Keşfet

Günlükten; Veba🍋

MÜEZZİN

25 Ağustos 2006

“Ben artık annelikten men edilmiş aciz bir kulum. Kendi yaprağını taşımaya aciz, mariz bir papatyayım. Bana verilen bu güzel ömrü gayrişuurî ve lâkayt yaşadım. Armağanımıza sahip çıkamadım. Şu an Server’im yaşasaydı küçük meleğimize çok iyi babalık yapardı. Hem annesi, hem babası hem de arkadaşı olurdu. Ben ise anneliği bile beceremiyorum!

Bir hastalık var içimde. Her dakika geçtikçe her saat geçtikte hayatın değerini öğreten beni ise sömüren bir hastalık. Kalbimi ip gibi ilmik ilmik söken bir hastalık...

Konsültasyon sonunda veba teşhisi konuldu. Bu da bana hasta farelerin hediyesiydi. Ama bilirler mi ki ben karantinadayken bebeğime nasıl annelik yapabilirim?

Ah... bir lahzada kendimi zulmetin dürüşt zemininde, soğuk, zalim zincirlere merbut buldum. Karanlığın beynime sirâyet eden silik pençelerinden kurtulduğumu sanmıştım. Lakin nereden bilebilirdim ki, pençelerin alîl iz bırakacağını? Canım yanıyor. Fakat midemden boğazıma kadar tarifsiz bir yanma, yavaşlamaya başlayan kalbim, karıncalanan başım değil canımı yakan başka, müthiş bir yanma, soyut yangın. Kalbimin derinliklerinde yaşayan, acılarla beslenen görünmez bir spazm... yürek yangını... ne ilaçlar iyi gelir ne de yeni bir hayat. Kalbimin açtığı ve asla kapatmaya tenezzül bile etmediği bir dosya. Bana bir halaskar gibi yetişecek olan ve yangını söndürecek olan; ölüm. Ona ise sayılı saatler kaldı...

Biraz daha bu ıstırabı çekeceğim. Küçük meleğimin her gün kapı arkasından tatlı seslenişlerini, tesliyetkâr sözlerini dinleyeceğim. Belki eskisi gibi onu buselere boğup, bebek kokusunu içime çekemeyeceğim fakat onun tatlı sesiyle iktifa etmeyi öğrenebilmeliyim.

Yüreğimdeki şûleyi yangına çeviren bu değil mi zaten? Babasının eksikliği meleğimi üzerken, şimdi de ben...

Allah, Ziya dededen razı olsun. Üzerimizde o kadar emeği var ki... biliyorum, artık Erva’nın sığınacağı tek liman manevi dedesi. Onun, benden daha iyi bakacağına kaniyim.

Ben kendime sahip çıkamadım kaldı ki annelik yapmak... beni affet küçük meleğim...

Birazdan kalem, titrek güçsüzleşen parmaklarımdan kayarak yere düşecek. Eğer son bir kuvvet daha bulabilirsem bu yazdıklarımı imha edeceğim. Ama eğer ki olur da bu yazdıklarım prensesim tarafından okunuyorsa onu öksüz ve yetim bırakmış olarak bu diyardan göçmüşümdür.

Erva, sona geldiğini biliyordu. Bu sefer ağlamayacaktı. Ara vermeden son sayfayı açtı.

İmam Ziya’dan

5 Ocak 2007

Yıldızsız gökyüzü içime sıkıntı veriyor, serin hava kalbimi donduruyordu. İzmir’in kaldırımsız yolları arabalara geçiş hakkı verirken yayalar şoförlerin vicdanına kalmıştı. Minik Ervam, elimi sımsıkı tutmuş, adımlarıma yetişmeye çalışıyordu. Tombul yanaklarını sıkıntıyla şişirip duruyor, şaşkınlıkla yanından geçen insanları izliyordu. Mutlusu, ağlayanı, agresifi... Telaşlılar grubundaydım ben de. Minik Erva’ya değişiklik olsun diye köyüme gitmiştik. Fakat erkenden dönmek zorunda kaldık.

Sabah köyümde biraz gezinti yapmak için dolaşayım dedim. Bir de ne göreyim bir adam herkese benim adımı sorup soruşturuyor. Komşulardan öğrendim adını. Meğerse Server’in kardeşi Raci imiş. Masum yavrucağızı onlara yem etmeyecektim. Hemen geri dönüp Erva’yı aldığım gibi garajın yolunu tuttum.

Nihayetinde kendimizi İzmir’e giden otobüste bulduk. Kuzum da yorgunluktan kucağımda uykuya kalıverdi. İzmir’e vardığımızda karanlık çökmüş yıldızlar belirmişti. Miniğim her şeyden habersiz bir şekilde onu geri getirdiğim için bana küsmüştü. Peri kızımı kaybettim onun emanetini de kaybedemezdim. İnanıyordum. Yüreğimizdeki iyiliğin özü yolumuzu aydınlatacaktı...

8 Ocak 2007

Evimize geleli birkaç gün oldu. Raci’den ses yok.