SOHBET
muhabbet yarıda kesilmesin diye telefonu uçuş moduna
aldım.
Çaylarımız gelmişti, yine tabağın kenarında dilimli
küçük limon parçası ile.
“Evlat!” dedi, “Kimi başlar rüyasını anlatmaya kimi
yaşadığı garip olayı. İşte o kişi için istenilen tüm
malzemeler geliyordu bir bir ona ve anlatılanlar
üzerinden ayetlerden, hadislerden karşı tarafın duymak
istedikleri hoş sözleri mana yükleyerek onları överek
başlar anlatmaya. Karşısındaki kişi dinlemekten mest
olur adeta, teslim olurcasına iyiden iyiye kendini
kaptırır, kendinden bir şeyler bulur.” diyerek anlatmaya
devam etti:
“Karşısındaki insana güler yüzlü, iyi davranarak onu
mest ederken, yalnız kaldığında da ucuz, basit, küçük
de olsa ona hediye verir.” dedi.
Yahu bu adam bizim yaşadıklarımızı anlatıyor sanki
dedim içimden.
“İşte o hediyeyi alan kişi artık onun tamamen
kontrolüne girmiştir artık.”
Çayından bir yudum aldıktan sonra devam etti:
“Onların yanlarında mutlaka sağ kolları vardır ki asıl
hurafe olaylarını onlar anlatır; hem de ne anlatır...
Ballandıra ballandıra, inanarak, halle kelamla. Ve
böylelikle müritleri yavaş yavaş oluşur. O insanlar da
kullanılmaya hazırdırlar. Tam teslimiyetle.” diyerek
beni derin düşüncelere salmıştı. Adeta şok yaşıyordum.
Ben hiçbir şeyden bahsetmeden her şeyi anlatıyordu ak
sakallı bey amca.
Tabii bu arada saatler geçiyor, ikindi vaktine
yaklaşıyorduk: Murad-ı Hayal
15
“Eyvah!” dedim. İkindi namazında Valideyi Atik
Camisi’nde Ferhat ile buluşacaktım.
Kendisinden müsaade istedim, aslında bırakmak da
istemiyordum kendisini ama Ferhat’ı bekletemezdim.
Çayların ücretini öderken ısrarla çaycıya çayları ben
ödeyeceğim demesine rağmen zorla da olsa ben ödedim
hesabı. Vedalaşırken şu okkalı cümleler döküldü
dudaklarından:
“Evlat, Darı’dan örnek verdim, sahte hocadan
bahsettim. Sakın ola ki bunlara aldanma. Sen var git
yoluna, yola çıktığın erlerle muhabbeti kesme, birlik ve
beraberlik içinde olun kadın erkek demeden. Halden
anlayan, güvenli, her şeyi kaydeder gibi Kuddusi
dedenin torunlarıyla asker gibi ol. Var git, yolun açık
olsun, davan kutlu, TÜRKlüğün MANEVİyatlı olsun.”
dedi.
Kafam karmakarışık olmuştu, şifreli sır gibi konuştu
sanki Mustafa amca.
Ona sohbeti için teşekkür ederek hızlıca oradan
ayrıldım. Telefonumu normale almıştım ki telefon
çaldı, arayan Serkan Keleş’ti. Daha ona cevap
veremeden, nasıl olduğunu bilmeden Valideyi Atik
Camisi bahçesinde buldum kendimi. Tam Ferhat’a
bakacaktım ki ak sakallı Mustafa amca takım elbiseler
içinde, son derece şık vaziyette caminin önünden geçip
gitti. Ben şaşkın bakarken ardımdan biri bağırıyordu:
“Murat Murat! Kalk sabah oldu.”
Yataktan fırladım, kan ter içinde sırılsıklamdım.
Bağıran da eşimdi.
Meğerse gördüklerim bir rüyaymış.
“Vay be!” dedim.
O gün olayın etkisinden kurtulamadım, çok etkiledi
bu rüya beni.