’nın bu sebepten bu denli yorgun olduğunu düşünüyordu.
Kuzey, sevdiği kızı göremese de onun için dua ediyor, mutlu oluyordu. Bu sıralar onu mesut eden başka bir sebep daha vardı. Bir köy okuluna ataması yapılmıştı. Iğdır’ın merkez ilçesine bağlı Pınarbaşı köyünde küçük bir okula atanmıştı. Bu ahvalden son derece büyük gurur ve sevinç duyuyordu. Nihayetinde emeklerinin karşılığını alabilmişti. Yürüyordu, yürüdükçe düşünüyordu.
“Son dönemlerde çok tuhaf iğrenç olaylar yaşandı. Yıllar önce bazı kesim şiddetle öğretmenliğin adını lekeledi. Şimdi ise bir öğretmen olarak söylemeye dilim varmıyor. Onlara öğretmen denilemez. Diplomanı, mesleğini, o unvanı alan herkese öğretmen denmez, denmemeli. Öğretmen; öğreten kişiye denir. Öğretmeyi bilene öğretmen denir. Öğretmen olana da anne denir, baba denir, ağabey-abla denir. Şiddet gösteren ne öğretmeden anlar ne de çocukların dünyasını keşfetmeye açık olur. Öğretmenlikten ise hiçbir şey anlamaz, öylece ezberindekileri öğrencilerin önüne boşaltır. Neyi kaptıysan, heybene ne doldurabildiysen. Ha eğer dolduramazsan şiddete başvurur. Rabbim beni onlara benzetmesin. Dilerim ki öğrencilerim benden memnun kalırlar, onları ilimle besleyebilirim. İlimi sevdirebilirim.”
Kuzey biraz dolaştıktan sonra elindeki kutuya bakarak “aman Allah’ım. Ben küçük hanıma haber vermeyi unuttum! Onu gitmeden son bir kez görebilirsem içimdeki sıkıntıyı azaltabilirim” dedi.
Ardından etrafına bakınarak mırıldandı.
“Uzun zamandır onu hiç görmüyorum. Okul çıkışı saati geldi de geçiyor. Acaba kütüphanede mi kaldı?”
Genç adam, Erva’nın bu yoldan geçeceğini bildiği için oyalanıp duruyordu. Şu anda tek umudu onu beklemekti. Kuzey’in yanından geçen iki kadının arasında şöyle bir konuşma geçti.
“Müezzin beyin, İmam Ziya’nın manevi torunuyla arkadaşlığını sonlandırması çok iyi oldu komşum. Nihayetinde adı kirlenmiş bir kızla görüşmesi yakışık kalmazdı.”
“Değil mi? Zaten Erva denen o kızın yolu yol değil. İyicene kendini bataklığa batırmış. Bu aralar çok garip olmuş. Saati saatine uymuyor. Ne yaptığı, kimlerle görüştüğü belli değil.”
Kuzey bu diyalog üzerine başını kaldırıp yanından gelip geçen kadınlara baktı. Ne söyleyeceğini düşünürken uzaktan Erva’nın geldiğini gördü. Kadınların uzaklaşmasını bekledi, ardından koşarak kızın yanına gitti.
“Erva!”
Genç kız şaşırmış bir halde “Kuzey” diyebildi. İçten içe mutluluktan uçuyordu. Lâkin çehresindeki donuk ifadeyi değiştirememişti.
“Seni uzun zaman göremedim, acep sen iyi misin? Sıhhatin nasıl?”
Genç kız sesi titreyerek sadece “iyiyim” dedi.
“Ama senin rengin solmuş, kötü bir durum mu var?”
“Ben iyiyim, sadece biraz yorgunum, uykusuzum.”
“O zaman seni daha fazla tutarak yormak istemem. Sadece atandığımı haber vermek istedim.”
Genç kızın çehresine bir anda ışıltılı bir gülümseme yerleşti.
“Ah bu mükemmel bir haber. Seni gönülden tebrik ediyorum, Kuzey. Burada nasıl bizim çehremizi güldürmeyi başarıyorsan orada da öğrencilerin için herşeyi yapabileceğine kaniyim. Sen o kadar temizsin ki!”
Erva’nın çehresindeki gülümsemenin yerini acı bir tebessüm aldı.
Kuzey iki yerde olamayacağına göre. Gidiyor gönlümün fani sahibi.
-Evet, bu güzel bir duygu. Ama senden uzaklaşmak, seni bırakmak canımı çok yakıyor. İçimde derin bir boşluk oluşuyor. Bunun sebebi ne Erva? Bu bağımlılık yapan duygunun membaı nereden geliyor?
Erva seyyal yaşlarını gizlemek için başını yere eğdi. İçindeki ağlamak isteğini bastırmakla cebelleşiyordu. Fakat Kuzey’in kendi meselelerinden uzak durmasını isteyen kendisi değil miydi? Şimdi ne için yüreği bu kadar yanıyordu?
“Iğdır’ın Pınarbaşı Köyü’ndeki bir okula atandım.”
“Çok uzak.”
