Keşfet

Avcı Kâybır

Murassa

Avcı Kâybır, yeni öğrendiği bilgileri sindirebilmek için kütüphane bölümüne yerleştirdiği çalışma masasının, sandalyenin ve uzanmak için koyduğu koltuğun bulunduğu bölüme geçti.

Burası bir kütüphane olmasına rağmen Avcı Kâybır için çok daha fazlasıydı. Vaktinin çoğunu burada geçirirdi. Genellikle kendi başına düşünür, kitap okur ve hiç değilse biraz olsun huzur bulabilmek için kütüphaneye sığınırdı.

Avcı Kâybır derin bir nefes daha aldı.

Hedefine bir adım daha yaklaşmış, sır perdesinin bir katmanını daha aralamıştı. Fakat hâlâ çözülmesi gereken birçok sır vardı.

Kader Taşı'nın Uzay Taşı ile birlikte gönderildiği artık açığa çıkmıştı. Ama nereye gönderilmişti? Şimdi neredeydi?

Bu düşünceler Kâybır'ın zihninde dönüp duruyordu.

"Yok... Bu böyle olmayacak."

Bu kez oturarak değil, yürüyerek düşünmeye başladı. Attığı her adım, zihnindeki yeni bir soru gibiydi. Adımları istikrarlıydı; her adımında ayakları zemine sert bir baskı uyguluyordu.

Sonra bir anda durdu.

"Taşlarla ilgili olarak... Kader Taşı, Uzay Taşı ile birlikte gönderildiyse bunu ancak bir taş bilir ve bulabilir."

Bakışları sertleşti.

"O da Bilgelik Taşı..."

Bu düşünceyle hemen maden bölümüne doğru koştu.

Maden bölümüne hızlıca vardığında Anark'a seslendi:

"Anark! Bana hemen Bilgelik Taşı'nın bulunduğu yeri temizle. Sonra da maden bölümünü boşaltın."

Anark için Kâybır'ın sözleri bir emirdi.

Hemen taşın etrafını temizlettiler. Ardından lider avcı Kâybır'a selam vererek maden bölümünü teker teker boşalttılar.

Kâybır, yavaş yavaş Bilgelik Taşı'na yaklaştı.

Sanki az önce koşan kişi kendisi değilmiş gibi, şimdi büyük bir sükûnet içindeydi. Taşın dibine kadar geldi ve karşısında durdu.

"Merhaba, Bilgelik Taşı..."

Kâybır'ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Nasıl? Bugün yine kendinden taviz vermemişsin. Sana bir şey yapamamışlar."

Sanki karşısındaki taşın cevap vereceğine inanıyormuş gibi onunla konuşuyordu.

"Bugün biliyor musun ne öğrendim?"

Bilgelik Taşı'nda hiçbir değişiklik olmadı.

Kâybır devam etti:

"Ayen Tarihi kitabında yazıyor ki büyük büyük dedem Arun, Samari'yle savaşırken Samari, elindeki Kader Taşı'nı vermemek için son bir gayretle, kalan gücünü kullanarak onu başka bir yere göndermiş."

Kısa bir süre sustu.

"Taş gönderilirken arkasında renkli bir ışıltı bıraktığı yazıyor."

Bakışlarını Bilgelik Taşı'ndan ayırmadı.

"Ama bu bilgi pek aklıma yatmadı."

Kâybır'ın sesi giderek daha dikkatli bir hâl aldı.

"Ben de Ayen Tarihi'nin Değerli Taşlar bölümüne baktım. Kader Taşı'nın siyah ve üzeri altın parıltılarla kaplı bir taş olduğu, gücü kullanıldığında ise ardından siyah bir ışıltı bıraktığı yazıyor."

Başını hafifçe yana eğdi.

"Sence burada bir anlatım ya da yazım yanlışı yok mu?"

Bir adım daha yaklaştı.

"Yoksa..."

Sesi alçaldı.

"Başka bir taş daha mı kullanıldı?"

Kâybır'ın gözleri taşın üzerinde gezindi.

"Kader Taşı başka bir yere... başka bir güç kullanılarak mı gönderildi?"

Tam o anda Bilgelik Taşı'nın içindeki güç hafifçe titreşmeye başladı.

Kâybır bunu fark etti.

İçinde büyük bir heyecan yükselse de bunu belli etmedi. Yüzünde, sanki önemsiz bir konudan bahsediyormuş gibi sakin bir ifade vardı.

Doğru yönde olduğunu artık biliyordu.

"Bak, Bilgelik Taşı..."

Ses tonu hâlâ sakindi.

"Dedim ki kendi kendime, değerli taşlarımın özelliklerine bir bakayım. Kader Taşı'nın siyah ışıltı bıraktığı yazıyor."

