Keşfet

Bölüm 3 — Kardelen ve Adana Gecesi

Muhtemel aşk

Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından içeri süzülürken evin sessizliği bir anda yükselen seslerle bozuldu.

— Ben artık bu evde böyle davranılmasına izin vermeyeceğim! diye bağırdı Derya.

Defne odasının kapısının arkasında durmuş, aşağıdaki tartışmayı dinliyordu. Babası Murat'ın sesi de yükselmişti.

— Yeter Derya! Her şeyi Defne'nin üzerine yıkmayı bırak!

Defne gözlerini kapattı. Daha yeni güne başlamıştı ama yine aynı tartışmaların içine çekiliyordu.

Bir süre sonra kapısı çalındı.

Ege içeri girdi.

— İyi misin?

Defne başını salladı.

— İyiyim. Sadece biraz yoruldum.

Ege yatağın kenarına oturdu.

— Bugün şirkete gidecektin, değil mi?

— Evet. Gitmem gerekiyor. Hem Demir'le de konuşmam gereken bir konu var.

Ege'nin yüzündeki ifade bir anda değişti.

— Demir mi?

Defne kaşlarını kaldırdı.

— Evet, neden?

— Hiç. Sadece dikkatli ol.

Defne hafifçe gülümsedi.

— Ege, o kadar kötü biri değil.

— Ben onun kötü olduğunu söylemedim.

— Ama yüzünden belli oluyor.

Ege gülerek ayağa kalktı.

— Neyse. Geç kalma.

Öğleden sonra Defne şirkete geldiğinde çalışanların çoğu masalarında çalışıyordu. Koridordan geçerken birkaç kişi ona selam verdi.

Defne, Demir'in odasının önünde durdu ve kapıyı çaldı.

— Gir.

İçeri girdiğinde Demir masasının başında bazı dosyaları inceliyordu. Siyah saçları her zamanki gibi hafif dağınıktı.

Başını kaldırıp Defne'ye baktı.

— Geldin.

— Geldim. Seninle konuşmam gereken bir şey var.

Demir dosyayı kapattı.

— Otur.

Defne karşısındaki koltuğa oturdu.

— Sabah evde yine kavga çıktı.

Demir'in yüzündeki ifade yumuşadı.

— İyi misin?

— İyiyim. Sadece biraz canım sıkıldı.

Demir birkaç saniye sustu.

— Bak, Adana'da bizim bir lafımız vardır...

Defne merakla baktı.

— Neymiş?

Demir hafifçe gülümsedi.

— İnsan bazen kafasını dağıtmak için güzel bir yemek yemeli.

Defne güldü.

— Bu mu senin çözümün?

— Hem de en güzel çözüm.

— Ne yiyeceğiz?

Demir ayağa kalktı.

— Adana kebap.

Defne şaşkınlıkla ona baktı.

— Şirketten çıkıp kebap yemeye mi gideceğiz?

— Aynen öyle.

— Sen gerçekten Adanalısın.

Demir gülerek başını salladı.

— Sonunda anladın.

Defne çantasını alıp evden çıkmak üzere kapıya yöneldi. Tam kapıyı açacakken karşısında Demir'i gördü.

Bir an şaşkınlıkla olduğu yerde kaldı.

Demir, siyah gömleği ve koyu renk pantolonuyla kapının önünde duruyordu. Elinde ise bembeyaz kardelenlerden oluşan küçük bir buket vardı.

Defne'nin gözleri çiçeklere takıldı.

— Bunlar...

Demir buketi ona doğru uzattı.

— Senin için.

Defne çiçekleri alırken yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.

— Neden kardelen?

Demir birkaç saniye ona baktı.

— Çünkü kardelen zor şartlarda bile açar. Bana seni hatırlatıyor.

Defne ne diyeceğini bilemedi.

Demir hafifçe gülümsedi.

— Bu arada...

— Ne?

— Çok güzel olmuşsun.

Defne utanarak gözlerini kaçırdı.

— Teşekkür ederim.

Demir kapının yanından çekilip arabayı gösterdi.

— Hadi, seni bekletmeyeyim.

Defne birkaç adım attı. Demir arabanın yanına gidip kapısını açtı.

— Buyur.

Defne gülerek ona baktı.

— Beyefendi bugün fazla kibar.

Demir kaşını kaldırdı.

