9.Bölüm Devamı🍋
Şahıs, Erva’ya doğru ilerledi. Belki de doğrusu hiç muhatap olmamaktı. Bu yüzden arkaya bakmadan ilerlemeye başladı. Arkadan hâlâ sesleniyordu.
“Seninle bitmemiş bir hesabımız var. Yoksa unuttun mu?”
Genç kız yürümeye devam etti. Fakat başına isabet eden kocaman taş durmasına sebep oldu. Başını dayanılmaz bir acı kapladı. Elini başında gezdirdi fakat fark etti ki gelen taş başını yaralamıştı, kanıyordu.
“Canın mı acıdı? Kıyamam ben sana!”
Arkadan ürkütücü kahkaha sesleri geliyordu. Başı o kadar çok dönüyordu ki gürültü, kulaklarından uğultu olarak girip, beyninde boş oda misali yankılanıyordu. Burada bilincinin kapanmasını istemiyordu. İşte yine organlarıyla savaşa geçti.
“Ama sen, bana kıydın. Buz gibi suda boğdun beni. Ben de seni sıcacık ateşte boğacağım, merak etme.”
O soğuk nefesi ensesinde hissetmesiyle saçının çekilmesi bir oldu. Gücünün yettiği kadar direniyordu ama uyuşuk bedeni ayakta bile zor duruyordu ve bu durum Erva’yı çıldırtıyor!
Saçından tutarak, tenekenin yanına kadar sürükledi. Her tarafı müphem gördüğü için etrafındakilerin kimler olduğunu çözemiyordu. Sadece intikam ateşiyle yanıp tutuşan şahsı tanıyabilmişti. Muhtemelen Devrim de buradaydı. Karanlık gördüğü şahıslardan biriydi ama Erva için bir şey ifade etmiyordu. Durduk yere hayatına amansız yere girip, ona düşman olanları çözemiyordu.
Hayatıma kimseyi almak istemedikçe zorla dahil oluyorlar. Ya düşman olarak ya da mecnûn...
Saçlarını kökünden kopartacak kertede çekerek büyük tenekenin içine kadar onu itekledi. Tenekenin içinden yükselen alevin ısısı tokat gibi vurup gidiyordu.
Kulağına eğilerek “yazık! Belki hayatında kalan tek şeyi de senden çalacağım” dedi.
Elleriyle tenekeyi iterek uzaklaştırmaya çalışıyordu ama elleri yanıyordu.
“Hayatını sevimli kız, hayatını çalacağım. Seni senden çalacağım. Kendini unutacaksın, aynaya baktığında korkacaksın. Belki de aynaya bakınca aynaya baktığını bile fark edemeyeceksin. Nereye baktığından bile haberin olmayacak, baktığın yeri göremeyeceksin. Hayatın kararacak, yıldızların sönecek!”
Yüzünü biraz daha ateşe yaklaştırdı ve ekledi “bu kadar güzel ve masum yüz senin gibi bir canavara fazla. Sen hak etmiyorsun!” dedi.
Saçları, yüzüne düşüyordu. Yükselen alev saçlarının ucuna yetişiyordu. Alev bir hırsız gibi saçlarının ucunu alıp gitmişti.
Ani şokla uyuşan dili yeni çözülüyordu. Devrim değil arkadaşı, Erva’ya düşman olmuştu. Ona söyleyecek o kadar kelime vardı ki hangisiyle başlayacağını bilemiyordu. Önce sesi fısıltı gibi çıktı ama sonra normale döndü.
“Aklından her geçeni uygulayamazsın. Buna gücün yetmez. Sen zavallı ve aciz birisin. Her hayalin gerçekleşemeyeceğini öğrenemeyecek kadar korkaksın!”
Başını ateşe daha da yaklaştırdı. Ateşin ısısını önce soğuktan dolayı hissedemedi. Ama saniyeler sonra yüzü yanmaya başladı. Sanki iğne batırıyorlardı. Alnından akan kan, çenesine kadar süzüldü ve turuncu kızgın ateşin içine damladı.
Ateşin istediği de bu değil miydi? Ben ateşin içinde boğulurken, ateş de kan içinde boğulacaktı. Bunun için yana yana tutuşuyordu. Her yükselişinde daha da hırslanıyordu. Zaten öfkesi ısısından belli değil mi?
Isıyı önce boğazında hissetti. Sonra çenesinde ve burnunda. Ardından ise ısının yüzünü ittiğini hissetti. Tıpkı su gibi ısıyı da hissedebiliyordu. Alevin görünmez ısısı iğneli nefesiyle, sanki onunla aynı kutuptanmış gibi itiyordu. Yüzündeki ve boğazındaki acı, salise geçtikçe şiddetini arttırıyordu. Bu acı dayanılmazdı. Elleri yansa da tenekeyi itmeye çalışıyordu fakat çok ağırdı. Elinin acısı artınca refleks olarak elini geri çekti. Lakin eli, havada kalmıştı. Biri elinden tutmuştu. Kimdi bu?
Elini buz gibi soğuk elleriyle tutan kişi onu tenekeden uzaklaştırmıştı. Soğuk esen rüzgâr estikçe yüzü rahatlıyordu. Yavaşça gözlerini açtı ve karşısında Devrim’i gördü.
Arkadaşı “sen ne yapıyorsun?” dedi delirmişçesine.
Bu esnada kaçmak istedi. Fakat bu biraz imkânsız gibi gelmişti.