Bir an durdu.

"Sonra diğer taşların özelliklerine bakayım dedim."

Kâybır'ın gözlerinde bir parıltı belirdi.

"Ve bam..."

Bilgelik Taşı'nın titreşimi biraz daha arttı.

"Karşıma Uzay Taşı çıktı."

Bu sözlerin ardından Bilgelik Taşı daha güçlü bir titreşim yaymaya başladı.

Kâybır artık emin olmaya başlamıştı.

"Uzay Taşı..."

Sözlerini tane tane söyledi.

"Renkli bir taştır. Bir yerden bir yere araçsız seyahat etmeyi mümkün kılar. Kullanıldığı zaman renkli ışıltılar bırakır."

Kâybır'ın yüzündeki sakin ifade yavaş yavaş kayboldu.

"Sence de bu özellik tanıdık gelmedi mi?"

Bir anda sesi yükseldi.

"Tanıdık gelmedi mi?!"

Sesi maden bölümünün duvarlarında yankılandı.

Kâybır artık adeta Bilgelik Taşı'na kükrüyordu.

Çünkü sabrının da, sırrı saklamanın da sonuna gelinmişti.

"Sen mi yerini söylersin..."

Bir adım daha attı.

"...yoksa benim mi bulmamı istersin?"

Gözlerini taşın içine kilitledi.

"Daha fazla kimsenin zarar görmesini istemiyorsan..."

Sesi bu kez tehditkâr ve kararlıydı.

"Kader Taşı'nın nerede olduğunu söyleyeceksin!"

Kısa bir sessizlik oldu.

"Sana bir gün mühlet veriyorum."

Kâybır son sözünü söyledikten sonra Bilgelik Taşı'nın yanından ayrıldı.Avcı Kâybır oradan ayrıldığı sırada Bilgelik Taşı tehlikeyi haber vermek için Kader Taşı'na sinyal vermeye çalışıyordu titreşim yayarak diğer taşa kendisinin ve yanındakilerin tehlikede olduğu söylüyordu.

ileri ki zamanlarda anlayacağız ki taşların titreşim yayması tehlikede olduğu ve tehlikeyi haber verdiği bilgisi olacaktır.

Maden bölümünden çıktıktan sonra lider tahtının bulunduğu salon bölümüne geçti ve tahtına yerleşti.

Efendisinin geldiğini gören Gorgan hemen yanında yer aldı. Bir süre konuşmadı. Yalnızca Avcı Kâybır'ın emirlerini bekledi.

Kâybır bir müddet sessizce nefes aldı. Ardından başını kaldırarak Gorgan'a baktı.

"Gorgan... Hemen iz takipçilerini hazırla. Benimle beraber Yinyan Arenası'na gideceğiz."

Gorgan başını eğdi.

"Peki, efendim. Ama niçin oraya gidiyoruz?"

Bu sorunun amacı isyan etmek ya da karşı gelmek değildi. Yalnızca orada ne yapabileceklerini ve ne aradıklarını öğrenmek istiyordu.

Bunca zamandır yanında sadakatle duran hizmetkârına baktı Kâybır.

Sanki Gorgan'ın ne düşündüğünü biliyordu.

"Kader Taşı'ndan bir iz bulmaya."

Gorgan bu sözler üzerine şaşkınlığını gizleyemedi.

"Ama efendim... Her yerde taştan bir iz bulmak ümidiyle didik didik aradık. Yıllarca aradık ama bulamadık."

Gorgan, Kâybır'ın yanında yıllarca kalmış olmanın verdiği cesaretle bu sözleri söylemişti.

Kâybır ise sakinliğini bozmadı.

"Biliyorum, Gorgan."

Bir an sustu.

"O zamanlar elimizde hiçbir ipucu yoktu."

Bakışları uzaklara çevrildi.

"Ama şimdi..."

Sesi daha kararlı bir hâl aldı.

"Şimdi taştan geriye bir ipucu var."

Gorgan sessizce dinliyordu.

"Belki bu sefer farklı olur."

Kâybır'ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Bu kez elimiz boş dönmeyiz."

Yarın Yinyan Arenası'nda ne arayacaklarını artık biliyordu.

Kader Taşı'nın kendisini değil...

O taştan geriye kalan izi. Kâybır ise şimdi daha başka bir gözle tarihe bakar tarih herşeyi yazmaz ve tarih birer sorgulamadan çıkan bir ürün olduğu gerçeğini benimser.Ve yanında hep taşıdığı küçük kağıt destesine bu sözleri not eder.Yarın ise iki dünyanın kaderini etkileyecek meçhullerle doludur kimbilir..