Keşfet

3.Bölüm Devamı🍋

MÜEZZİN

16 Kasım saat 02:00

İnce parmaklarıyla, dereceli gözlüğünü kavradı ve yorgun bir etvârla düzeltti. Tepede dağınık bir şekilde topladığı kısa saçındaki tokadan kurtulan saç tellerini umursamadan başını tekrar eğdi ve dikiş makinesini çalıştırmaya devam etti. Gördüğü rûyanın etkisinde kalan zihnini, işittiği bir kadın sesi uyandırdı.

“Oh be! Sonunda bitti! Az kalsın makine beni de diksin diye artık yorgunluktan kendimi bırakacaktım. Ah bugünkü siparişler de çoktu ama, değil mi Erva?”

Erva fara tutulmuş tavşan misali önce irkildi.

“Ha evet, evet öyle. Ziya dedem de çok merak etmiştir şimdi. Hamdolsun ki son parçadayım. Bunu da bitirince işim bitecek, İnşallah.”

“Kurtulduk şekerim. Sen de olmasaydın bugün bitirmemiz zordu. Bir gününü çalmış olduk, hakkını helal et. Bir de bunun yorgunluğunun geçmesi var.”

“Önemli değil ablacım, elbette zor günlerde gelirim.”

Bu tekstil atölyesi, Erva’nın meçhul kaçıncı çalıştığı iş yeriydi. Önceki çalıştığı tekstil atölyelerine nazaran burası hem ahlaki açıdan hem de hijyen kurallarına uygun bir yerdi. İlk çalıştığı bazı atölyelerde belirli bir düzen yoktu. Kimin kime ne kadar ücret ödediği belli bile değildi. Şimdi ise o atölyeler ya batmış ya da mühürlenmiş durumda. Buradan da sınava daha rahat hazırlanmak için istifa etmiş olmasına rağmen işler yoğun olduğunda çağırıyorlardı.

Erva, son parçayı da diktikten sonra çantasını alarak yorgun adımlarla servise doğru ilerledi. Soğuk rüzgâr ensesine vurmadan kendini servise attı. Bu saatlerde hiç çekilmeyecek kertede gürültülü bir müzik çalıyordu. Zihni bu kadar meşgulken üstüne de gürültüden başı ağrımaya başladı. Derin bir nefes aldı ve başını geriye doğru yasladı. Şu anda ruhunu dinlendiren sakin bir şarkının çalmasını o kadar isterdi ki... birkaç gündür üzerine düşen sakinliği bir türlü fark edememişti. Zaten dingin bir kişiliğe sahip olmasına rağmen daha da sakinleşmişti. Tek isteği eve gider gitmez biraz kitap okuyup, uyumaktı. Anasır-ı hatıratı tek tek anahtar kelimeler gibi zihninde dolaşırken yüreğini kamçılayan tanıdık duyguları yine suçüstü yakaladı. Lakin kalbinde bu acıya direnen bir lerze hissedince şaşırdı. Zaten hep böyle değil miydi? İnsan bazen ne kadar acı çekse de yine yaşıyordu.

Yaşlı bir amcanın uyarısı üzerine şoför homurdanarak radyoyu kapattı. Erva’nın ruhunu bir anda huzur çevreledi. Sessizlik. Belki de istediği tek şey buydu; sessizlik. Makine gürültüsünün ardından bir de radyo sesleri eklenince, beyni kazan gibi olmuştu. Başı yavaş yavaş rahatlıyordu. Zihnine yeni düşünceler dolmadan, servis evinin önünde durdu.

Eve geldiği vakit saat çok geç olmuştu. Yorgunluktan bitap düşmesine rağmen annesinin günlüğünden biraz okuyabildi.

3 Ekim 2000

Üç senedir koşuşturma içinde günlüğe bir cümle bile yazamadım. Belki de sevgiliye kavuşunca edebi yönüm öldü, bilemiyorum. Bir gün kızım olursa diye hep günlüğümü yazdım. Bir gün olur da büyüyünce okur diye. Ah! Ne kadar yürekten istemişsem. Bugün kardeşten de öte olan biricik dostum kuzenim Munise’ye gönderdiğim mektubu aynen buraya da yazıyorum.