— Bugün mü?

— Evet, bugün.

— O zaman bundan sonra hep böyle davranırım.

Defne arabaya binerken elindeki kardelenlere baktı.

Demir kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçti.

Motoru çalıştırmadan önce Defne'ye dönüp:

— Hazır mısın?

Defne gülümseyerek başını salladı.

— Hazırım.

Demir de gülümsedi.

— O zaman Adana usulü güzel bir akşam başlıyor.

Akşam olduğunda ikisi küçük ve sakin bir kebapçıya gittiler. Masaya oturduklarında Demir garsona sipariş verdi.

— İki Adana dürüm, bol salata, ayran... Bir de ortaya patlıcan kebabı getirin.

Defne gülmeye başladı.

— İki kişi için biraz fazla değil mi?

— Adana'da fazla diye bir şey yok.

— Ya bitiremezsek?

Demir omuz silkti.

— O zaman ben bitiririm.

Yemekler geldiğinde Defne'nin yüzündeki gerginlik tamamen kaybolmuştu.

Demir ona bakıp gülümsedi.

— Bak, biraz önceki Defne gitti.

— Hangi Defne?

— Sürekli düşünen, kafasına her şeyi takan Defne.

Defne ayranından bir yudum aldı.

— Belki de gerçekten kafamı dağıtmam gerekiyordu.

— Gerekiyordu.

Bir süre ikisi de sessizce yemek yedi.

Sonra Defne:

— Demir...

— Efendim?

— Bugün için teşekkür ederim.

Demir başını kaldırdı.

— Ne için?

— Beni buraya getirdiğin için.

Demir gülümsedi.

— Bir dahaki sefere daha güzel bir yere götürürüm.

Defne de gülümsedi.

— Bir dahaki sefere mi?

— Tabii. Daha yemek bitmedi ki.

Demir, masadaki ayran bardağını yavaşça bıraktı ve Defne'ye baktı.

— Bugün biraz daha iyi görünüyorsun.

Defne hafifçe gülümsedi.

— Senin sayende olabilir.

Demir başını eğip kısa bir kahkaha attı.

— O zaman bundan sonra moralin bozulduğunda bana söyle.

— Her seferinde kebap mı yiyeceğiz?

— Gerekirse her seferinde.

Defne gülerek başını salladı.

— Sen gerçekten değişiksin.

Demir'in yüzündeki gülümseme biraz daha ciddileşti.

— Defne...

— Efendim?

— Sen benden ne istersen iste. Ne zaman ihtiyacın olursa, ben elimden geldiğince yanında olurum. Bunu bilmeni istiyorum.

Defne birkaç saniye sustu.

— Neden benim için bunları yapıyorsun?

Demir gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi.

— Çünkü senin yüzünün gülmesini seviyorum.

Defne'nin gülümsemesi yavaşça büyüdü.

Demir devam etti:

— Hayatında ne olursa olsun, her şeyi tek başına taşımak zorunda değilsin. Bazen birinin yanında olması yeter.

Defne gözlerini kaçırarak tabağındaki salataya baktı.

— Sen hep böyle mi konuşursun?

Demir gülümsedi.

— Yok. Sadece senin yanında böyle oluyorum.

Defne istemsizce güldü.

— Şimdi de utanmamı mı bekliyorsun?

— Hayır. Sadece gülmeni bekliyorum.

Defne başını kaldırdı.

İkisi birkaç saniye sessizce birbirlerine baktılar.

Sonra Demir:

— Hadi, kebabını soğutma.

Defne kahkaha attı.

— Romantik konuşmanın sonunu yine kebaba bağladın!

— Ben Adanalıyım. Ne bekliyordun?

İkisi de gülmeye başladı...

Yorumlar

  • Sümeyye: Ne? Kebap yemeye şirketten mi gideceksiniz?
  • Büşra: Bok temiz hemen çiçeklerle hareket etmesin demir
  • Metin Taner Yavuz: Senin mutlusunu görmek beni de mutlu ediyor
  • nadire menekşe: derya bu evde daha fazla mücadele etmemelisin
  • Elif Levent: Kavga seslerini duymak zorunda kalmamalıydın
  • Eda Sezer: Çiçekler sana ne kadar çok yakışıyor
  • Cihan Palabıyık: egeye dikkat etmelisin ona güvenme