Heyecan artiyor
on yıllara yayılan ve yurt dışı destekli olduğuna
inanılan ve dolayısıyla sınır aşan mahiyete de sahip bir
diğer terör örgütüyle mücadele tecrübesine katkı
yapmış olduğu söylenebilir.
Türkiye uzun yıllardır mücadele ettiği PKK ve
DHKP-C terörizmine ilaveten özellikle 2014
sonrasında DAEŞ’in yoğun biçimde gündemine aldığı
bir ülke konumundadır.
DAEŞ özelinde bakıldığında en ciddi ses getiren ve
hayat kaybına yol açan saldırılar şunlardır:
*Musul Konsolosluk saldırısı (11 Haziran 2014):
101 gün 49 kişi rehin alındı.
*Suruç saldırısı (20 Temmuz 2015): 34 kişi hayatını
kaybetti, 104 kişi yaralandı.
*Ankara Tren Garı saldırısı (10 Ekim 2015): 103
kişi hayatını kaybetti, 400’den fazla kişi yaralandı.
*İstanbul Sultanahmet polis karakolu saldırısı (12
Ocak 2016): 13 kişi hayatını kaybetti, 14 kişi yaralandı.
*İstanbul İstiklal saldırısı (19 Mart 2016): 4 kişi
hayatını kaybetti, 39 kişi yaralandı ve daha da çoğalan
tehditlerden ve eylem planlarından haberdarız.”
dediğinde sözünü kestim Mustafa amcanın.
“İyi de bunlar çok ağır konular, ben ne diyeceğimi
bilemiyorum, çok şaşkın bir vaziyetteyim.”
Mustafa amca tebessümle bakarak cevapladı hemen:
“Tüm bunları bir kalemde idrak etmeyeceğini zaten
tahmin ettik. Düşün sakin kafayla sonra konuşuruz.
Birde şunu söyleyeyim; bu suikastler eylemler oluyor
ama bunlar kadar birçoğunu da biz bertaraf ettik. Pek
basına çıkmaz o yüzden. Devletimizin bekası için sizler
gibi yiğitlere her daim ihtiyacımız var. Davanın bir
neferi olarak seni davanın neferi olmaya davet
ediyorum. Unutma, Devati Hazretlerine de burada
davet geldi, davet edilen kişi anlamına gelen Devati
isminin bulunduğu yerde sen de bir davet aldın.” dedi.
Şaşkınlığım bir kat daha arttı. Hakikatten de öyleydi.
Mübarek Hz. Peygamber Efendi’miz ve Mahmut Hüdai
Hazretlerinden burada davet almıştı. Heyacanım biraz
daha arttı. Türbesinin üzerindeki kitabe aynen şöyle
yazar:
(Ey hakkı arayan kişi, bir ara cenabı hakkın aşkı
beni kaplamıştı. Hiçbir yerde duramıyordum. Acaba
Beytullah’a gitsem mi diye düşünüyordum. Orada alem
bana açıldı ve Kabe’yi mutahhara önüme geldi.
Altın oluğunun altında Peygamber Efendi’miz Hz.
Muhammed (S.A.V) oturmuşlardı. O anda elime bir
kitap verip buyurdular ki: ‘Makamdan ayrılma’ ve her
gün Peygamber Efendi’miz (S.A.V) gelip o kitaptan
fakire İLM-İ LEDÜN (Maneviyat ilmi) öğretir, ders
verirdi. Ben de onunla amel ederdim.
Şeyh’im Ahmet Efendi buyurdu ki: ‘Bu evin
anahtarını bunun eline verin.’ Verdiler, tuttum. Orada
Seyyit Aziz Mahmut Hüdayi ks. ile Peygamber
Efendi’miz Hz. Muhammed (S.A.V) ruhaniyetleri gelip
‘Bundan sonra bu kapıda her kim mana talep ederse
cevap bulacaktır.’ deyip emaneti teslim eylediler.
Ben de o zamandan beri hizmet ve irşada devam
ediyorum.)
