8.Bölüm;Devrim🍋
Ertesi gün Feride, Erva’yı yine annesinin günlüğünü okurken yakalamıştı.
“Söz vermiştin Erva... neden yaptın bunu? Şu an sadece kendine zarar veriyorsun, canım. Aynı duyguları başa sarıp duruyorsun. Ruhunu incitiyorsun.”
“Bu son Feride. Bitmesine çok az kaldı. İzin ver bitireyim öyle dışarıya çıkalım, lütfen.”
“İmkanı yok Ervam. Hemen hazırlanıyorsun seni bekliyorum.”
...
Hayır, ağlamayacağım. Feride’yi dışarıda üzemem. Ah! Aklımı başka şeylere vermeliyim.
Kafeden kalkıp deniz kenarında yürüyüşe başladık. Temiz havayı ciğerlerimden diyaframıma kadar dolduruyordum. Havanın serin olması iyi geliyordu. Bedenimi işgal eden dertleri unutuyordum, o anlık.
Esen rüzgâr yüzüme düşen saç tutamlarını geriye doğru savuruyordu. Geçenlerde omuzlarıma dökülen saçlarım biraz uzamıştı. Artık kestirmeyecektim. İzin verecektim, anneminki gibi upuzun olsun.
Bir an, Feride’nin sallanan uzun, kıvırcık saçları nazarı dikkatimi çekti. Feride güzel bir kızdı. Çekici yüz hatları vardı. Yeşil gözleri buğday teniyle uyum sağlıyordu. Kahverengi, doğuştan kıvırcık havalı saçları vardı. Boyu benden biraz uzundu. Bu onun avantajıydı çünkü birçok kıyafet ona daha çok yakışıyordu.
Limoni biri olsa da birbirimizi tamamlıyorduk. Ama bazen ani kararları olmasa daha çekilir olacaktı.
Şimdi de bir ayak takımıyla sohbet ediyor. Biraz yalnızlık biraz da sessizlik istemiştim lakin Feride yanımdayken bu mümkün mü?
Ben öylece dikilmiş, çantamdaki süsle oynarken yanıma biriyle gelerek derin düşüncelerimden ayrılmama sebep oldu.
“Erva, seni biriyle tanıştıracağım. Devrim’i tanıyabildin mi?”
“Hayır, üzgünüm tanıyamadım.”
“Aynı okuldaymışız!”
“Sanırım sen de tanıyamadın.”
Feride, kulağıma eğilerek “ ama bizi tanımış, öyle değil mi? Nezaketen de olsa selam vermelisin” Diye fısıldadı.
“Erva’nın üzerine bu kadar gitme, Feride. Lise biteli neredeyse beş sene geçmiş.”
Ben Feride’ye soğuk soğuk bakarken, Devrim çoktan elini uzatmıştı.
Feride sert bir şekilde beni dürtünce kendime gelmiştim.
“Devrim’in eline daha bakacak mısın?” diye kulağıma fısıldadı.
Ben ellerimi cebimden çıkarmadan hafif bir tebessüm ile“tanıştığıma memnun oldum” dedim. Niyeyse hiç de memnun olamadım. Şu an zamanı mıydı?
Feride “telefonum çalıyor, izninizle” diyerek sinsice sırıtarak yanımızdan ayrıldı.
Ben niye telefon sesini duymadım? Amacı neydi bu kızın?
Devrim yanımdaki bankı göstererek “hadi gel, ayakta mı kalacağız?” dedi.
Bankın en dibine oturdum. Bu davranışın aynısını Devrim’den de bekliyordum lakin bana yakın oturdu. Feride nerede kaldı? Kiminle konuşuyor bu kadar? Yoksa Kuzey’le mi? Eğer öyleyse beni de çağırsa ya yanına. Elimi alnıma vurdum ve “kendine gel kızım!” diye kızdım.
“Sen iyi misin?”
Devrim’in yanımda olduğunu unutmuştum.
“İyiyim” dedim ve sustum. Belki susup kalırsam sıkılır kalkar, gider diye düşünmüştüm. Aslında iyi olmak için sebebim kalmadı ve çok kötüyüm.
Birden Devrim’in “ne güzel. Senin yanında susmak bile güzelmiş” demesiyle ayağa kalktım.
Sessizlik Ziya dedemin yanında güzeldi ya da tek başıma. Bir başkasıyla asla!
“Sıkıldıysan gidebilirsin. Feride zaten gelecek” dedim.
“Hayır, ben de huzurlu bir yer arıyordum.”
Ah bu beni çıldırtıyor!
“Ben iyi bir dinleyiciyimdir, Erva. İçine attığın her şey bir gün pişmanlığın olur. Ne zaman dilersen benimle iletişime geçebilirsin.”
Şaşkınlığımı koruyamadan “buna ihtiyacım olduğunu sanmıyorum” dedim.
Devrim “bir gün moralin yerinde olduğunda tekrar konuşalım.” Dedi ve uzaklaştı.
Feride telaşlanmış bir tavırla gelerek “niye hemen gitti?” diye beni sorguya çekti.
“Çok samimiydi.”
“Bu mu seni rahatsız eden?”
“Kendimi bile zor avuturken başka bir insanın yüzüne nasıl gülebilirim? Devrim’e hiç ısınamadım ayrıca onu tanımıyorum. Niye hayatımıza dahil olsun ki!”
Ağlamak istemiyordum. Ama çevremdeki insanlar hayatımı iyileştirmeye çalıştıklarını sanıyorlardı. Oysa daha da yaralıyorlardı.
“Sen de haklısın. Ağlamamak için savaş verirken bir başkasına tebessüm etmek o kadar zor ki.”