Sevgili ablacığım; İstanbul, 3 ekim 2000

Hazan, solgun, kahverengi yapraklarını başımdan aşağıya gizli gizli döküyor. Yaprakların hepsi, habersizce ağacın rakik dallarından ayrılıyor ve kapkara, halim toprak ile buluşuyor. Yüreğimi, müstesna huzurla dolduran, ruhumu doyuran, nafiz bir yağmur kokusu var. Bilmem, İzmir’in havası nasıldır? Oralara gelmeyi, seni ve altı aylık yeğenimi görmeyi o kadar çok isterim ki... ah... şimdi bu satırları okurken, ağlamamak için dilini kemiriyorsundur. Aynı vakitte, içinden, bana söyleniyorsundur. Ne desen de haklısın. Benden, neredeyse iki seneye yakındır haber bekliyorsundur. Öncelikle, tecessüse düşmeden söyleyeyim, ahval-i sıhhiyem hamdolsun ki iyi. Lakin sana özlemim, kalbimi yakıp kavuruyor hemşirem. Şimdi, geç bunları ve asıl meseleye gel, diyorsundur.

Server... sana belki de en çok ondan bahsetmişimdir, zamanında. O huzurlu teranesi, eksikliği ıspazmoz geçirten, tesliyetkâr derâguşuyla bana en güzel mutluluğu veren adam... ailesinin, bu izdivacı zincire vurup, kör kuyuya attığı gün, Server yüreğindeki sevdayla tüm zincirleri kırdı. Bir bilsen ne ızdıraplı, ne müthiş günlerdi. Bir sene evvel bu izdivaç gerçekleşti. Server’in ailesi bu izdivaca karşı çıkınca, maalesef ailesiyle arası bozuldu. Bu durum beni pek üzüyor. En zulmet gecelerimde, onun ruhuyla, mel’un bir uykudan uyandırılmış gibiyim. Gülün dikenleri, elimi yaralarken, o, gülün beyaz yapraklarıyla yaralarımı sardı. Ben yıldırımın altında korkarken, o, yağmurun bütün güzelliğini, huzurunu anlattı. Ben kış kıyamette üşürken, o, varlığıyla ısıttı. Bunları yapan birinin zevcesi olmak, ne hoş bir duygu. Sana bir de hayırlı haberim var! Bir hafta önce, nur gibi kızım Erva dünyaya geldi. Evet, şimdi bana çok kızıyorsun. Lakin, onun varlığı, Server’in yokluğunda bana ilaç gibi geldi. Zulmet gecelerime ay gibi doğdu. Server’im şu anda görevde. Konu eğer vatanıysa gözünü kırpmadan canını feda eder. İlle velakin iki ay, belki üç ay sonra, İnşallah avdet edecek. Bugün bana, mektubu geldi. İçinin rahat olması için, Server’in yazdığı mektubu, sana gönderiyorum.

Server’den Peri’ye

Ankara, 29 Eylül 2000

Benim munis, nezih kalpli zevcem. Her gece yıldızlar senin çehreni çiziyor, haberin var mı? Kızımızın cennet gibi kokusu, burnumda tütüyor. Muhtemelen şimdi tatlı tatlı uyuyordur. Kendimizi tam da barit hayattan kurtarıp, sıcak bir yuva kurmuşken, biliyorum ki bu görev içimize fena bir haşyet, yalnızlık saldı. Lakin, herkes gibi biz de imtihandan geçiyoruz, kavi olmalıyız Perihan’ım. Bilirsin ki size olan hasretim cümlelere sığmaz. Hele ki sevgimi pek belli edemem. Lakin, sen bilirsin, hissedersin kalbimdeki ayrılık ateşini. Size kavuşana dek bu şûle kalbimi yakacak, yakacak. Fakat hiç kül olmayacak. Dûd olup semaya karışmayacak. Sana kavuşana kadar yanacak.... şimdilik lakırdının bittiği, mürekkebimin kuruduğu yerdeyim. Kendine ve küçük meleğimize çok iyi bak, olur mu? Allah’a emanet olun...

Server

Şimdilik bu kadar hemşirem. En kısa zamanda, senden mektup bekliyorum. Turgut enişteme selamlarımı ilet. Henüz hiç göremediğim yeğenimi çok çok çok öpüyorum. Ayrıca kendine iyi bak biricik dostum. Allah’a emanet olun...

Peri