Bunları düşündükten sonra hemen cevap verdim.
“Mustafa amca, kafam allak bullak oldu. Bana
müsaade verin, ben gideyim Ferhat ile buluşmaya.
Daha sonra konuşuruz.”
“Tabii ki evlat, gidebilirsin. Bu konuştuklarımızı iki
arkadaşına da anlatabilirsin ama üçünüzün dışına
çıkmasın bu konu.” dedi.
İçimden dedim ki Ferhat ile Serkan’ı biliyor.
Masadan kalktım çay paralarını ödeyeyim diye ama
çaycı hacı abi çayların parasının ödendiğini söyledi.
Ben tebessümle Mustafa amcaya başımı eğerek
teşekkür ettim ve hızlıca Valideyi Atik Camisi’ne
gitmek için yola çıktım. Yolda hep kafam konulara
takılı kaldı. Özellikle biz YESEVİ Hazretlerinin
ALPERENLERİYİZ kelimesine. Birde onca yaşına
rağmen dünyasından geçmiş, dava uğruna koşan ak
sakallı bir amca vay be!
Müthiş duygular içerisindeydim.
***
Ve Ferhat ile buluştuk İkindi namazlarımızı kıldık.
Valideyi Atik Cami bahçesini bilenler bilir, bahçede
çay içmek, sohbet etmek için çardaklar var. Tam da
padişah köşesi gibi bir yere oturduk, çaylarımızı
söyledik. Ferhat’a konuyu olup bittiği şekilde anlattım.
Şaşırdı kaldı Ferhat.
“Bunun bir oyun olmadığını nereden biliyoruz?”
dedi.
“Bilmiyoruz. Ama Mustafa amcanın anlattıkları
içimde kıpırtılar meydana getirdi. Sürekli davadan ve
nefer olmaktan bahsetti. İnanıyorum be Ferhat’ım!”
diyerek ne yapmamız gerektiğini sordum.
Ferhat bana bakarak şöyle dedi: “Abi, rahmetli
başbuğumuz ALPARSLAN TÜRKEŞ’in çok güzel bir
sözü var: ‘Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir
dava başarıya ulaşamaz.’ O yüzden madem ki davamız,
cesaretle atılganlıkla ve yüreklilikle başarıya gideceksin
abi.” dedi.
“Doğru söze ne denilir Ferhat’ım. İnşallah.” dedim.
Ferhat sağ olsun yine bir fikir verdi:
“Abi Serkan’a gidelim, konuyu güzelce anlatalım.”
Mantıklı geldi, hiç vakit kaybetmeden “Ara bakalım
Serkan’ı. Müsait mi, biz geliyoruz de...”
Ferhat, Serkan ile telefonda buluşacağımız yer
konusunu da kararlaştırdıktan sonra Esenler otogarı
metro durağından alacağını söyledi. Biz de derhal önce
marmaray ile sonra da metro ile oraya geçtik. Fazla
beklemeden Serkan arabasıyla gelip bizi aldı. Oradan
Serkan’ın ofisine geçtik, demli çaylarımız da geldikten
sonra Serkan: “Eeee nedir çok önemli olup da telefonda
anlatamayacağınız şey?” dedi.
Ferhat ile birbirimize baktıktan sonra Ferhat, “Abi
anlatsana.” dedi.
Olup biteni tek tek anlattım Serkan’a. O da çok
şaşırdı, cevap verdi.
“Abi bu oyun olmasın sakın?” dedi.
“Bilmiyorum Serkan’ım, bilmiyorum. Ferhat da
aynısını söyledi, inanın bilmiyorum.”
“Bir dahaki görüşme için haber verecekmiş, düşün,
acele etme.” dedi bana.
“Peki Murat abi sen bunlara telefon numarası mı
verdin? Nasıl ulaşacaklar sana?” dedi Serkan.
“Hakikatten ben numara falan vermedim. Bana nasıl
ulaşacaklar?”
O anda telefonuma mesaj geldi: Yarın saat sabah
10.00’da sana mesaj gelecek, bekle yazılmıştı.