...
Feride sayesinde biraz olsun yüreğim rahatlamıştı. Mavi gökyüzü ruhumu huzurla doldurmuştu. Hem mavi umut demektir. Belki benimle umudunu da paylaşmıştır.
Eve geldim ve uyumak için odaya gireceğim esnada salondaki yeşil seccade nazarı dikkatimi çekti. Bakınca bile içim huzurla dolmuştu. Hemen gidip abdest aldım ve uygun kıyafetler giydim.
Seccadeye adım attığım sırada sanki tüm derdim birden yok olmuştu. Kalbim huzurla dolmuştu. Bu huzurun aynısını başka hiç bir şeyde bulamam. Yüce Yaradan’ın huzuruna çıkmak, tarifsiz bir duyguydu. Sanki tüm şeylerden arınmışım gibi. Sanki sevdiklerimin yanındaymışım gibi.
En son Ziya dedem bu seccadede namaz kılmıştı. Ziya dedem hep bana “namaz kılmak müminlere verilmiş en güzel hediyedir” derdi.
21.25
Huzurlu uykumu çalan telefon sesi böldü. Uzun bir aradan sonra ilk defa böyle tatlı bir uyku çekiyordum.
“Efendim?”
“Merhaba Erva, ben Devrim.”
Numaramı nereden bulmuş olabilir ki?
“Umarım rahatsız etmemişimdir?”
Uykumu en güzel yerinde bölmeye ne hakkın vardı? Yoktu!
“Yok, hayır. Önemli bir şey mi oldu?”
“Hayır, sadece sesini duymak istedim”
Yanıt vermek için kesik bir soluk aldım. Sonra nedendir bilinmez parmaklarım kapatma tuşuna gitti... gerçekten tanımadığım biriyle konuşmak zorunda mıydım? Hayır... Ziya dedem burada yokken hayatıma kimseyi almayacaktım... sanırım uyumak yaralarımı sarıyordu ve bu muhteşem iyileşme sürecine kaldığım yerden devam etmek istiyorum...
Pazar günü
Bugün Munise teyzem beni eve davet etmişti. Yine onlarla kalmam için ısrar edecekti. Eniştem de öyle. Feride’yi nasıl seviyorlarsa benden de sevgilerini esirgemediler. Allah razı olsun... ama ben yük olmamak için onlarla kalmıyorum, tıpkı annemin yaptığı gibi yapıp yük olmamayı tercih ediyorum...
...
Erva’yı akşama kadar tutmuşlardı. Ama artık dışarıdaydı ve sahte gülümsemeyi bırakabilirdi. Üzülmesinler diye mutlu görünmeye çalışıyordu. İyi ki de insanların kalbi görünmüyordu. Saat yedi. Eve girmeden önce biraz yürüyüş yapıp, rahatlamak istiyordu.
Ne güzel!
Gümüşi renkteki gökyüzü yine elmas tanelerini dağıtmaya başlamıştı. Deniz kenarına geldiğinde yağmur kendini tamamen teslim etmişti. Gök gürlüyor, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Herhalde şu anda dünyada sevdiklerine yakın, bu yağmur damlaları. Toprağa karışmaya başladı bile. Başını gökyüzüne doğru kaldırdı ve ellerini açarak öylece göğe minnetle baktı. Bu rahatlığı herhalde kimsenin etrafta olmamasından kaynaklanıyordu.
Bu güzelliği fark edemeyecek kadar katı değildi. Bu huzuru tadacaktı, elbet. Sırılsıklam olmasına aldırmıyor, çehresindeki tebessüm gittikçe sevimli hale bürünüyordu.
Birden birinin arkadan “bakıyorum da moralin düzelmiş” demesiyle irkildi ve tüm keyfi kaçtı. Korkuyla geri çekildi.
“Korkuttuğum için üzgünüm ama çocukça tavırlarını izlemekten çok keyif aldım. O kadar ıslanmışsın ki hastalanacaksın diye endişe duyuyorum.”
Erva şaşkın bir ifadeyle etrafına bakındı.
"Çocukça mı?"
“Oysa gülünce çok güzelmişsin.”
“Gider misin, lütfen.”
Devrim, bileklerinden tutarak “neden, rahatsız mı ettim?” diye çıkıştı.
Elinin tersiyle şiddetli bir tokat attı ve “sen ne yaptığını zannediyorsun?” diye bağırdı. Ağlamak üzereydi. Bu nasıl bir insandı? Her konuştuğu kıza böyle mi davranıyordu?
“Erva!”
“Lütfen git! Sen kendini ne zannediyorsun? Sakın bir daha hayatıma girmeye çalışma!”
“Sen ne kadar nankörsün! Hiçbir kıza bu kadar tolerans göstermedim! Ona göre haddini bil!”
“Hayır, kendini aklamaya çalışma! Bana dokunmaya hakkın yok! Ben, senden kaçtıkça peşimden geliyorsun! Anlamıyor musun? Seni istemiyorum! Arkadaş olarak bile istemiyorum! Bir daha sakın haddin olmayacak davranışlarda bulunmaya kalkışma!”
“Orada dur bakalım, küçük hanım!”
Arkadan gelen sese doğru döndü.
“Orada dur bakalım, küçük hanım! Devrim’in kalbinde yer edindiğin için şükretmelisin.”
Başını olumsuzca iki yana salladı ve “beni bu çocukça şeylere artık alet etmeyin ve kendinize tıpkı sizin gibi basit oyuncaklar bulun!” diyerek ellerini cebine koydu ve ilerlemeye başladı.
Devrim’in arka