“İnan bana seninle iletişimimi hiçbir zaman kesmeyeceğim. Sana düzenli olarak mektuplar yollayacağım. Ama lütfen sen de bana cevap ver. Eğer cevap vermezsen mutlu olmadığına dair şüphelere kapılabilirim."
Erva ise çoktan kendisiyle verdiği savaşı kaybetmiş, gözyaşları gururuna galip gelmişti.
Tutunacak dalım kalmamış gibi zulmet bir menfeze düşüyorum. Lâkin nihayetinde ne bir aydınlık görüyorum ne de tutunabilecek bir dal. Öylece düşüyorum. Yaz oluyor kış oluyor ben hâlâ düşmeye devam ediyorum. Seni göremeyince ruhum ısınamıyor, Kuzey. Şimdi Doğu Anadolu’nun en doğusuna gidiyorsun, ne yaparım ben?
“Böyle ağlamaya devam edersen sonunda delireceğim hayır mecnûn olacağım.”
“Ne dedin sen? Ağlamıyorum.”
“Görüşmeyeli yalana da başlamışsın.”
“Ağlamak yasak mı?”
Genç kız çehresine zoraki bir tebessüm sığdırarak Kuzey’e döndü ve ekledi.
“Peki madem, özür dilerim. Seni mutsuz göndermek istemem. Sana söz veriyorum hiçbir mektubunu yanıtsız bırakmayacağım. Lâkin sen de bana oranın taze havasından, öğrencilerinden, komşularından, arkadaşlarından bahsedeceksin.”
Bunca savaşı tek başıma verdim, Kuzey. Ben güçlü bir kızım. Ağlıyorsam eğer seni özleyeceğim için, senden uzak kalacağım içindir. Lâkin korkudan ağladığımı düşünürsen gururum incinir. Bilakis senin meselelerimden uzak durman beni mutlu ediyor. Eğer benim yüzümden sana bir şey olursa kendimi affedemem.
Kuzey, bu seni son görüşüm olacak. Hissediyorum, İzmir’e temelli avdet ettiğinde ya delirmiş olacağım ya da toprak beni kucaklamış olacak.
Kuzey eliyle sımsıkı tuttuğu mumu kıza uzattı.
“Bana mı?”
“Evet, senin için aldım.”
Genç kız şüpheyle “neden?” diye sordu.
“Bu aralar çok gerginsin. Aklına her geldiğimde yakarsın ve rahatlarsın. Belki de döndüğümde mum hâlâ bitmemiş olur.”
Erva gülmeye başladı.
“O zaman hiç aklıma düşmemiş mi olacaksın?”
Ardından mumu kokladı. Gerçekten de rahatlatan bir kokusu vardı.
Fısıldaşan kadınları fark edince “Allah’a emanet ol” diyerek ihtiyarsız Kuzey’in yanından uzaklaştı.
Kızın çaresiz bakışı genç adamın yüreğini dağladı,
Yürekteki raşeyi hisseden yapraklar titredi, bulutlar ağladı,
Rüzgâr mecnûnların kavalına üfledi, çehre değil kalp kendini ifşa etti,
İki yürek de kaybetmekten korktukça ruhlarının uzaklaştığını fark edemedi.
...
Erva başka bir sokağa bedenini sürgün edince derin bir soluğu canını yakarak çekti. Yıkılmış bir vaziyette kendini kaldırım taşına attı.
“Duaların bana güç veriyor, Kuzey. Bugün seni gördüğümde hayatın bana bir şans daha verdiğini sandım. Fakat sen beni tekrar gidişinle cezalandırıyorsun. Artık her şeyin sonuna geldiğimi hissediyorum. Sanki zaman en önemli bir yerde durmuş ama ben... Ah! Zihnim o kadar karışık ki!”
Genç kız hüzünlü bakışlarını yere sabitledi. Küçük bir karınca ölmüştü. Yanında da başka bir karınca delirmiş gibi etrafında turluyor. Lâkin hiç yanından ayrılmıyordu. Zavallı karınca panik halinde, diğer karıncaların yanına gidip geliyordu. Kız daha fazla dayanamayarak dizine kapanıp ağlamaya başladı.
*
Sevdiklerinden ayrılmak o kadar zor ki... o an sadece ruhuna sarılmak arzusuyla yanıp tutuştum, hem bizi görmezlerdi.
Oysa ben varlığını hissederek iktifa edinirdim. Şimdi ise çok uzaklarda nefes aldığına şükredeceğim. Zati kalbine bağlanmamış mıydım?
Kalbinin atması bana ilaç değil mi Kuzey’im? Belki de bir gün o nezih yüreğin bir güzel için atacak. İşte o zaman ilacımı reddedeceğim ve soluğumun sonsuza dek kesilmesini gülümseyerek karşılayacağım.
Dile kolay kalbe zor olan beş yıl; duygusal Erva’ya hoş geldin. Eğer kara toprağa girmez isem ya can suyuma kavuşacağım ya da ilacımı kaybedeceğim.
Geçenlerde seni rûyamda gördüm. Bana elini uzatmıştın, yine o içten tebessümün... mekân o kadar tanıdık ki. Daha ellerimi uzatmaya fırsat bulamadan uyandım.
Başka bir gün ise soğuk