Hepimiz şok olduk. Acaba dinleniyor muyuz ya da
takip mi ediliyoruz diye şöyle etrafımıza baktık. Hayat
akışında gidiyordu.
“Mesajı beklemekten başka yapacağın bir şey yok
abi.” dedi Ferhat.
Haklıydı, ne yapabilirdim ki? Kim neden arar, neden
böyle teklif gelir bana, anlamış değilim.
“Arkadaşlar mesajı alınca benim ne yapmam
gerekir? Sesli düşünelim, bana yardımcı olun.”
Üç arkadaş çaylarımızı içtik, sohbet ettik. Akşam
namazlarımızı Serkan’ın ofisinin oradaki mahalle
camisinde kıldık. Cami çıkışı Serkan bizi çok güzel bir
kebapçıya götürdü. Dürüm adanalarımızı yedikten
sonra çaylarımızı içerken, yatsı namazına kadar hep
aynı şeyleri konuştuk durduk. Konu dava adamı
meselesine geldi. Ferhat söze girdi hemen:
“Dava adamı olmak için çok ilimli yahut çok
kuvvetli veyahut çok zengin olaya gerek yoktur. Dava
adamı olmak için her şeyden önce kişinin davasında
samimi olması gereklidir. Samimiyet, dava adamlığının
esası ve temelidir. Davasına karşı samimi olmayanlar
asla dava adamı olamazlar. Dava adamlığı söylemi
yapanların gerçek dava adamları olup olmadıkları
davaları uğrunda harcadıklarıyla, terk ettikleriyle,
paylaştıklarıyla, fedakârlıklarıyla, gayretleriyle ve
destekledikleriyle bilinir. Davam var deyip de dava
adına çağrıldıklarında üç kuruşun hesabını yapanlar,
beni karıştırma yahut bulaştırma diyenler, öne atılacak
yerde kuytu yerler, karanlık köşeler arayanlar,
diğerlerinin sırtından nemalananlar, şan ve şöhret
peşinde olanlar, davasının dava adamlarını mücadelede
haksız yere yalnız bırakanlar asla dava adamı
olamazlar. Velhasıl sen de bu anlattıklarımdan değilsin,
Abi neden şaşırıyoruz ki, sen tam bir dava adamısın.”
Sonra da Serkan başladı konuşmaya:
“Dava adamı, davası uğrunda yaşamayı ve ölmeyi
bilen ve başaran kimsedir. Davası uğrunda yaşamayı ve
ölmeyi göze almanın derdini dert edinen kimsedir.
Bundan ötürüdür ki dava, dava adamının sağlık ve
varlık sebebi olmuştur. Davanın hayat bekçisi dava,
dava adamının varlık ve sağlık sebebi ise, dava adamı da davanın hayat bekçisidir. İşe Murat abi, sen bizim
reisimiz olarak zaten bu yerdesin. Sana gitme diyemem,
vazife kutsaldır. Sen de dava üzerine yaşayan biri
olarak hak edenlerdensin.” diyerek sözlerini noktaladı.
Bu güzel sözler karşısında Ferhat ve Serkan’a olan
sevgim daha da arttı, can kardeş olduklarını
Yorumlar
- Elif İlhan: @muradi35 harika bölümler var şimdi tam zamandı yeni bölüm umut dolu
- Eda Pekcan: Kardelen bu yaşananlara hazırlıklı olman lazım ama izin ver!
- Tuğba Derya Erdoğan: Dırdırma bunları unutmaya çalış şu kargaşa varken tekrar cevap verin
- Aleyna ş.: Ben bu kitabı bitirdim ama acaba başka bir yere girmeyiz hikayenin gazabını öğrenmeye!
- Melis K.: özellikle dAEŞin etkilerine dikkat etmelisin gençlerden olarak
- Duygu Oral: Bunu mümkün olan en kısa sürede anlatmaya çalışmamalısın bence
- Filiz Çetin: t işte bilgi edineceğimiz gizli kalmış yerler yok giremiyorsun buradan orayı