Devrim kolundan hunharca tuttu ve “bir saniye. Bence Erva’ya bir şans vermeliyiz. Onun buna ihtiyacı var. Eminim ki birbirimizi tanıdıkça anlaşabileceğiz” dedi.
“Sen aklını kaçırmışsın Devrim! Bu kızın bana neler yaptığını unutmuş olamazsın? O ne anlar sevgiden!”
“Az önceki korku yetmez mi, Atıf?”
“Yetmez!”
Konuşmalarını dinledikçe nevri dönüyordu. Devrim kim oluyordu ki Erva’ya son bir şans veriyordu? Nasıl bir saçmalığın içine düşmüştü böyle?
İki kolundan tutup onu kendine doğru çekti ve “şu anda aklın çok karışık ve az önce yaşadığın da kolay değildi. Her şeyi unut ve bana kalbinle cevap ver” dedi.
“Derin bir mazimiz varmış gibi konuşuyorsun” dedi soğuk bir ifade ile.
“Belki olur.”
Asla!
“Olmayacak!” diyerek Devrim’i hızla itti. Devrim, büyük tenekeye çarparak, teneke ile birlikte yere düştü. Tenekenin düşmesi ile her yer alev aldı.
Erva, ardına bile bakmadan koşmaya başladı fakat Atıf çoktan peşine düşmüştü bile. Devrim’den daha çok takıntılı çıkmıştı.
Sokak lambasının olmadığı bir sokağa girerek karanlığın arasında gizlendi. Korkunç adam başka bir sokağa saptığında genç kız koşmaya başladı.
Hızlıca koşarak mezarlığa sığındı.
Eskiden geceleri mezarlığın yanından bile geçemezdim. Şimdi ise korktuğum için oraya sığınıyorum. İnsan büyüdükçe anlıyor korkularının sığınacağı bir liman olduğunu. Sevgiden de korkuyorum ama hâlâ bir liman olarak kabullenemiyorum. Belki de sevgiden değil kaybetmekten korkuyordum.
Annemin mezarının yanına gittim. Yanında bir mezar sığacak boşluk vardı. Belki de benim için ayrılmıştı. Yavaşça bana ayrılmış yere uzandım. Gözlerimi kapattım ve derin düşüncelere daldım.
İskeletimi ele geçirmeye çalışan umut sarmaşığı ne kadar da aciz. Bu hayatta hep çalıştım. Kimseye bir zararım olmadı. Sadece bir parça da olsa bir şeylerden umutlanmak istedim. Eve gidip dersimi çalışmam gerekirken bir iki soytarının oyuncağı oldum. Öyle bir boşluğa düştüm ki çıkamıyorum. Çıkmak için ne yapacağımı bile bilemiyorum.
Müezzin beye akıl danışmayı öyle çok isterdim ki. Zor zamanımda hep yanımda oldu. Bugün de onu istemem bencillik olmaz mıydı? Peki ya Ziya dedem? İlk kez köye gittiği için şükrediyorum. Beni bu halimle görseydi adamcağız artık kendine gelemezdi. Yüreğim yanıyor... geçmişimin üzerine toprak attıkça, kurtuldukça geleceğim kirleniyor. Yeni insanlar yeni imtihanlar.
Belki de en büyük hatam o gün Feride ile dışarıya çıkmaktı. Çıkmasaydım belki de hiç Devrim ile tanışmayacaktım.
Feride nasıl öyleleriyle arkadaşlık kurabiliyor? İnsan değil onlar canavar!
Umut sarmaşığına karşı karamsar bir sarmaşık hücuma geçti. Oysa solması gereken karamsar olan değil miydi?
Lâkin bu benim iskeletimdi, benim kalbimdi! Benden izinsiz nasıl böyle bir eylem gerçekleştirebilir? Hayır, buna izin vermeyeceğim! Böyle bir lüksüm yok!
Sonunu bilmediğim bir savaşa girdim. Ya ben sarmaşığı solduracaktım ya da karamsar sarmaşık bedenimi esir alacaktı.
Kendimle bile savaş halindeyken hiç tanımadığım insanlar benden ne isterler? Polise yine gitmeye korkuyorum. Kendimi kurtarmaya kalktıkça daha da belaya batıyormuşum gibi hissediyorum. Tenekeyi ittiğim için her yer alev almıştı. Devrim’de yerdeydi. Hayır, her defasında zarar vererek kendimi kurtarıyorum, Allah’ım ben suçlu olmak istemiyorum. Hayır, benim suçum yok. Sadece daha da onların düşmanlığını kazandım. Ama kim ki onlar? Niye hayatımdalar? Ziya dedem varken hiçbir şey böyle değildi.
Yağmur, şimşeğin çakmasıyla bulutlar ile tüm bağını kesti ve kendini toprağa teslim etti. Benim ulaşmak istediğim ama bir türlü ulaşamadığım yere ulaşıyorlardı; sevdiklerimin yanına.
Evet anneciğim dediğin gibi oluyor. Yağmurun sesini duyarak uyuyorum. Yağmurun kokusunu alarak ve hatta kendimle özdeşleştirerek uyuyorum. En önemlisi ise huzuru hissederek uyuyorum, sonunda.
...
Genç kız rûyasında sayıklamaktaydı.
“Umutsuzluk haramdır, umutsuzluk haramdır...”
Bu sırada gür bir ses kızı uyandırdı.
“Bismillah. Kızım sen iyi misin? Bu saatte burada ne yatıyorsun?”
Uzandığı yerden yavaşça doğruldu. Orta yaşlardaki adam Erva’ya, tuhaf bir canlı görmüş gibi, bakıyordu. Mezarl